Küllerimizin Telif Hakkı Kime Ait?
2 Temmuz katliamı anmaları başladı, biraz da özel bir anlam
verilmiş...
Sivas Katliamı gerçek anlamda anlaşıldı mı? Bugün hâlâ
sorular havada uçuşurken, birçok söylemin ayağı yere basmıyor. Sembolik bir
şeye dönüştü anmalar... Sadece sembolik olunca acılar ticaretin parçası
oluverdi. Sonuçta etnik pazarın tüketim pazarı, acıların sergilendiği alana
dönüştü...
Alevilik sadece saz çalmak değildir; Alevilik üstü
kimliğinden bakarsanız anlarsınız... Sadece semah Aleviliği temsil etmiyor...
Bugün meydanlara çıkan kızların, kadınların başına bağlanan kırmızı, yeşil
şeritler de Aleviliği temsil etmez... Garip kıyafetler, garip renkler ile yeni
bir moda uydurulmuş, Aleviliğin üzerine giydirilmeye çalışılıyor. Aleviliği
hayattan koparan işlerdir bunlar...
Aleviliğin gerçekten genel tanımı nedir?
Öyle bir tanım olmalı ki Türk, Kürt, Arap, Horasan'da
yaşayan Alevileri kapsasın...
Horasan'da yaşayan Alevilikte 12 İmam dahi yok...
Bize dayatılan bir Alevilik söz konusu, özellikle Cemevleri
kurulup kurumlaşmaya başladıktan sonra...
Avrupa Alevileri, İslam ile Aleviliği kucaklaştıran ders
kitapları çıkardı...
Ülkemizin her yerinde mantar gibi biten Cemevlerindeki
cenaze törenleri Sünni inancı ile bire bir aynı; sadece imam yerine kafasına
garip bir tekke geçirilmiş sözde dedeler aldı...
Sivas Katliamı devletin desteği ile oldu...
O dönemin iktidar koltuğunda oturanlar belli, Kültür Bakanı
belli...
Sözde solcular ama özde devletçiler...
12 Eylül faşizminin devamı bir anlayış içinde olduklarını
bugün yaşananlar karşısındaki tepkilerinden ölçebilirsiniz. Sonuçta bugünkü
iktidarın önündeki en küçük engelleri aşan bir katliam...
Katilleri koruyan avukatların bugünkü iktidarın vekilleri
içinde olması tesadüfi değildir...
Suriye'de Alevi katliamı olur, karşı çıkıyormuş gibi yapıp
kendi cebini doldurmak amaçlı kitap pazarlayanlar ortalıkta dolanır. Aleviliği
proje yaparak para kazanma alanı görenlerin olması tesadüfi değildir. Alevi
kimliği üzerinden kendisine ün yapıp bugün siyasi partinin MYK üyesi olması, bu
işin hangi amaçlar ile döşendiğinin kanıtı değil midir? Alevilik bir anlamda
etnik pazarın tüketilen kavramıdır...
Bin saz çalanı, bin semah oynayanı Alevilik diye
yutturdular; Aleviliğe bir elbise giydirdiler...
Gelin, siz şu Alevilik denen şeyin bir tanımını yapın; o
tanım tüm Alevileri kucaklasın...
Demek ki yaşayan ve sürekli değişen, değiştirilen Alevilik
kelimesinin tanımı o kadar kolay değildir. Amacı ticari olanların Alevi tanımı;
bir saz, bir semah, biraz Hatayi'den şiirdir...
Pir Sultan, Alevilik olarak ortaya sürülür; onun sazı, eli,
duruşu anlatılır ama yeterli midir?
Hatayi şirini okumak Alevilik midir?
Uydurulmuş o ulu ozanlar... Kim uydurdu gerçekten onların
ulu olduğunu? Sonuçta ticari meta olması için uydurulmuştur. Onlara ulu
derseniz, onların üzerinden para kazanılır...
Her şey aslında bir tanım ile başlar...
Ve bir şeyi nasıl tanımladığınız, onu nasıl
hatırlayacağınızı da belirler...
Gerçekten Alevilik nedir?
Gerçekten Sivas Katliamı nedir?
Alevi katliamı mı?
Aydın kırımı mı?
Sosyal demokrat soslu devlet organizasyonu mu?
Sivas Katliamı'nı sadece tek tanıma indirgediğiniz an,
gerçeklerin üzerine örtü örtmek değil midir?
Ölenler belli, yaşayanlar?
O acıyı bugüne taşıyan ölenlerin yakınlarının yok olmayan
ateşi...
Ateşin içinde yanmışların ya da boğulanların acıları...
Yapın saatlerce süren bir belgesel...
O belgeselde sadece acı var, gerçekler?
Binlerce lira toplandı, birilerinin cebine aktı; birileri de
isteneni yaptı... Çünkü öyle tanımlarsanız, size de o tanımlananı elinize
verirler... Gerçeklerin üzerine yeniden örtü örtmek değil midir?
Sivas Katliamı'nı Alevi olmayan ama aydın olanlar arasında
tanımlayanlar, bunun Alevi katliamı değil, aydın kırımı olduğunu söyler. Ölen
şairlerin Sünni kökenleri öne çıkarılır... Bu sayede Alevilere uygulanan
asimilasyonun, nefret söyleminin üzeri örtülmüş olmaz mı?
Nerede durduğunuza bağlı olarak gerçekler eğilir, bükülür;
gerçek, gerçek anlamda anlatılmaz...
Ama gerçek denen şey, bugün yaşadığımız şeylerin bütünü
değil midir?
Bugünden bağımsız geçmiş olur mu?
Sivas anmaları bugünden koparılmış, sembolik düzeye
indirgenmiştir...
Sazı havaya kaldırmak ile Sivas anılmış olmaz...
Birkaç semah ile Sivas anılmaz...
Başlara bant bağlamak ile katliam sembolize edilmez...
Orada dostlarım öldü...
Orada canlarım öldü...
Orada hepimiz öldük...
Küllerimizi bari özgür bırakın, onları ticari birer metaya
dönüştürmeyin...
Çünkü tartışılan yalnızca geçmiş değildir; geçmiş adına
bugün kurulan sözlerdir...
Sonuçta mesele sadece Sivas değildir...
Mesele, ölenlerin kim olduğundan önce, onların adına konuşma
hakkını kim kendinde gördüğüdür.
Çünkü her katliamdan sonra yalnızca ölüler değil, onların
hikâyeleri de paylaşılır. Kimi adalet ister, kimi yeni kimlik inşa eder, kimi
siyaset yapar, kimi kariyer kurar, kimi ticaretini büyütür. Zaman geçtikçe
katliamın kendisi geride kalır; onun etrafında kurulan anlamlar yarışmaya
başlar.
Belki de bu yüzden hâlâ aynı soruların etrafında dönüp
duruyoruz. Sivas Katliamı'nı gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa onu kendi
tanımlarımıza sığdırmaya mı?
Bir katliamın küllerinden anıt yapılabilir, kitap
yazılabilir, belgesel çekilebilir, slogan üretilebilir. Ama küller konuşamaz.
Konuşanlar ise çoğu zaman kendi seslerini, küllerin sesi gibi sunarlar.
Belki de bütün bu soruların sonunda geriye tek bir soru
kalıyor:
Küllerimizin telif hakkı kime ait?
Ölenlere mi?
Yakınlarına mı?
Bir topluluğa mı?
Kurumlara mı?
Siyasete mi?
Yoksa acıyı yeniden üretip dolaşıma sokanlara mı?
Belki de bazı acıların sahibi olmaz.
Belki de yapılması gereken, küllerin üzerinde hak iddia
etmek değil; onların neden küle dönüştüğünü unutmamaktır.