Güç Sarhoşluğu
Uzun süre iktidarda kalmak, yalnızca seçim kazanmak
değildir. Aynı zamanda kaybetme ihtimalini unutmak, hesap verme zorunluluğunu
hissetmemek ve gücü kalıcı sanmaya başlamaktır.
Erdoğan, seçim olsa kazanacağını, muhalefeti darmadağın
ederek garantiledi. Peki, bu teoride doğru; pratikteki sonuçları ne?
Erdoğan'ı destekleyen sermaye artık işçisine açlık maaşını
bile fazla görmeye başladı. Aylarca maaş vermiyor. Keyifle işçilerin üzerinden
elde ettiği geliri tek başına yeme, yeni yatırımlar yapma, yeni talanlar yapma
derdinde. Madencilik öyle bir şeydir ki kuralına uyarsan az geliri olan, kayıt
dışına düşürüp merdiven altından satarsan daha fazla geliri olan ama işçi
cinayetleri hiç eksik olmayan bir iştir. Çünkü işverenler kasalarını işçilerin
kanlarıyla doldurmayı sever; zamanımızın Drakulalarıdır. Öç alır gibi öfkesini,
hıncını, gücünü ve ulaşılmaz olduğunu ancak zayıf insanlara gösterir.
Zayıf, güçsüz, çaresiz bırakılan işçi; patronuyla görüşmek,
iktidarın bakanlarıyla görüşme umuduna tutunmak için aylarca, günlerce direniş
çadırı kurar, bekler. Çaresizdir. Elindeki tek güç direnmektir. Direnmek de
ucuz bir şey değildir. O direnirken hayat devam eder. Market sıkıştırır, ev
sahibi "çık" der, sağlık paralı olmuştur. Sonuçta direnen insanın
masrafı daha görünür olur. Dayanışmadır onu ayakta tutan. Ama bizde dayanışma
dediğimiz şey, direniş çadırına gidip bayrak sallamak, slogan atmaktır.
Sorun yalnızca işçinin yaşadığı yoksulluk değildir. Güç
sarhoşluğu, dokunduğu her alanda aynı sonucu üretir: eşitsizlik, cezasızlık ve
umursamazlık.
Erdoğan ve çevresindeki para sahipleri artık kendilerini
daha istikrarlı, iktidardan gitmeyecekmiş gibi hissediyor ve daha pervasız
davranıyor. Elde edilmiş hakları geri alırken özgürlük vaat ediyorlar ama o
özgürlüğün sadece kendileri için olduğunu yaşayarak öğreniyoruz. Biz
kaybediyoruz, Erdoğan ve çevresi kazanıyor.
"Kürt açılımı var" diyorlar. "Bakın"
diyorlar. Ama sözler dışında bir şey ne gördüm ne de hissettim. Kürt açılımı
demek, özgürlüğün eşit dağılması anlamına gelir. Ama ne Kürt, Kürt olduğu için
özgür, ne de devlet geçmişiyle hesaplaştı. Hani Kürtleri öldüren, kumpas kuran,
organize işler yapanların cezasızlığı? Hâlâ cumartesi günleri anneler, izin
verilen sayıda, Galatasaray Meydanı'nda, Cumhuriyet Anıtı'nın önünde
kayıplarının resimleriyle orada duruyor. Basın açıklaması yapılıyor; hep aynı
basın, hep aynı gazeteciler. Değişen tek şey onları izleyen polislerin sayısı.
Seçimi kazanacak olan taraf daha sorumsuz, daha özgüvenli
bir şekilde rakip gördüklerini ezmeye devam eder. Çünkü bilir; karşısında
muhalefet çoktur ama iktidarı ele geçirme ihtimali, o sayıları kadar büyük
değildir.
Bu yüzden sokakta gördüğümüz manzara da değişmiyor. Seçim
sonuçları yalnızca sandığı değil, gündelik hayatın yönünü de belirliyor.
Bugünlerde Ankara yolunda işçileri görmek daha fazla mümkün.
Kurtuluş Parkı'nda ikamet edenler daha fazla. Bakanlıklar önünde hakkını
arayan, köleleştirilmiş öğretmenleri, memurları görmek olağan. Çünkü iktidar
değişmeyecek.
Siyasetle gün başlıyor, siyasetle gün bitiyor. Hep konuşma,
hep konuşma... İnsanları ekran başında oyalıyorlar. Dönekler, omurgasızlar,
aldığı paraya ve veren kişiye göre ağız değiştirenler popüler medyanın en çok
görünenleri oldular. Onlar oyluyor, kavga ediyor, seslerini yükseltiyorlar.
Kayıt bitiyor; birlikte rakı içip cinsellik muhabbeti yapıyor, uyuşturucu
operasyonlarında bugünlerde kimin gittiğini, kimin kime cinsel içerikli teklif
yaptığını, kimi yatağına attığını, kimi meşhur edeceklerini, kimi dizlerinde
oynatacaklarını konuşuyorlardır belki.
Çünkü iktidar yalnızca devlet binalarında kurulmaz.
Televizyon stüdyolarında, gazetelerde, kulislerde ve kapalı kapılar ardında da
yeniden üretilir.
Çünkü siyaset seksten bağımsız değildir. Olmadığını da
Epstein dosyası kanıtlamadı mı? Güç, para, medya ve cinsellik birbirinden
bağımsız değildir. Ekranda birbirine bağıranlar, yayın bitince aynı masada
oturabilir. Rekabet ekranda kalır, dostluk devam eder.
Bizde adalar yok ama adacıklar olan stüdyolar var. Bakın,
Habertürk TV sunucusunun hâlâ o küçük adacıkta neler yaptığını televizyon
kanalları anlatıyor. Seks, uyuşturucu, siyasette yön verme, iş takibi, ekrana
çıkmak isteyenin gideceği yolun yataktan, eğlenceden geçtiği iddiaları
konuşuluyor. Sonuçta sekssiz siyaset olmaz. Bu kadar ayağa düşmüş, görünür
olmuşsa, bunun nedeni biraz da iktidarın daha fazla iktidarda kalacağına
duyulan özgüvendir.
İktidar kendi içinde bazen arınma ihtiyacı duyar. Eskileri
çöpe atıp yenileriyle, daha dinamik olanlarla yoluna devam eder.
"Durmak yok, yola devam!"