Açlıkla Başlayan Mücadele
Daha düne kadar işte çalışan, yarını düşünmeyen bireylerdi.
İşyerleri özelleştirilince başlarındaki devlet güvencesi kalktı. Açgözlü
işveren, daha fazla parayı kasasına doldurmak için işçinin maaşını, alın teri
ücretini zaten vermeyi hiç düşünmedi; vermedi. “Bugün vereceğim, yarın
vereceğim.” derken aylar geçti. İşçi bankaya borçlandı. Eskiden bakkallar
vardı, şimdi bakkalların yerini üç harfli marketler aldı. Onlar da borç yazmak
yerine banka kartı vermiş; banka kartına borç yazıyor ama tefeciden beter, daha
fazla faiz alıyor. Güya bu üç harfli marketler faize karşı bir düşüncenin
ürünü!
Faiziyle borçlanan işçi, gün geçtikçe borcunu ödeyemeyecek
kadar aç kaldı. Ne ekmek alabildi ne de çocuğuna süt…
Sadece markete mi para ödenir günlük yaşamda?
Su, elektrik, doğal gaz… Hadi doğal gaz olmasın, tüp!
Parasız olunca mutfakta bir su kaynatacak, bir çay demleyecek durumdan bile
çıkar insan.
İşçi aç, ailesi aç… Gelecek hayalleri artık ortada yoktur.
Tüm hayatı, geçmişi, yarını üzerine yıkılmıştır.
Tek çaresi vardı: hakkı için mücadele etmek.
Hak dediğin nedir?
Alacağın.
Faizler mi?
Hele bir maaşını alsın; faizi düşünecek durumda değil!
Maaşını aldığı gün elden vermeyecekler elbette; bankaya
yatacak. Banka da faiziyle alacağını hemen kesecek. Sonuçta işçinin cebine tek
kuruş girmeden o üç harfli marketlerin bankaları el koyacak.
Sonuçta elde sıfır… Alacağı da banka faizine gitmiş olacak.
İşçi çaresiz…
Bir girdabın içine bırakılmış…
Sadece işçi mi?
Ailesiyle birlikte…
Çocuğunun gelecek hayalleriyle birlikte…
İşçinin elinden tutacak tek bir kurum kalmış ortada:
Daha önce kimsesizlerin sesi, emeğiyle çalışanların dostu
olan; en küçük eylemde dahi işçinin yanında duran sendikalar…
Sendikalar, siyasi partilerden daha etkin hâle gelmişti.
Onların hakları için yollara düştüler. İşçi, hiç düşünmediği solcuların
sendikasına sığındı.
O güne kadar o solcuları vatan haini görmüş, onları
ötekileştirmiş bir işçinin değişimi açlıkla başlamıştır.
Solcu demek; işçinin sesine ses katmak, onun mücadelesini
büyütmek, hakkı için mücadele ederken sorunun siyasi yönünü ortaya koymaktır.
Bağımsız Maden-İş Sendikası, bir umut derneğinden doğmuş;
bir umut sendikasına dönüşmüş bir düşüncenin evrilmesiyle ortaya çıkmış,
bağımsız ve sınıf karakterli bir oluşumdur. Liderleriyle birlikte her zaman
meydanlarda, polis ve özel güvenlik engellerine karşı dik duranların örgütüdür.
Zaman ve eylemler de onları dönüştürdü. Nerede ne yapacağını
bilen, sınıf karakterini ortaya koyan, sınıf mücadelesinin sesini işçilere
aktaran; onlarla birlikte, çıplak ayaklarla yola çıkan bir oluşum oldular.
Kimse perde gerisinde değil; her şey ortada, her şey işçinin yanında, onun
gözünün önünde… Birlikte karar alıp birlikte yola çıktılar.
Bu, Mahirlerden gelen bir düşüncenin hayat bulmasıdır.
Mahir’in resmi yok o meydanlarda ama onun liderlik anlayışı o meydanların
ruhuna işlemiştir.
Kızıldere’nin dayanışması, Yeni Çeltek’in birikimi… Bugün
Kurtuluş Parkı’nda “Kurtuluşa kadar savaş!” sloganlarının yerini başka
sloganlar almıştı bile…
Çağdaş bir 15-16 Haziran, Kurtuluş Parkı’nda; polis
barikatlarına elleri havada yüklenen işçinin sesinde, alın terinde, çıplak
ayaklarında oluşan yaralardadır.
Kurtuluş Parkı, sınıfın mevzisi olmuştur.
İşinde gücünde olan işçi, birkaç ay içinde sınıf
mücadelesinde bir nefer olmuştur. Mücadele içinde öğrenirken; düşünmeden,
tartmadan olayların içinde biçimlenmiş; artık geçmişteki ötekileştiren,
işverene yağ çekerek hak alacağını sanan bireyden çıkmış, direne direne hakkını
alacağını bilen bir sınıf neferine dönüşmüştür.
Grevler ve eylemler bireyi biler. Oluşan atmosfer içinde,
binlerce kitabın, binlerce hatibin anlatamayacağı bilgi birikimi ve tecrübeye
kavuşur. Keşke dışarıdan kendine baksa; nasıl değiştiğine kendisi bile
inanamayacaktır.
Onları ziyaret edenler, sol yumrukları havada olanları
görünce; siyasi parti başkanlarının, aydınların sözleri karşısında onların ne
kadar mutlu, huzurlu ve umut dolu olduğunu görecektir.
Mazlumun, ötekileştirilenin, sessizlerin sesi soldur. Sol,
yumruğun havada olmasıdır.
Kurtuluş Parkı, solun üzerindeki ölü toprağının
silkelenmesidir.
İşçinin baretini yere vurması, elini havaya kaldırması;
sadece Ankara’daki eski solcuları uyandırmakla kalmıyor, halkın gözleri önünde
sınıfın gerçek dostlarının sesi oluyor.
Gezi sürecinde öldürülen gençlerin ailelerinin yaşadığı
değişim ortadadır. Alevi ya da Kürt oldukları için dönemin başbakanı tarafından
yuhalatılan bu insanlar, büyük bir baskıya rağmen dimdik durmuştur. Bu duruş,
tarihin en onurlu sayfalarından biridir.
Kurtuluş Parkı’nda direnen işçiler de aynı şekilde onurlu
duruşlarını sürdürmektedir.
Mutlaka kazanılacak bir gelecek var.
Onurlu insanların dik duruşu yarını aydınlatacak, karanlığı
dağıtacaktır.
Dün ötekileştirdiğine bugün omuz verir.
Dün korktuğu yerde bugün yürür.
Çünkü açlık öğretir.
Ama mücadele değiştirir.
Bugün Kurtuluş Parkı’nda yükselen ses, sadece bir maaş
kavgası değildir.
Bir sınıfın kendini hatırlamasıdır.
Ve o hatırlayış, yarının en güçlü ihtimalidir.
Çünkü hiçbir karanlık, yan yana duran insanların direncinden
daha güçlü değildir.
Ve hiçbir açlık, hak arayan bir insanın iradesinden daha
uzun sürmez.
İsmail Cem Özkan
.jpeg)