Galata Gazete


3 Nisan 2017 Pazartesi

Mülteci!

Mülteci!

Bir ülkede faşizm yükselmesini istiyorsanız yanı başınızda savaş çıkarın yeterlidir, çünkü ülkenizin gümrük kapılarını mülteciler açacaktır.

Mülteci kavramı en çok istismar edilen kavramların içinde yer alır, çünkü her dönem içinde başka anlamlar yüklenerek algılar ile oynanır. Algı ile oynayanların amacına hizmet ettiğinde mülteciler görünür kılınır, yoksa onlar yok sayılır…

Mülteciler savaştan kaçan ve her şeyleri ellerinden alınmış olarak homojenleştirmek aslında savaşı ve mülteci kavramını yeteri kadar incelenmediğini ortaya çıkarır... Mülteci kavramı gözümüzün önünde olan ama gerçekten fazla bilgi sahibi olmadan fikir yürütülen bir alandır...

Savaşların yan ürünü mültecilik kavramı sermayenin yeni sermaye biriktirme alanı oldu... Mülteci ile kara para aynı yerde anılan bir sanayi sektörünün pazarı oldu... Eğer bir yerde sektör oluşmuşsa orada suistimal edilecek çok şey de var anlamındadır.

Mültecilik konusunda bilgisizlik birçok kişinin geçim kaynağı olmasının yanında,  devlet korkutmak amaçlı eğitim ile içimize işler... İstikrar adı verilen eğitim programından geçen biri, fikrini bilgiye dönüştürmek yerine düşmanlık üzerine kendisini konumlandırır... Faşizme karşı olanlar bile mülteci kavramı içinde faşizmi destekleyen ve büyüten konumunda da olabilmektedir...

Emperyalizm hakim olduğu ülkelerde istikrarı ortadan kaldırarak, kontrollü kara para ve insan hareketleri (yasal ya da dışı göç) sayesinde amacına uygun siyasi iktidarlar oluşturur... Mülteciler üzerinden devletler iç işlerindeki pürüzleri faşist uygulamalar ile yok ediyor ya da baskı altına alıyor...

Ulus devlet yıkıldı... Sermaye biriktirme görevi ulusun elinden alındı, şimdilerde bu sermaye biriktirme görevi sanki mülteciler üzerine yıkılmış gibi... Mülteci giden ülkeye sanki görünmeyen bir sermaye hareketi oluyor gibi...

Mülteci kavramı metaya dönüştü, üzerinden para yemeyen kalmadı... Mülteci batmakta olan ülkenin can simidi konumuna geldi... Onlar sayesinde merdiven altı esnaf bile yüzü güldü...

Küreselleşme ulus devletini yok etti, yerine yeni bir şey koyamadı ama toplumlar çürümeye devam ediyor...

Bir toplum göç ya da mülteci yolu ile içten parçalanır ama her zaman olumlu bir şey olur anlamına gelmez... İslami fobi kavramının en üst boyutlara taşındığı Avrupa medeniyeti içinde toplumlar yıkılan devletlerinin yerine koyamadıkları sistemlerini kıta boyutunda İslam karşıtlığı üzerinden bir arada durmaya ve kendilerini tanımlamaya çalışıyorlar.

Bir yere cihat ilan edenler mülteci gibi gözükerek ülkenin her yerine sızanlar her türlü propagandayı aldıkları yardımlar ile yürütürler... İhtiyacı olanlar yerine propaganda amaçlı göçlerde bu istismar edilen alan içinde açılan bir kulvardır...

Küreselleşme kültürleri yok ediyor...

İnsanlar tanımadıklarından nefret eder ve korkarlar. Onlara yüklenmiş anlamlar içinde korkuyu büyütürler... O yüzden kapitalizm korkuyu yayarken anlaşılmayan ve kendisini ifade etmesine engel olduklarının üzerinden yapar...

Demir perdenin arkasında korkunç insanlar yaşardı, şimdilerde savaştan kaçan mülteciler ve İslam... Çünkü tanımıyorlar ve korkuyorlar. Onlarda sanki kendilerine sipariş edilmiş kıyafetler ve saç sakal düzenlemesi ile buna hizmet ediyorlar...

Öç almak... Kendisini ifade etmek için güç kullanmaktan başka çaresi yokmuş gibi algı içinde yaşayanlar...

Kendi bedenini ölüme döndürüp açlık grevleri ile kendisini ifade edenler... Aynı şekilde canlı bombalar... Hepsi bir şeye hizmet etmekte, çünkü korkuyu büyütmekte...

Korku!

Kapitalizm bizi korku içinde yaşamamızı istiyor, daha güvenli, daha korunaklı şehirler, devletler ve siteler... Dokunulmaz ama en zayıf yaratıklar...

Bizler bilmeden veya bilerek sisteme hizmet ediyoruz, çünkü bizim aptal edilme sürecimiz olan eğitimde bunlar normal olarak ve olması gerekenler olarak tanıtıldı. Macera ruh ortadan kaldırıldı, bilinmeze doğru yolculuk yok. En güvenli yerlere, en güvenli araçlar ile ulaşıyoruz.

En güvenli devletlerde yaşamak için hepimiz bilerek ya da bilmeyerek mülteciyiz...

Ezilmiş, hor görülmüş, 3. dünyaya ötelenmiş bizleriz... Ve bizler ne yazık ki öteleyenlerin kapı kulu olmak için bir birimizin üzerine basıyoruz...

Mülteci alan ülke mülteci veren konumda olması yaşamın ironisi mi?


İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.