Galata Gazete


8 Haziran 2015 Pazartesi

Bir dönem kapanırken…

Bir dönem kapanırken…

Bir dönem kapanırken elbette başka bir süreç başladığı anlamına gelir. Kimse başlayanın nasıl bir son hazırlayacağını bilemez, yaşayarak öğrenir. 12 Eylül’den bugüne sürekli değişim yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Tipik Ortadoğu ülkesi konumuna geldik, ülkenin siyasi lideri bile tipik Ortadoğu liderleri gibi hukuk tanımaz, kanunları işlediği suçu ortadan kaldıracak şekilde düzenleyen biri oldu. Her yaptığını yasalara uydurmadı, yasaları yaptığına uydurdu.

Keyfi suçlamalar, keyfi emirler. Paranoyak düzeyde insanları cezalandırdı. Homojen, emir dinleyen kullar yaratma girişiminde bulundu. Gerçekleri değil, kendi gereğini kabul eden, o gerçek üzerinden kararlar alınmasını arzuladı. Yaratılan sanal gerçeklik, soyut hedeflerin peşinden her türlü eleştiriyi yok sayan, hoşgörüsüz, tek doğruyu bilen olarak emirler saldı sağa sola. Gizli kapaklı işler, örtülü ödeneklerin verdiği rahatlıkla kendi ülkesi dışında ülkelere ayar vermeye çalıştı. Binlerce insanın göç yollarına düşmesinden, katliam uğramasından, iç savaş koşullarının oluşmasından katkısını her daim gizli övünmeler ile kabul etti. Çıkarı ve hedefi için ülkeyi savaş çizgisi üzerinde tutmaktan, Osmanlı idealinin yeniden yaratacağı ve şanlı savaşlar ile kahraman olacağı düşlerini gerçek sanan, oturuşu, yürüyüşünü Kasımpaşalı delikanlı olmaktan çıkarıp, dünyayı Kasımpaşa görüp onun ağası olmaya heveslenen bir savurganlığın tipik bireyi ortaya savruldu. Savrulan sadece kişiliği değildi elbette, kendisi ile birlikte artıklarından nemalanan bir önemli çevre de bu savrulmanın ürünü olarak ortaya çıktı.

Her dönemin bir sermaye grubu vardır, o sermaye grubu palazlanırken, çıktığı kültürü küçük gören, varoşlarda yaşadığını unutan, onları daha da ezen konuma döndü. Din ile her şeyin ağzını örteceğini, kurandan kopardığı ayetler ile suçların üstüne sayfalar atarak yok edeceğini, hac’a gidip imajını değiştireceğini ve de hiç hesap sorulamayacağını düşündü, inandı.  Arkadaşlarının suçlarının ortaklığa savrulması karşısında ve ilişkilerin deşifre olmasından rahatsızlık duyup onlara şemsiye olmayı seçmesi elbette gelmekte olan sonun ertelenmesi için yapılan hamlelerdi... Her türlü muhalefet hareketi kendisine karşı yapılan darbe olarak gören bir paranoyak tutum, ister istemez kişilik parçalanmasına şizofreni tanımının ağızdan ağıza yayılmasını ortaya çıkardı.

Dinci bir rejimin bir ülke için ne kadar tehlikeli olabileceğini ve laiklik denen kurumun neden ortaya çıktığını pratikte kanıtladı. Din ve siyaset yan yana geldiğinde karanlıklar zifiri karanlıklara dönebileceği, hesapsız, ayarsız tepkilerin din adına yapıldığında hesap sorulamayacağı, aile yaşamın, alışkanlıkların, geçmişin tüm birikimlerin bir balyoz altında ezildiğini yaşayarak gördük. Dinci yapıların çıkar etrafında nasıl birleştiği ve yine çıkar çatışması içinde nasıl bir birlerin boğazına sarıldığına şahitlik ettik. Din adına insanların birer bombaya döndüğü, kafalarda soru sormayı ortadan kaldırdığı, her şeyi açıklayan bir liderin olduğu yerde önce biat etmek gerektiği ve verilen emri yerine getir denildiği bir süreci yaşadık. Dinci siyasetin işe yaradığını gören ezilen, horlanan dini gruplarında nasıl siyasete girdiği ve o örnek aldıkları dinci yapıların birer kötü kopyası olduğunu da yaşayarak gördük. Dincilerin olduğu yerler kirlenmeye ve saf duyguları nasıl Hassan Sabbah gibi silaha dönderdiğine şahitlik ettik.

Her türlü dini söylem yapan ve dinden güç alanların ne kadar kirli olduklarını ve çevrelerini nasıl ve hızlı bir şekilde kirlettiklerini yaşayarak gördük. Dincinin Hristiyan'ı, Alevi’si, Şii’si, Sunni’si olmadığını aslında her biri birbirinin kötü kopyasını olduğunu gördük. Dincileri ortak noktada buluşturan kirli hesaplarıdır. Çıkarları için her şeyi yapan ve her şeye bükülenler, hedefleri için girmeyecekleri renk ve ortam yoktur. Elbette bu sadece yaşadığımız son döneme ait gözlem değildir, Alevi inancın siyasi temsilcileri 12 Eylül öncesinde nasıl koalisyon hükümetleri içinde koltuk yarışı içinde, devletin (!) çıkarı için idama giden gençlerin oylamasından kaçıp ortada gözükmemeyi seçtikleri bilinen gerçeklerdir. Dinciler ortak refleksleri vardır, güçlü olduklarında tartışılmaz doğrulara biat eden cemaat isterler… Zayıf olduklarında ise mağdurluklarını nasıl ekonomik güce dönüştürüp, o gücü kendi kişisel çıkarları yönünde harcadıkları ve savurduklarını kısa tarihimiz içinde binlerce örneğini bulabilirsiniz.

Sonuç olarak ve sözü fazla uzatmadan, dincileri siyasi hayatımız içinden uzaklaştırdığımız an çağdaş dünyayı kucaklayabilir, onların yarattığı kirlik ortamından çıkabiliriz. Din insanın içinde yaşaması gereken özel bir alan olarak sınırlandırıldığın da, devlet ile din kurumların ilişkileri kesin çizgiler ile belirlendiğinde hayat daha da güzel olacaktır. Boğaz kesmeler, insan katletmeler, bir otele koyup yakmalar, dine küfretti diyerek mizah dergilerini basmalar tarih olacaktır. Dinciler karanlığı zifiri karanlığa dönderir, ırkçılar karanlığı kan gölüne dönderir. İnsanlık kendi elleri ile yarattığı karanlık ortamdan çıkmak zorundadır. Bunun için öncelikle gerçek anlamda laik sistem yaratılmalı, ırk politikasının temeli olan ulus devlet anlayışından uzaklaşılmalıdır…

Bir dönem bir bomba patlaması ile kapanıyor…

Karanlıkta yaşamak istemiyorsak çevremizde yer alan karanlık dincileri gerçek yüzlerini ortaya sermek ve onları çevremizden uzaklaştırmamız gereklidir...

Dini kendi kişisel çıkar hedeflerine alet edenler dincidir, inandığı için dinci değildir.

İsmail Cem Özkan 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.