Birlik Beraberlik İçin Son Bir Şarkı
İstanbul’da kabare işi yapan Agop, Türkiye’deki gelişmeler
üzerine yaşayamaz hâle gelince, kabaresini oyuncuları Anita, Azize ve Nefise
ile birlikte “zorunlu göç” ile Lefkoşa’ya taşımıştır. Orada açılan kabareye
başkaları da katılacaktır. Georgina, ışıkçısı da Lefkoşeli Türk’tür.
Lefkoşa o süreçte İngiliz yönetimi içindedir. Olaylar henüz
toplumlar arasında çatışmaya dönüşmemiştir. 1957 yılı, bir yol ayrımının
görünür olmaya başladığı yıl gibidir.
O tarihlerde Ortadoğu ateş topudur. Halklar birbirine
girmiş, ateş içinde savaşmaktadır. Kıbrıs’ın geleceği de bu çatışmaların
gelişimi ile bağlantılıdır; çünkü İngiliz çıkarları, adanın nasıl bir yol
izleyeceğini belirleyecektir.
Siyasi olaylar, toplumun çözülmesi ve yeniden oluşturulma
sürecinde Agop’un deyimiyle “kabare dünya içinde bir dünyadır. Mutlulukta
uzlaştığın” ayrı bir dünyadadır.
Seyircisinin özellikle her kesimden olmasına özen
gösterirken alışverişlerini de çeşitlendirmiş, her kesimden alışveriş yapmaya
dikkat etmektedir. Kısaca, o taraf değildir. Dışarıda ne olursa olsun, bu
kabare içinde birlikte mutlu olmak, aynı zamanda ortak eğlenebilmektir.
Kabare sadece eğlence değildir elbette; eğlendirirken
mesajlar da vermektedir. O, birlikten ve ortak yaşamdan taraftır. Ayrım
yapmadan tüm seyirciler karışık oturmaktadır. İngiliz sömürgecilere karşı
direnen Rumlar, Türkler, İngilizler ve diğer halklar, hepsi o kabare çatısı
altında eşittir.
Fakat dışarıdaki dünya değişmektedir.
Lefkoşa Belediye Meclisi’ndeki 12 azadan 8’i Rum, 4’ü
Türk’tür. Olaylar öyle bir gelişir ki Türkler ve Rumların yaşam alanları
arasında dikenli teller çekilir, adanın taksimi için adımlar atılır.
Bu gelişmeler üzerine Agop’un sesi duyulur:
“Farklılıklar güzeldir. Engel değildir beraber olmaya. Ama
ne vakit ki bir farklılığın altını çizerler, misal o Türk’tür, bu Rum’dur, bu
Ermeni’dir derler, işler değişir. Ne vakit ki bir farklılığın altını çizerler,
o vakit bir ihtimalin de üstünü çizerler; beraber olma ihtimalinin.”
Korkusunu dillendirmekte, Rumları ve Türkleri kabaresinde
birlikte eğlenmeleri için davet etmeye devam etmektedir.
İşin ilginç yanı, o dönemde kabare altın çağını
yaşamaktadır. Kargaşanın ortasında altın zamanını yaşayan kabare!
Kargaşadan kaçmışlar, yeni yaşam alanlarını bulmuşlar ama
kaderleri belki onları izlemektedir. Ülke, İstanbul’daki Eylül Olayları’nda
olduğu gibi yağmaya, talana, öldürmeye doğru ilerlemektedir. Rumlar Rum
dükkânlarından, Türkler Türklerden alışveriş yapmakta, parası olanlar ise
İngiliz dükkânlarına gitmektedir. Elbette Rumlar gidenler tarafında değildir,
çünkü silahlı bir mücadeleye girişmişlerdir. Ayrışma, “birlik” kelimesinin
içinde olgunlaşmaktadır.
Kabarede çalışanlar, yaşayanlar ise bu çatışmada taraf
değildir; aradadır.
Bu konuda Agop şöyle der:
“Hasbelkader içine doğduğumuz bu yerde, yerimizi arar
dururuz. Bazılarımız diğerlerinden daha fazla. Yerini bulamayanlar köklerini
salamazlar… Arada kalanların kökleri nereye doğru uzar?”
Yeni yaşam alanında kök salamayacaklarını hissetmektedir ama
umut taşımaktadır. Bir ihtimal!
O ihtimal onları ayakta, bir arada tutmaktadır. En azından
toplumdaki ayrışma kabare içinde olmayacaktır. Bir arada, birlikte çalışmaya,
birbirine karşı hoşgörü geliştirmeye çalışarak kriz anlarını
yönetebilmektedirler.
Farklı kültürden gelen insanların ortak kaderidir kabare.
Farklı kültürlerin mozaiğidir. Her dilden şarkılar söylenir. Her dilden
kelimeler sıkışır cümlelerin arasına.
Bir çatı altında bir umudu yeşertmek ve kök salması için
uğraşan Agop’un hesaba katmadığı gelişmeler ise artık onun dünyasının kapısını
çalmaya başlamıştır.
Çatışmaların en yoğun yaşandığı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti
kurulması fikri ortaya atılır ve kısa zamanda iki toplumlu bir cumhuriyet
doğar. Ayrılık, birden birlikte cumhuriyet çatısı altında yaşamaya dönüşmüştür…
Yeni umutlar, yeni gelecek hayalleri…
Agop şaşkındır, inanamaz.
İnanılması güç olan gerçekleşmiştir. Dikenli teller ortadan
kaldırılmış, cumhuriyet oluşturulmuştur.
Türk ve Rum toplumlarına devlet yönetiminde belirli
oranlarda temsil hakkı verilir. Ama azınlık olanlara, yani Rum ve Türkler
dışında kalanlara iki seçenek sunulacaktır: Kimin yanında olarak
anılacaklardır?
Ermeni Agop’a ya Rum olacaksın ya da Türk dayatması yapılır.
Seçimlerde gizli oy kullanılmasına rağmen kime ne kadar oy
çıktığı sorgulanmakta, nerede oy kullandığına bağlı olarak Türklere ya da
Rumlara ne kadar oy atıldığı ve kimler tarafından atıldığı araştırılmaktadır.
Her iki toplum, kendi lehine gelmeyen oyu ajanlıkla, hainlikle suçlayacak
söylemler geliştirmektedir. Kısaca, nefret söylemi tohumları toplumlar
arasında, azınlıklara yönelik de işlemektedir.
Dışarıda yeniden çatlaklar oluşurken kabarede hayat devam
etmektedir.
1964 yılını karşılamak için Agop hazırlıklar yaparken Rum ve
Türkler arasında silahlı çatışmalar başlar. Silahlı çatışma Anita’yı
İstanbul’daki Eylül Olayları’na alıp götürür; travması gün yüzüne çıkar.
Onu yatıştırmaya çalışırken ışıkçı Mustafa soluk soluğa
kabareye gelir. Mahallelerinin ateş altında olduğunu belirtir ve ailesini
görmek için geri gideceğini söyler.
Agop da onu izler ve geri dönemez.
Agop, İstanbul’dan sürgün edilen Ermeniler ile aynı kaderi
paylaşır…
Oyun eğlencelidir; trajedinin içinde eğlenceyi, yaşanmış
hikâyelerin yeniden kurgulanarak ortaya çıkarıldığı bir müzikal olarak
karşımıza çıkar. Hem eğlenirken hem de tarihe doğru uzanan bir yolculuktur.
Sahnede Ermeni, Rum, İngiliz ve İstanbul’dan gelen Türk
kendi şiveleri ile Türkçe konuşurken, Lefkoşalı olan ışıkçı Mustafa’nın
İstanbul Türkçesi konuşması beni şaşırttı. Ben ondan Kıbrıs şivesi ile oyuna
katılmasını beklerdim.
Onun dışında oyunu çok başarılı buldum. Her oyuncu üzerine
düşen görevi fazlasıyla yerine getirmiştir. Dansçıların oyuna katkıları da
küçümsenmez. Onlar sessizdir ama dansları ile oyuna derinlik katmışlardır.
Öncelikle oyunu yazan ve yöneten Aliye Ummanel’in tarihi
derinlemesine araştırması, onu bir müzikal içine damıtması, oyuncuları zamanın
olaylarını slogan atmadan, içten içe incelikle işleyerek seyirciye ulaştırması
açısından çok değerli.
Kıbrıs tiyatrosunun temel taşını atmış olduğunu düşündüm.
Gerçi Kıbrıs tiyatrosu hakkında çok bilgim yok ama ileride
Kıbrıs kültürünün daha görünür ve bizler tarafından izlenir hâle gelmesinde bu
oyunun önemli bir yer tutacağını düşünüyorum.
Oyuncular hakkında yazmadan önce özellikle dekoru, ışığı,
müzisyenlerin konumu ve canlı performansları hakkında da birkaç söz etmek
gerekiyor. Çünkü bunların her biri oyunun dünyasını kuruyor.
Hem oyunun seyrinin seyirciye aktarılmasını hem de oyunun
anlaşılır kılınmasını sağlamışlar. Eksik bir ışık hâli yoktur. Oyunda boşluklar
ve sessizlik, karanlık anın derinliği, sahnede karanlıkta ya da gri hâlde kalan
alanların kullanımı dikkat çekicidir.
Dekor sade ve gerektiği kadar var. Ne fazla ne de eksiktir.
Müzisyenlerin canlı performansı ise oyunun içinden geçiyor.
Her nota, her ezgi oyuncudan aldığı nefesi seyirciye taşıyor.
Bu oyunda mikrofonun nerede ve nasıl kullanılacağını da çok
güzel gerçekleştirmişler. Son zamanlarda her oyunda alakasız şekilde mikrofon
kullanarak oyuncuyu sahnede kaybeden yönetmenlerden değildir. Mikrofonun
varlığı oyuncunun önüne geçmiyor; sahnenin içinde kalıyor. Çok başarılı
bulduğum anlardır…
Oyunculara gelince, diyeceksiniz, hep Agop’tan bahsettin.
Elbette Agop oyunun başoyuncusudur. Onun anlatımı etrafında
oyun kurgulanmıştır. Fakat onun yanında yer alan oyuncular ve roller olmasaydı
oyun ortada olmazdı. Agop’un başarısı diğerlerinin başarısıdır.
Diğerlerinin başarısı, Osman Ateş’in oyunu içselleştirmesini
de ortaya çıkarmıştır. Şivesini kullanımı, mimikleri ve vücut dili ile usta
oyuncu olduğunu ortaya koymaktadır.
Anita rolünde Özgür Oktay, Georgina rolünde Hatice Tezcan,
Azize rolünde Döndü Özata, Nefise rolünde Gülsefa Dede, Mustafa rolünde Altekin
Erginel, Charis rolünde Barış Refikoğlu, Mr. Filanca rolünde Ali Moda; oyuna,
bu esere verdikleri emek her türlü övgüyü hak ediyor.
Her biri şivelerini, trajediyi ve yaşanmış acıları
anlatırken mimikleri, sesleri, duruşları ve yönetmenlerinin onlara yüklediği
görevleri ustalıkla yerine getirmişler.
Ersen Sururi’nin müziği zamanın ruhunu bugüne taşımış…
Muhteşem…
Elbette canlı müzik yapanların emeklerine sağlık. Onlarsız
bu oyun ortada olmazdı.
Emeği geçenlere canı gönülden teşekkür ederim.
İsmail Cem Özkan
Bir İhtimal Kabare
Yazan & Yöneten: Aliye Ummanel
Dekor Tasarım: Özlem Yetkili
Özgün Müzik: Ersen Sururi
Koreografi: Osman Ateş
Müzik Orkestrasyon: Cahit Kutrafalı
Işık Tasarım: Salih Kanatlı
Işık Uygulama: Fırat Çelik
Efekt Uygulama: Mehmet Eseri
Sahne Amiri: Naciye Arsel
Dekor Asistanı: Ali Moda
Orkestra: Ali Suyolcu, Ercüment Şeker, Ebru Pendakomolu,
Ozan Sezikli
Oyuncular: Osman Ateş, Döndü Özata, Özgür Oktay, Hatice
Tezcan, Barış Refikoğlu, Gülsefa Dede, Altekin Erginel