Herkesin Haklı Olduğu Tımarhane
Bu ülkede herkes haklıdır. Siyasetçi haklıdır, muhalif
haklıdır, televizyon yorumcusu haklıdır, sosyal medya filozofu haklıdır.
Trafikte korna çalan da haklıdır, korna yüzünden kavga eden de. Kimse hata
yapmaz, kimse yanılmaz, kimse eksik değildir. Böyle bir yerde gerçeğin fazla
şansı yoktur.
İnsanı anlamak için psikoloji okumaya da gerek yoktur. Akşam
haberlerini açmak ya da bir televizyon dizisinin iki bölümüne denk gelmek
yeterlidir. Bir süre sonra kimin senarist, kimin siyasetçi, kimin yorumcu,
kimin mahalle kabadayısı olduğunu ayırt etmek zorlaşır. Çünkü hepsi aynı
okuldan mezun gibidir: Bağırma Sanatları Akademisi.
Türk dizileri öyle bir memleket tasarlar ki, bir süre sonra
seyircisi de o memleketin vatandaşı olur. Bağırarak konuşur, tahammülsüzdür,
açıklamayı gerekli bulmaz, karşısındakini hep aptal olarak görür. Gücünü
abartır ama daha güçlü birini görünce sesi kısılır. Kendisi gibi davranmaz ama
herkese karakter dersi verir. Akşam olunca da kendisine benzeyenleri bulup
küçük iktidar oyunları oynar. Pısırık, kişiliksiz, omurgasız ama her şeyi
bilendir.
Tabii mesele yalnızca diziler değildir. Çünkü diziler
hayattan beslenirken hayat da dizilerden beslenir. Bir noktadan sonra neyin
kurgu, neyin gerçek olduğunu kimse ayırt edemez.
Türk haberlerini izleyen ise başka bir evrenin sakinidir. O
da fesattır, kötülük düşünür, hep "onun yerinde olsaydım" der,
taraftır; karşısında kim varsa ona karşı nefret söylemini geliştirir. Her şey
onun gözünde ya mükemmeldir ya da berbat. Ara tonlara yer yoktur. Gri renk
sanki ülkeden sürülmüştür.
Sonuçta dizi ya da haber izleyen hastadır; hasta olmayan da
kısa sürede hasta olacaktır. Çünkü burada sağlık bulaşıcı değildir, hastalık
bulaşıcıdır.
Bu yüzden siyasette de farklı bir manzara görmeyiz. Orta
oyunu oynanır, ekranda Hacivat ile Karagöz'ün daha yüksek sesli bir versiyonuna
şahitlik ederiz. Kimse çözüm üretmez ama herkes suçlu bulur. Kimse iş yapmaz
ama herkes kahramandır. Herkes memleketi kurtarmakla meşguldür; bu yüzden
memleket bir türlü kurtulamaz.
Erkekler kadınları öldürür; artık haber niteliğini
kaybetmiştir. Kadın programlarında katil aranır ve genelde programa konuk olan
kişi bir süre sonra sıkılıp cinayeti itiraf eder. Çıkar mahkemeye, kravat
takar, indirimli ceza alır; birkaç ay sonra yeni bir kurban arayışına girer.
Toplum dehşete düşmüş gibi yapar, sonra sıradaki vahşete geçer. Çünkü burada
trajedilerin bile yayın süresi vardır.
Ülke toplu travma içindedir; nefes alışları bile normal
değildir. Öfke o kadar ucuzlamıştır ki bir omuz teması cinayet gerekçesi, bir
korna sesi savaş ilanı sayılabilir. Trafikte biri sizi geçerse hakaret etmiş
olur; geçmezse yolu işgal etmiştir. Acelesi olanlar acele etmeden birbirini
döver. Trafik ilerlemez ama öfke son sürat gider.
Türkiye denen ülkede artık hiçbir şey normal değildir;
bundan dolayı normal olanlar absürt gözükür. Sakin insan şüpheli, kibar insan
samimiyetsiz, düşünen insan ise tehlikeli bulunur.
Ülke toptan 49'luk olmuş ama kimse Bakırköy'e gitmez.
Gidenler de çarşısında uzatılan mikrofona konuşur, cahilliğini kayıt altına
aldırır. Sonra o görüntüler milyonlarca kez izlenir ve kimse kendini o
görüntünün içinde görmez. Bu da memleketin ayrı bir yeteneğidir: Herkes
başkasını teşhis eder, kimse aynaya bakmaz.
Ülke geleceğini göremez, sürekli kriz hâlinde yaşar. Bir
kriz biterse yenisi aranır. Sakinlik şüphe uyandırır çünkü insanlar felakete o
kadar alışmıştır ki huzuru anormal bulur.
Hastalar da komaya girer; ya kurtulur ya da ölür. Ölürse
ölümsüz olur. Ölünce badem gözlü olur; onun badem gözlerini öven mutlaka
bulunur. Hayattayken taşlananlar, öldükten sonra heykelleştirilir. Bu toplumun
vicdanı da çoğu zaman mezarlık ziyaretine geç kalır.
Belki de asıl mesele, bütün bunların yaşanması değil; artık
kimsenin bunlara şaşırmıyor olmasıdır. Gürültü normal olmuş, öfke karakter
yerine geçmiş, vicdan ise lüks sayılmıştır. Herkes konuşur ama kimse dinlemez;
herkes yargılar ama kimse kendine dönüp bakmaz. Herkes haklıdır, herkes
mağdurdur, herkes suçsuzdur. Bu yüzden de kimse değişmez.
Sonunda ortaya ne toplum kalır ne ortak akıl; sadece
birbirine bağıran kalabalıklar kalır. Ve o kalabalıkların içinde, aklı başında
kalmaya çalışanlar anormal görünür.
Çünkü burası, herkesin haklı olduğu tımarhanedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.