Galata Gazete


5 Eylül 2026 Cumartesi

Sarı Saçlı Adamın Evcilleştirilmiş Şairi

Sarı Saçlı Adamın Evcilleştirilmiş Şairi

Nazım Hikmet sergisi açılmış İzmir'de...

Sermaye, Nazım'ı kucaklayarak onun komünist geçmişini silip âşık, sevgileri için şiir yazan romantik bir insana dönüştürüyor. Sermaye birine sahip çıkıyorsa onun geçmişini, düşüncesini, yaşamını yeniden yaratıp onu bir metaya dönüştürür. Güzel sunumları, yeniden biçimlendirilen hayat öyküsüyle Nazım, sistem içinde, sistemin, sarı saçlı adamın bir neferine dönüşür. Kavga ettiği sistem, şimdi onu kendi diliyle anlatıyor; kendi hikâyesinin içinden onu yeniden kuruyor. Onu içeride tutan, ona işkence yapanlar bu yeni biçimin altında görünmez...

Ne zaman bir solcuya sermaye sahip çıksa, onu metalaştırdığına şahitlik ederim; içini boşaltır, alınıp satılan bir kartpostal hâline getirir. Sonunda, postal içinde ayakta duranların işkence yaptığı görünmez hâle gelir; postalların kimleri ezdiği, neden ezdiği unutulur. Düşüncesinden, yazdığı yazılardan dolayı içeride kalan, işkenceye maruz kalan insanları romantikleştirip onun gerçekliğini ortadan kaldırırlar.

Kartpostala dönüşen şair, sermaye ve onun üzerinden para kazananlar için postal sevici, postal sahiplerine emir veren lideri seven biri oluverir. Aslında o postallar onu çok ezmiştir. O postallar yüzünden kaçmıştır memleketinden; unutulur...

Sermaye içinde çalışan eski solcular, artık vazgeçin solcuların, devrimcilerin içini boşaltmaktan. Siz yapacak başka iş bulamıyorsunuz, biliyorum ama bırakın şairi komünist hâliyle; biraz ona saygı duyun...

Eski solcular en çok sola zarar vermeye devam ediyor. Çünkü sermayenin Nazım'ı dönüştürmesine içeriden itiraz etmesi gerekenler, çoğu zaman bu dönüşümün parçası hâline geliyor. Sermaye sahibi olan eski solcular, onların yanında çalışan solcular ve dışarıdan onlardan para beklentisi olan solcular da yapılan işlere alkış tutmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Solu bu kadar ayakaltına alıp ezmeyin. Zaten postallar gerektiği kadar ezmiş, nefes almakta zorlanmış...

Nazım Hikmet'i ezenler, bugün yaşadığımız rejimi kuran babalardır.

Dün Nazım'ı susturan anlayış ile bugün onu zararsız bir şaire dönüştüren anlayış birbirinden bütünüyle kopuk değildir.

Bugün yaşadığımız tüm sorunların gerçek sorumluları, Nazım Hikmet'i ezip yurt dışında sürgünde yaşamaya zorlayanlardır. Nazım Hikmet'i cezaevinde çürütenler, bugün sermayenin gerçek koruyuculuğuna devam ediyorlar.

Her yapılan etkinlik, hiç yoktan iyidir, diyebilirsiniz. Elbette bir şairin yeniden hatırlanması, eserlerinin insanlarla buluşması değerlidir. Ama mesele, onu nasıl hatırladığınızdır. Nazım Hikmet bu sistemle kavga etti, tıpkı Sabahattin Ali gibi. Biri ülke sınırları içinde faili meçhul bir cinayete kurban edildi; hepimiz aslında onun katilinin kim olduğunu biliyoruz. Nazım Hikmet sürgünde öldü.

Nazım Hikmet'in ailesinin önemli bir bölümü solcu değildir; sistemle uyumlu, devlet ve düzenle ilişkileri güçlü, köklü bir ailedir. Nazım Hikmet onların içinde, bir anlamda, ayrık otu gibidir. Kendi tercihini açık ve net olarak ortaya koymuş, her türlü baskıyı göze almış, inandığı yoldan dönmemiş gerçek bir komünist şairdir.

Sadece şair demek haksızlık olur. Yazardır, tiyatro yazarıdır, sinema senaryoları yazmış ve sinema alanında çalışmıştır. Çok yönlü üreten bir sanatçıdır.

Nazım'ı sadece aşklarıyla anmak, onun aşk şiirleriyle tanımlamaya çalışmak, ona yapılacak en büyük kötülüktür.

Onu evcilleştirmek, yalnızca geçmişini değiştirmek değil; bugün hâlâ bize söyleyeceklerini susturmaktır.

Nazım Hikmet bugün de sansüre karşı savaşıyor, tabuları kırmaya devam ediyor...