Her Şey Yolunda, Sadece Halk Geçinemiyor
İktidar uzun zamandır "Her şey kontrol altında."
söylemini tekrarlıyor. Muhalefet ise çoğu zaman gündemi belirlemek yerine
gündemin peşinden gidiyor. Oysa sokakta yaşayan insanların gündemi çok daha
somut: kira, kredi borcu, icra, geçim derdi ve geleceğe dair umutsuzluk. Asıl
soru şu: Bu kadar derin bir ekonomik ve toplumsal krizin yaşandığı bir ülkede,
emekten yana siyaset iddiasında bulunanlar neden bu sorunlara karşı görünür ve
örgütlü çözümler üretemiyor?
Ülkenin durumu çok kötü; öyle böyle değil. İktidar,
muhalefetten kopardığı belediye başkanları ve milletvekilleri üzerinden
"Her şey yolunda, tek çözüm biziz." havası yaratmak istiyor.
"Bakın, muhalefet çözemedi; ne yaparsa AKP yapar." demekte.
Ekonomik krizin boyutu o kadar büyük ki, neredeyse her iki
kişiden birinin bankaya kredi borcu var. Önemli bir bölümü ise icralık oluyor;
günde yaklaşık 7 bin kişi hakkında icra takibi başlatılıyor. Bankalar
alacaklarını serbest piyasada satışa çıkarıyor; bu borçları düşük bedellerle
satın alan bazı şirketler de tahsilat sürecini yürütüyor. Sonuçta "Ne
koparırsak kârdır." anlayışı hâkim. Bu aracı kurumların ne kadarının
normal ticari faaliyet yürüttüğünü, ne kadarının mafyatik ilişkiler içinde olduğunu
ise bilemiyorum.
Şirketlere her fırsatta af getiren iktidar, memurun, işçinin
ve emeklinin borçlarına aynı yaklaşımı göstermiyor.
Kısacası çalışanlar, emekçiler ve emekliler borç yükü
altında adeta eşitlenmiş durumda. Bu tablonun en büyük kazananı ise bankalar.
Bankalar ülkenin en büyük alacaklısı konumunda. Çiftçinin
tarlasına, traktörüne ve tarım aletlerine icra koyacak kadar alacakları var.
Emeklinin zaten geçinmeye yetmeyen maaşına haciz koyma imkânına da sahipler.
Peki, bizim solcular ne yapıyor?
Daha da vahimi, ev sahibi-kiracı anlaşmazlıkları gün geçtikçe
artıyor. Çalışanlar artık iş yerlerine yakın semtlerde oturamaz hâle geldi.
Ahırdan ya da kömürlükten dönüştürülmüş evlerde yaşamak zorunda kalan insanlar
var. Kısacası, sadece kirasını ödeyebilmek için bir ay çalışan insanların
olduğu bir yerde, bu insanlar ne yesin, ne içsin, işlerine nasıl ulaşsın?
Belediyeler ise ayrım gözetmeksizin ulaşıma sürekli zam
yapıyor; ulaşımı kamusal bir hizmetten çok gelir getiren bir alan olarak
görüyor. Fakiri, çalışanı, asgari ücretliyi düşünmüyor; "Nasıl olsa bir
çaresine bakarlar." anlayışıyla hareket ediyor. Peki, o çare nedir?
Kira ve kredi borcu sorunu konusunda sol örgütler,
devrimciler, sosyalistler ve komünistler ne yapıyor?
Kemalizm soslu liberal "yeni parti" anlayışı,
eylemlerde kırlangıç bayrakları sallamak dışında ne üretiyor?
Halkın sorunları, emekçinin derdi ve umudunu kaybetmiş
emekliler hakkında ne düşünüyorlar?
İşleri güçleri, arada bir Filistin'de yaşanan katliamlara
karşı bayraklı yürüyüş yapmak dışında ne üretiyorlar? Filistinlilerin haklarını
savunmak, bu ülkedeki emeklinin hakkını savunmaktan daha mı az riskli?
Emekli çaresiz. Düşüp dişini kırsa yerine yenisini
yaptıracak imkânı yok.
Kirada oturanlar, yılda iki kez artan kiralar karşısında ne
yapsın? Sürekli icra tehdidi altında mı yaşasın? Evinden icra yoluyla
çıkarıldığı gün ne yapacak?
Çaresiz insanların bu kadar çoğaldığı bir ülkede, sol
politika nasıl olur da bu kadar etkisiz kalır?
12 Eylül öncesinde sol hareket, gecekonduların oluşum
sürecinde önemli dayanışma örnekleri ortaya koydu; geride birçok hikâye
bıraktı. Doktorlar gecekondu mahallelerinde ücretsiz sağlık hizmeti vermek için
bürolar açıyordu. Dönemin sorunlarına çözüm üretmeye çalışan bir geleneğin
bugün benzer üretkenliği gösterememesi, solun ciddi bir kriz içinde olduğunu
göstermiyor mu?
Kendi arkadaşı, yoldaşı açken ondan dayanışma adı altında
para istemek dışında sol ne yapıyor? Kendi dergisini, gazetesini ve medyasını
takip ettirmek dışında ne üretiyor?
Yoksa mesele, "En güzel yaz kampını hangi örgüt
düzenledi?" yarışına girmekten mi ibaret?
Belki de bugün en büyük sorun, insanların yoksullaşması
kadar, bu yoksulluğa karşı örgütlü bir umut üretilmemesidir. İktidar kendi
siyasetini sürdürüyor; bunu zaten bekliyoruz. Asıl sorgulanması gereken, emeği,
dayanışmayı ve halkı temsil ettiğini söyleyen yapıların neden hayatın en yakıcı
sorunları karşısında etkisiz kaldığıdır. Kira, borç, icra ve geçim derdi
milyonların ortak meselesi olmuşken, bu alanlarda somut çözümler ve dayanışma
ağları kurulamıyorsa, ortada yalnızca örgütlerin değil, yıllardır kendisini
emekten yana tanımlayan siyaset anlayışının da ciddi biçimde sorgulanması
gereken bir tablo vardır.