Aynı Sokağın İki Yabancısı
Bir Marksistin sürekli Kemalizm taraftarları ile imtihanı
hiç bitmeyecek gibi. Çünkü bugünlerde Kemalistler ile Marksistleri buluşturan
tek şey muhalefette olmalarıdır; ortak başka hiçbir yönleri bulunmamaktadır.
Kemalizm, burjuva siyasetini benimsemiş, onun ideallerini
hayata geçirmek için oluşturulmuş bir yoldur. Sınıfsal duruşu nettir:
Kapitalizmi ülke içinde ulus devlet sınırları boyunca oluşturmak ve
geliştirmek, burjuva kültürünü oluşturmaktır. İşçi sınıfını yok sayan, onları
görmezden gelen, haklı taleplerini hiçbir zaman ciddiye almayan bir tavır
içindedir.
Marksistleri Kemalizm ile buluşturan süreç, Lenin'in Rus
Sovyet devletinin sınırlarını korumak amacıyla geliştirdiği tercihle başlar.
Lenin'in güney sınırlarını güvence altına almak için Anadolu topraklarında
kuruluş mücadelesi veren ulus devlete verdiği destekle ortaya çıkar. Komintern
kararları ile bu desteğe ideolojik bir kılıf da uydurulmuştur.
Ülkemiz içinde başlangıçta bağımsız örgütlenen Marksistler,
Komintern içine alınarak bağımlılık ilişkisi içine sokulmuştur. Bir anlamda Rus
Sovyet çıkarları, ülke içinde gelişen sol hareketin önüne konulmuştur. Her
şeyin önündedir Rus Sovyet çıkarları.
Dr. Şefik Hüsnü'nün Komintern'e üye olarak alınmasıyla
bağımsız sol hareket, bir anlamda Kemalizm sosu içinde boğulmuştur. Daha sonra
Şevket Süreyya Aydemir ve Vedat Nedim Tör ikilisinin Viyana üzerinden
dönüşleriyle başlayan Kadro hareketinin doğması ve Kadro dergisi aracılığıyla
oluşmakta olan ulus devletine katkısı, sol düşüncenin ve örgütlenme yapısının
yönünü de belirlemiştir.
Kemalizm bir anlamda solun içine girmiş, sürekli devrim
fikriyatıyla sosyalizme ulaşılacak bir ara alan olarak düşünülmüştür. Yukarıdan
aşağıya doğru bir devrim modeli benimsenmiştir. Mustafa Kemal'in başlattığı
süreç, sosyalizm ile bitecektir!
Bu düşünce yapısı, 27 Mayıs darbesinden sonra MDD (Millî
Demokratik Devrim) hareketi ile Mihri Belli kişiliğinde somutlaşacaktır.
Birbirleriyle buluşmayan iki uç, MDD ile bir anlamda askeri
kıyafet giydirilmiş sol "darbeci" düşünce yapısını da oluşturmuştur.
Kemalist sol darbeciler, Marksistlerle muhalefet içinde yerlerini almıştır.
Yarım kalmış devrimi tamamlamak için...
68 gençlik liderlerinin bu çizgiden uzaklaşması ve
antiemperyalist mücadelelerinin bedeli hayatları olacaktır. Bir kere onların
açmış olduğu yol açılmıştır. Kemalizm eleştiri konusu olmuş ve Kürt halkının
varlığı sol açısından yeniden değerlendirilmiştir. TİP'in başlattığı Doğu
mitingleri, bir anlamda Kemalizm ile sol açısından ilk yüzleşmedir.
Farklı ideolojilere sahip olmalarına rağmen Kemalistler ve
Marksistler, iktidara karşı ortak eylemlilikler içinde yer almışlardır. Bu
ortak zemin, birbiri içinde geçişlerin de kapısını aralamıştır. Öğretmen
hareketi içinde oluşan bu geçişler, daha sonra diğer örgütlenmeler içinde
kendisini somut olarak ifade eder olmuştur. İktidara karşı oluşturulan ortak
tavır, farklı ideolojilere rağmen onları bir anlamda "direniş
komitelerinin" özneleri yapmıştır.
Kemalizm'e yapılan her eleştiri, özellikle 12 Eylül sonrası
dönemde bir anlamda iktidara destek olmak şeklinde algılanmıştır. Böylece
Kemalizm eleştirisi dokunulmaz, konuşulmaz, konu açıldığında üstü kapatılan bir
şeye dönüştürülmüştür. Çünkü kitlesi olmayan solun kitlesel tabanı, Kemalist
düşünce yapısı içinde olan ulusalcı soldur.
12 Eylül darbesi sonrası sağ iktidarlar, panzer altında
kalmış solun yaşam alanlarını yok ederken, Kemalist düşünce içinde başka bir
yaşam alanı açılmıştır. Bunun yanında daha farklı bir yol da ortaya çıkmıştır:
Kürt ulusal mücadelesi, aynı zamanda Marksist solun çekim alanı olmaya
başlamıştır. Bu iki ayrı kitlesel taban, Marksistleri tercih yapmaya, düşünce
yapılarını ve duruşlarını belirlemeye zorlayan önemli etkenler olmuştur.
Marksist bağımsız örgütlenme ve düşünce yapısı yerine,
başlangıçtan bugüne kadar Lenin ile başlayan süreç bir şekilde devam ediyor.
Sınıf zeminli, sınıf iktidarını savunan ama kitlesi olmayan, bağımsız siyasi
hareket kuramayanlar, bir anlamda başkasının gölgesi altında varlığını korumayı
ve oradan devşirecekleri kitle ile yeni bir harekât yapmayı hedeflerine
koymuştur. Fakat tarih bize hep "karanlık içinde karanlığa karşı
mücadele" edilemeyeceğini söyler.
Marksistlerin duruşu ortadadır: Sınıf temelli bir anlayışla,
Marx'ın oluşturmuş olduğu düşünce yöntemiyle hayata ve geleceğe bakar. Tarihsel
materyalizm ve diyalektik düşünce içinde kendi örgütlenmesini oluşturur.
Bağımsız ve özgür bir geleceğin nüvelerini örgütlenme içinde yaratır.
Kemalizm'in, Kürt ulusal mücadelesi ile oluşturmuş olduğu
ilişkide eleştirmeyen, sessizce geçiştiren modeli savunmak, bağımsız olma
duruşuna aykırıdır. Marksistler kendilerini özgürce ifade eder, yapacaklarını
saklamaz ve gelecek modelini işçi sınıfına anlatmakla yükümlüdür. Zincirinden
başka kaybedeceği olmayanlarla ortak hareket eder; onların açmış olduğu yolda
sınıf devletini sönümlemek üzerine kurar. Devleti mutlaklaştırmaz, onun
suçlarını sahiplenmez.
Resmî tarihin yerine işçi sınıfının tarihinin oluşmasını
savunur; geçmişi kendi duruş noktasına göre eleştirir ve geleceği oradan alınmış
dersler üzerine kurar.
Marksistlerin bu tavrı, bugün Kemalizm’in suçlarının üstünü
örtmek değildir. Tersine, onları eleştirmek iktidara sahip çıkmak anlamına
gelmez. İktidarın gitmesi, yerine ona benzer bir iktidarın gelmesini savunmak
ve desteklemek Marksistlerin işi değildir.
Marksistler laikliği gerçek anlamda savunur; dine bakışı ve
duruşu ortadadır. Alevi sorunu karşısında tavrı muğlak olmamalıdır. Alevi
kurumlarında siyaset yapmak ile camilerde siyaset yapmanın aynı şey olduğunu
bilir ve ona göre kendisini konumlandırır.
Ülkemizin iki temel sorunu vardır: Kürt ve Alevi sorunu. Her
ikisi de ulus devletin kuruluş sürecinde komünistler gibi düşman kabul edilmiş;
onları yok etmek ve asimile etmek üzerine politikalar kurulmuştur. Komünizme
Karşı Mücadele Dernekleri kurularak toplumu komünizme karşı mücadele etmek için
örgütleyen devlet, bu iki toplum katmanına, yani Alevilere ve Kürtlere,
kurumları eliyle daha sinsi şekilde mücadele etmiştir.
Asimilasyon, açık mücadeleden daha uzun süreli ve programlı
bir yöntemdir. Genellikle kendi içinde devşirdiği güçler eliyle yürütülür.
Kürtler arasında korucuların oluşturulması, basit bir Hamidiye Alayı
oluşturulması değildir.
Alevilerin asimilasyonu için de Diyanet İşleri Başkanlığı
oluşturulmuş, Alevi köylerine camilerin yapılması ise 12 Eylül darbesi ile
gerçekleşmiştir. Bugün dahi Alevi kimliği ile örgütlenme ve Alevilerin Cemevleri
yasaktır. Bu tercihler de Kemalizm’in temelidir.
Kısaca, Aleviler de Kürtler de Kemalist dünya görüşüne göre
yok edilmesi gereken toplumun "çıban" başıdır. Dersim hareketi, bunu
en çıplak olarak ortaya koyan tarihi bir süreçtir.
Marksistler bunları bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama
bilerek susuyorsa, kendisini gerçek anlamda anlamıyorsa, bu Marksist düşünce
yapısına karşı yapılmış bir hakarettir. Faydacı yaklaşımlarla bugüne kadar
Marksistler ne kitlesel olmuştur ne de sol politika üretebilmiştir.
Kemalistler ve Marksistler aynı sokakta, aynı iktidara karşı
yürüyebilirler. Aynı eylemin içinde yan yana durabilir, aynı sloganı
atabilirler. Fakat bu, onları aynı düşüncenin insanları yapmaz.
Aynı sokağın iki yabancısıdırlar.