Galata Gazete


6 Nisan 2017 Perşembe

Nazım Ormanında Gündüz Gece

Nazım Ormanında Gündüz Gece

Bir posta kutusu, gelen günlük gazete ve mektuplar. Sabahın erken saatleridir, şair her zaman olduğu gibi sabah kıyafetleri içinde posta kutusuna bakmak için kapıyı aralar ve havanın ayazından korunmak amaçlı kapının aralığından sadece elini çıkarıp uzatır. Memleketine uzatır gibi elini uzatır ama bu sefer ters giden bir şey vardır. Posta kutusundan aldıklarına bakamadan hepsi yere dökülür, Nazım kapıya sırtı dönüktür ve yavaş yavaş yere doğru düşmektedir.

Memleketinden son haberleri alamadan, son mektuplarını okumadan orada toprağa düşmüştü, ama gerisinde bıraktığı muhteşem bir birikim kitaplar arasında, kitaplara sığmayan anılar ve anıların dışında yaşanmışlıkları acıları, aşkları, kaçışları, direnişi…

İnsanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatı tanımını bu oyunda hayat bulduğuna da şahitlik etmekteyiz. Işık, sahne düzenlemesi oyuncuların Nazım’a hayat vermesini ve sahnede Nazım olduğunu seyirciye aracısız direkt aktarmasında yardımcı olmanın önünde onları öne iteklemiştir… Sahnede Karadeniz dalgasını ve Karadeniz’in öte yakasını anlatan bir Şile yapımı perde vardır. Bu beze bizler Şile bezi demekteyiz ama adının önüne aslında bu oyunun atardamarı diyeceğim ruhunu veren yapımıdır. Bu bezin yapılışı çok özeldir ve en ilginç aşaması da kumaşın şile sahiline serilmesidir ki o sahilde denizin tuzunu emsin, kurusun, dayanıklı olsun... Nazım’ı anlatan tek kelime deseler hasret, özlem denir. İşte bu özlem bir deniz ile simgelenir. Hem komünist şairin partisinin liderlerini Karadeniz hain bir tuzak sonunda toprağa değil, denize boğularak, bıçaklanarak düşmesi, diğer yandan ilk gençlik yıllarında okuduğu Moskova onun ikinci gerçek vatanı olması ve halan orada yatıyor olmasıdır… İlk gençlik yıllarında Batum’dan bindiği tren onu Moskova’ya götürmüş ve önüne yeni bir dünya açarken acılar, hasretler, aşklar, açlık grevleri de açacaktı…

Dünya birinci dünya savaşını yaşarken, ikincisine doğru giderken Nazım cezaevi’nde... Uydurulmuş bir olay yüzünden mahkum edilmiş, yaşadığı ülkeyi orada tanımış, destanlarını orada yazmıştır. Ayrıcalıklıdır, o yüzden daha fazla eziyet çekmesi için ellerinden geleni yapmışlar. O bir şairdir, yaşadıklarını dizelerine almıştır…

“Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...”
Kendi dizeleri içinde kendisini anlatır…

Onun hikayesi bizim hikayemizdir…

Mehmet Esatoğlu onun hayatını anlatırken bizi de anlatmakta ve onun yaşadığı sürecin tarih kronolojisini de müzikler ve şiirler eşliğinde bize sunarken, oyuncular Mehmet Esatoğlu’nun cümlelerine kendi yorumlarını katarak bizim öykümüzü insanca anlatmaktadır…

15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963

Nazım iki rakam arasında bir çizgide yaşadı. Mehmet Esatoğlu o çizgiyi bize sahnede sunmaktadır…

Özel tiyatrolar en ekonomik şekilde seyircinin karşısında çıkmak zorundadır, çünkü piyasa denen mekanizma iyi olanı değil, iyi pazarlanan hayat hakkı tanımaktadır. Ama bu durumun istisnası vardır, onlar da mesleğine gönlünü vermiş, amatör ruhunu hiç yok etmeden sadece oyuncu ve sadece tiyatro diyerek amacına uygun şekle sahnede bulunanlardır… Tiyatro Simurg işte o ruhu yaşatanların mekandır… O mekanın sahnesi sokaklardır, tiyatro salonlardır, oyunlarını sergileyebilecekleri her yerdir… Usta oyuncu Mehmet Esatoğlu amatör ruhunu koruyarak insanı insanca ve insanların olduğu yerde insanın öyküsünü anlatmaya devam ediyor. Kendisinin yazdığı, yönettiği ve kendisi gibi güzel insanlar ile güzel bir oyun sahneye koymuş…

Büyük şair Nazım Hikmet yeniden sahnede hayat bulurken hayat hikayesi Mehmet Esatoğlu kurgusu ile yeniden oluşturulmuş. Bu yeni olana hayat veren her emekçi oyunu büyük bir şölene dönüştürmüş… Vakti olanlar bu oyunu gidin görün derim…

Emeği geçenlere teşekkür ederim…

İsmail Cem Özkan



Nazım Ormanında Gündüz Gece
Anne Celile hanım : İnci Bilaloğlu
Piraye: Aydan Cömer
Vera: Hale Üstün
Nazım :İbrahim Karamemet - Mehmet Esatoğlu
Münevver: Merve Köse
Dekor-Işık Hamit Demir
Teknik Yönetim: Fahri Bozbaş- Burak Yalçınyiğit

Afiş: Hamit Demir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.