Tabela Değişiyor, Düzen Aynı
Türkiye'deki tüm sosyalist siyasi partileri toplarsınız,
"mutlak butlan" CHP kitlesi kadar etmiyor. Diyeceksiniz ki onlarda
para var, Kemalizm hamuru var, Aleviler var... Yani henüz mecliste seçime
gitmeden bir siyasi partinin eridiğine şahit oluyoruz. Ama yok olmuyor;
mecliste vekilleri, belediye başkanları ve belediye meclislerinde seçilmiş
üyeleriyle ayakta kalacak.
CHP seçimle meclis dışında kaldı, bir de kapatılmış parti
tarihi var. Meclis dışına düşürme kabiliyeti bir MHP'nin, bir de CHP'nin
tarihinde bulunuyor. Onları meclis dışına düşüren liderler zamanında parti
liderliğini bırakmadı. MHP hâlâ aynı liderle yoluna devam ediyor.
Şimdi CHP, Kılıçdaroğlu Partisi kimliğine büründü.
MHP zaten Devlet Bahçeli partisidir.
Peki Erdoğan partisi neden bu iki partinin kaderini
yaşamadı?
Çünkü iktidardan düşmediği için. Düştüğü an Özal'ın ANAP'ı
olacak.
ANAP hâlâ var mı?
Evet, varlığını koruyor.
Şimdi, yeni kurulacak olan ya da kurulmuş olan siyasi
partinin, bu partiler çöplüğü içindeki yeri ve görevi ne olacak?
"Erdoğan gitsin de ne olursa olsun" partisi adını
almış olsaydı, kesin kemikleşmiş oyu vardı.
Osmanlı'da da Müslüman'da da oyun ve hile bitmez...
Bakalım yeni siyasi partinin başından neler gelip geçecek.
Ama "mutlak butlan" kesin geçmeyeceğini şimdiden ilan ediyorum!
Sağ siyasetin hâkim olduğu yerde neden sosyalistler
kitleselleşmek için uğraşmak yerine, "Var olsun, küçük olsun, benim
olsun." diyerek tabela partisi konumundan (tabela dediğime bakmayın; Özgür
Özel mitinglerinde kırlangıç sallamak) çıkmak için gayret etmezler?
Neden DEM Parti içinde, DEM liderliğindeki HDK içinde yer
alarak vekillik pazarlığı yapmaları dışında görünür olamıyorlar? Şimdi mecliste
kaç sosyalist vekil var?
CHP neden geçmişte bir tane bile sosyalist vekili meclise
taşımadı da; nerede sağcı, omurgasız, dinci, seçildiği gün karşısında
konumlandığı AKP saflarına katılan vekil varsa onları taşıdı?
Bugün mecliste ve belediyelerde CHP tabelası altında
seçilmiş ama AKP saflarında siyaset yapanların bolluğu var.
Bu sadece Erdoğan'ın siyasetini başarılı şekilde yürüttüğü
ya da sadece hukuku silah olarak kullandığı veya dini siyasetin maşası yaptığı
için olmadı diye düşünüyorum. Siz, şu anda kahraman olarak gördüklerinizin hiç
mi bu tabloda fırça izini görmezsiniz?
Yeni partinin geçmişi bana güven vermediği için, gelecek
açısından da AKP için vekil toplayan, muhalefeti peşinden sürükleyen bir parti
görünümü vermektedir.
Orası, parasıyla pazar günleri Halk TV sabah programına
çıkıp türkü söyleyenlerin partisi olmaya mı devam edecek; yoksa gerçekten
düzenin aksayan yönlerini düzeltip emekliye hak ettiği yaşamı sunacak bir parti
mi olacak?
Bugün var olan tüm siyasi partiler emeklilerin durumundan
şikâyetçi değil; programları da yok.
TÜİK gibi bir yalan makinesinin verilerini gerçek kabul
edip, "Aslında yalan ama gerçek; ne yapalım, elimizden bir şey
gelmez." diyerek Erdoğan ve ekibinin emekçiyi yok ettiği, çaresiz
bıraktığı düzenden sözde de olsa şikâyet etmeyenlerin birliği konumundalar.
Özgür Özel belediyeciliği İstanbul'da yaşanıyor. Fakir daha
da fakir olurken, kendileri suya ve ulaşıma zam yapmakta geri durmuyor. Bir iki
lokanta açmış, bir iki çocuk yuvası kurmuş diye sosyal belediyecilik olmaz.
Şehirlerde Yenikapı alanında festival adı altında şenlikler düzenleyip yerel
olana biraz görünürlük kazandırmak ve yemek pazarlama çadırları kurdurmak
sosyal belediyecilik değildir.
Bugün halkı, fakiri, mazlumu ve ötekileştirilmişleri
kucaklayan ne yazık ki bir siyasi parti yok.
Sosyalistler üzerine alınmasınlar; onların kucaklayacak ne
kolları ne de kadroları var. Bir iki eylem yapıp elli kişiyi toplayarak, her
renkten flamalarla polisin karşısında durmak siyaset değildir.
Sosyalistleri bir türlü anlamıyorum. "Katıl,
büyüyelim." çağrısı yapıyorlar ama katılsan da büyümeyen, gelecek
perspektifi olmayan; aşiret, tarikat, dergâh artık adına ne derseniz deyin öyle
bir yapı görünümündeler. Sınıf partisi özelliklerini bir türlü göremedim.
Umarım olurlar da ben de gönül bağı kurarım.
Ellerinde burjuva devlet bayraklarıyla sınıf mücadelesi
yapılmaz. Bunu her sosyalist bilir. Ama burjuva devlet bayrağı olmadan
dolaşınca "'gavur' muamelesi görüyoruz, en iyisi bayrağın altına
sığınalım, bize saldırı olmasın." mantığıyla yapılan her hareket, aslında
sağ siyaseti beslemekten başka bir işleve sahip değildir.
Sınıf mücadelesi, sınıfın imgeleriyle ve sınıfın bayrağıyla
olur. İşçi sınıfını burjuvazinin taşıdığı bayraklar temsil edemez. Olursa ne
olur? İşte içinde bulunduğumuz zamanda sosyalistlerin durumu olur. İleri
gidemezler ve sürekli Erdoğan karşıtlığı üzerinden, Erdoğan'a karşı olan her
mitingde görünür olmak için kırlangıç sallayan; sadece kırlangıç sallamak için
kadrolu elemanları olan yapılara dönüşürler.
Sınıf mücadelesi olmayan yerde ne özgürlük olur, ne
demokrasi, ne de mazlumların hakları. Olsa olsa onlara sunulan; biat etmek ve
sessizce başlarına geleni kader diyerek katlanmaktır.