Alevilikte Üst Kimlik Sorunu
Alevi sorunu olduğunu ben demiyorum, devlet diyor. Devlet,
yıllarca çözemediği sorunlar konusunda açılım yaparak o sorunun varlığını ilan
eder. Açılım yapmak, sorunun resmî olarak kabul edilmesidir; ancak bu, sorunun
doğru tanımlandığı anlamına gelmez.
Alevi sorunu, Kürt sorunu gibi Cumhuriyet’in kuruluşundan
beri vardır. Ancak bu sorunlar aslında Cumhuriyet öncesinden bugünkü devlet
yapısına aktarılmıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılışı ve yerine yeni bir devlet
kurulması sürecinde, eski kurumlarla birlikte sorunlar da yeni rejime
taşınmıştır. Yeni rejimin başlangıçta bu sorunları çözeceği düşünülmüş olsa da
zamanla sorunlar yok sayılmıştır. Rejimin biçimlenmesi ve yetkilerin tek elde
toplanmasıyla birlikte beklentiler yerini sessizliğe bırakmıştır. Kürt ve Alevi
sorunları yıllarca yok sayılmış, hiç yokmuş gibi davranılmıştır.
Kürt isyanları İngiliz kışkırtması olarak görülmüş, silah
gücü ve özel mahkemeler aracılığıyla bastırılmıştır. Cumhuriyet rejimi çoğu
zaman toplumu özel yetkili mahkemeler eliyle düzenlemiş, bunu da yasal çerçeve
içinde yapmıştır. Bu nedenle devletin uygulamaları sorgulanmamıştır. Kısacası
bir yüzleşme yaşanmamıştır. Yüzleşme olmadığı sürece sorunlar baskı altında
tutulmuş ve yok sayılmıştır.
Ulus devletin çözülüp yerine küreselleşme dalgası eşliğinde
liberalizmin yükseldiği süreçte, yok sayılanlar ister istemez görünür hâle
geldi. Çünkü bu görünürlük, emperyalist politika olarak tanımlanan Yeşil Kuşak
siyasetinin ve daha sonra Arap Baharı’na uzanan sürecin atmosferine uygundu.
Kürt sorunu devletin en üst makamınca kabul edildikten
sonra, Alevi sorunu da kaçınılmaz olarak gündeme gelmiştir. Resmî olarak “Alevi
sorunu” dillendirilmese de alınan önlemler ve Kültür Bakanlığı bünyesinde
oluşturulan müdürlük aracılığıyla sessiz bir açılım süreci yürütülmüştür. Alevi
sorununun bulunduğu yerde laiklik de tartışmalı hâle gelmektedir. Bu
topraklarda laiklik denilen kavram, hilafetin başkanlık adı altında devlet
denetimine alınmasıdır. Soydan gelen aracılık kaldırılmış, yerine eğitimden
geçirilmiş ve devlet politikasına uygun hareket eden Diyanet İşleri Başkanlığı
kurumlaşmıştır. Aslında sadece tabelası ve merkezi değişmiştir.
Alevi sorununun zamana yayılarak, bizzat Alevilerin eliyle
sorun olmaktan çıkarılması da devlet politikası hâline gelmiştir. Hacı
Bektaş’ın Türk olduğu, Çepni kolunu temsil ettiği ve ibadet dilinin Türkçe
olduğu yönündeki söylemler, kültür bakanları aracılığıyla yayılmış; böylece
Alevi kimliğinin içeriği alttan alta yeniden şekillendirilmiştir.
Ancak “Alevi kimliği”nin gerçekten neyi anlattığı
sorulmamıştır. Alevilik bir üst kimlik midir? Bu üst kimliği kim oluşturmuştur?
Alevilik, klasik İslam içinde yer almayan ama İslam
şemsiyesi altında kabul edilen bir yaşam ve inanç biçimi olarak tanımlanmış;
kökeni Şamanizm’e ve Zerdüştlüğe bağlanan söylemler öne çıkarılmıştır.
Peki bu Alevi söylemi içinde Arap Alevileri nerede
durmaktadır?
Aleviler; Türk, Kürt, Arap ve başka aidiyetler içinde var
olmuş olabilir. Ancak Türkiye’de Arap, Kürt ve Türk Aleviliği biçim ve içerik
açısından tanımlanırken, farklılıklar yerine devletin işaret ettiği çerçeve
esas alınmıştır. Türk Alevilerinin geleneksel ve töresel ibadet biçimi merkez
kabul edilmiş, Alevilik tanımı da bunun etrafında oluşturulmuştur. Bu durumda
Arap Aleviliği nerede durmaktadır? Kürt Aleviliği nerede durmaktadır?
Kürt Aleviliği içinde semah ararsanız bulabilir misiniz?
“Cem ibadeti” adı verilen törenler belirli kurallarla
homojenleştirilip cem evlerinde uygulanmaya başlandığında, Arap ve Kürt
Aleviliğinin inançları ve töreleri de yok sayılmıştır. Onlara, kabul edilmiş
olan kurallara uymaları söylenmiştir.
“12 hizmet”, “ulu ozanlar” gibi kavramlar genel kabul
görmüş; ancak üzerlerinde ciddi biçimde düşünülmemiştir. Bunlar zamanla
homojenliğin parçası hâline getirilmiştir. Rakamların kutsallığı
yaygınlaştırılmış, Zülfikar görünür kılınmış, barışın yerini savaşın sembolü
almıştır. Peki aslan ve ceylan nerede durmaktadır?
Alevilik bir üst kimlik olarak ortaya konulduğunda, tüm
Alevileri kapsayan ortak bir tanım oluşturulması gerekir. Ancak buna
ulaşılamamaktadır. Çünkü hâkim hâle gelen Alevilik anlayışı, Türk Aleviliğinin
Sünni İslam ile karışmış biçimine dönüşmektedir. Böylece Bektaşilik yeniden
yorumlanmakta, yeni tanım içinde Aleviliğin merkezine yerleştirilmektedir.
Eğer Alevilik Bektaşilik ise Osmanlı neden Alevi ozanların
derilerini yüzmüştür?
Bektaşiler yıllarca Osmanlı ordusu ve hanedan ile birlikte
hareket ederken, Aleviler isyankâr ve Caferi olarak görülmüştür. Kısacası
Alevilerin boynunu kesen kılıç da Bektaşilerin elindeki Zülfikar olmuştur.
Alevilik üst kimlik olarak kabul edildiğinde, bu kimliğin
geleneği ve göreneği ile bağ kuran tanımı nedir? İbadeti nasıl olmaktadır?
Arap Alevilerinde dede yoktur. Kürt Alevilerinde pirler
vardır. Peki dedelerin konumu nedir? Kaynaklarda, Yavuz’un Alevileri kılıçtan
geçirdikten sonra bazı Alevilere post dağıttığı da ifade edilmektedir. Bu
nedenle Alevilerin içinde, Yavuz’dan bugüne kadar gelen Alevi görünümlü
liderlerin bulunduğu düşünülmektedir.
12 Eylül öncesinde Alevi dedeleri farklı partilerde milletvekilliği
yaparken bile ortak bir birlik oluşturmamıştır.
Bugün bir Alevi tanımı yapılmak istenmektedir. Ancak Türk
Aleviliğini bütün Alevilerin örnek aldığı tek Alevilik olarak kabul ederseniz,
Aleviliği yok etmiş olursunuz. Peki yaşayan Aleviliğin tanımı nasıl
yapılmalıdır?
Sonuç olarak Alevilik, tek bir inanç biçimi ya da homojen
bir kültürel yapı değildir. Türk, Kürt ve Arap Aleviliği tarihsel olarak farklı
gelenekler, ritüeller ve aidiyetler içinde var olmuştur. Ancak modern devletin
ve resmî kurumların yaklaşımı, bu farklılıkları korumaktan çok ortak ve
denetlenebilir bir Alevilik tanımı oluşturma yönünde gelişmiştir.
Bu nedenle “Alevilik”, bugün bir inançtan çok üzerinde tanım
mücadelesi verilen bir üst kimlik hâline gelmiştir. Sorun tam da burada
başlamaktadır. Çünkü üst kimlik oluşturulurken farklılıklar görünmez hâle
getirilmekte, bazı gelenekler merkeze alınırken diğerleri dışarıda
bırakılmaktadır.
Eğer Alevilik bütün Alevileri kapsayan bir üst kimlik
olacaksa, sadece Türk Aleviliğinin ritüelleri, kavramları ve tarihsel anlatısı
üzerinden tanımlanmaması gerekir. Aksi durumda ortaya çıkan şey ortak bir
kimlik değil, belirli bir Alevilik yorumunun genelleştirilmesi olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.