Galata Gazete


24 Temmuz 2026 Cuma

Logo Konuşur

Logo Konuşur

Her atılan ilk adım amatör olur; zaman içinde oturur. Çünkü belirleyici olan para ve onun hükmettiği medyadır. Medya görünümü öne çıkınca logo gibi şeylerin önemi artar. Mahalle spor takımlarının bile logoları daha ustaca düşünülür, yapılırken; ülke yönetimine aday bir partinin logosu mizahi konu oluyorsa, bu bir anlamda görünürlüğü artırmak için kullanılan stratejik bir adım olduğu düşünülebilir...

AKP'nin ilk logosunu anımsayan var mıdır?

Zaman içinde bugün kullandığı logoya kavuştu...

Çağrışımları bol olan bir logo; bir yandan Amerikan Özgürlük Heykeli'ni, diğer yandan LED lambaların bu kadar yaygın kullanıldığı bir dönemde klasik Edison ampulünü çağrıştırıyor...

Usta insanlara sipariş edilen logolar, onlara ödenen paranın karşılığını alır...

Siyasi partilerin logoları amatörce, yapay zekâ ürünleri ile yapıldığı an gerçek amacını ortadan kaldırır. Yapay zekânın gazına gelmiş olabilirsiniz...

Bir de her şeyi çok iyi bildiğini düşünenler vardır; onların öngörüsüzlüğü de olabilir...

Sonuçta kamuoyu önüne çıkan siyasi parti, kendi hedef kitlesini, duruşunu, logo ile ilk anda seçmenine vermeyi düşünür...

12 Eylül sonrası Demirel parti kurdurtuyor. Cindoruk kurucu başkan olacaktır. Tüm grafikerlere çağrısı oldu: "Gelin, partimizin logosunu birlikte yapalım." diye... Aslında çoktan belli olan logo, diğer grafikerlere düşünme fırsatı vermiş oldu...

Gelen grafikere nasıl bir logo istediğini soruyor, sonra kendi düşüncesini ortaya koyuyordu...

Aslında Demirel isteniyordu...

Sonuçta Demokrat Parti logosunu da çağrıştıran Demirel oluşturuldu! Demir değil elbette; el... "Dur" işaretine benzer!

"Dur seçmen, nereden geldiğimizi anla." diyordu, bas bas bağırıyordu logo...

Zaman içinde Doğru Yol Partisi ile birleşirken Demirel, AP logosunun da yeni yorumunu taşıyarak Cumhurbaşkanlığına giden yolu açacaktı...

Yeni parti logosu nereden geliyor?

Kime ne anlatıyor?

Logo olsun da nasıl olursa olsun" anlayışını içeren bir çalışma. Sanırım grafikere para vermemek için yapay zekânın muhteşem fikri! :)

"Yeni" diye başlayınca, Yeni Rakı vurgusu öne çıkarıldı...

Bu bir algıda seçicilik özelliği olsa gerek. Yeni Rakı, alkol; yasak ya da ÖTV ile kaç katına çıkan, devlet hazinesini besleyen önemli bir kaynak...

Sonuçta logo nasıl olursa olsun, o "yeni" ile Rakı çağrışımı kaçınılmaz olacaktı. Çünkü bizde "yeni", Rakı'dır!

İktidar her "yeni"yi kötülerken, Yeşilay sloganını üretir...

Akılda kalan şey; alkol kötü şeydir, yeni olan parti de kötüdür...

Bu algı hemen sosyal medyada işledi...

Bu seçim yatırımıdır...

Benim beklentim ise bambaşka bir şeydi, yürüyen adam üzerine oturacak ya da insanlar olarak düşünülmüş bir logo olmasıydı. Çünkü yeni olan, TOMA kapısına çıkıp yumruğu havaya kaldırmaktı...

Beklenti farklı ama beklentiye yanıt vermeyen bir durum söz konusu...

Erdoğan'ın bu "yeni" partinin adını verirken dolaylı etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü krizi yönetemeyenlerin yenisi, eskiden çok uzağa düştü...

Sosyal demokrat vurgusu yerini, merkez, İslami, sağ siyasetin alacağı; yani bir Türkiye koalisyonu olacağı düşünülen partiye bırakmış...

Eğer sosyal demokrat olması düşünülseydi, zaten tabelada yaşayan bir SHP vardı...

Başarılı bir geçmişi vardı ama İstanbul seçiminde belediye başkanı adayı koyarak Erdoğan'ın yolunu açmıştı...

Sanırım bundan dolayı tabela partisi yerine yeni parti kuruldu...

Şimdi soru şu: Bu kurulan yeni parti, bize "yeni" olarak sadece Erdoğan'ı yeneceğiz demekten başka ne söyleyecek?

Yeni partinin; yeni bir stratejisi, yeni bir yolu, yeni bir duruşu olması gerekli. Fakat bize, milletvekilleri ile acele şekilde kurulmuş bir siyasi partinin geçmişin tortularını, CHP içindeki kaosu, kriz yönetememesini yeni olana taşımış olduğunu gösteriyor...

Sorun yalnızca logo değildir; logo, arkasındaki siyasi anlayışın ilk görünen yüzüdür. Örneğin Deniz Baykal, 12 Eylül öncesi CHP içindeki hizbin başıydı ve sürekli Ecevit ile rekabet içindeydi. Deniz Baykal ve arkadaşları ancak 12 Eylül askerî darbesi sonrası partinin başına geçeceklerdir.

Bülent Ecevit CHP’si, "ortanın solu" iken; Deniz Baykal'ın CHP'si, anayasanın ruhuna uygun ikinci parti; sadece muhalif kal, para ile kal, seçmenini oyala, yerelden elde edeceğin belediye başkanları ile seçim dönemini kurtar stratejisi ile bir gelenek oluşturdu...

Bu gelenek henüz yenilmiş değildir. Çünkü Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel'in kavgası bize yeni bir siyaseti sunmadı. Parlak sloganlar, parlak söylemler; popüler ve genç ile eski, yaşlı adamın kavgası olarak yansıdı...

Kılıçdaroğlu’nun sessizliği iktidarın “muhalefeti dağıt, yeniden biçimlendir”  politikası içinde politik güce dönüştü ve o güç 'mutlak butlan' ile hayata geçirildi.

Kısaca; Baykal'ı parti liderliğine getiren 12 Eylül, Kılıçdaroğlu'nu iktidara taşıyan ise mutlak butlan... Özneler farklı, yol farklı ama sonuç ortaktır.

Sonuçta "bir bilen", "derin devlet", "devlet aklı"... Hâlâ görevde demek isteniyor... Çünkü logo, partinin ilk cümlesidir. Dinlemeyi bilen için çok şey söyler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.