Nazım 19’unda Ne İse Kırkında da Odur!
Yağmur çiseliyor. İstanbul her zamanki gibi yağmurla
birlikte yavaşlamış, hatta yer yer felç olmuş. Buna rağmen salon dolu.
Kadıköy’deki eski gazhane, tiyatro salonuna dönüştürülmüş. Salona girmeden
önce, bilet kontrol alanında garip bir koku hâkim. Aynı havayı onlarca insan
soluyor; bir şey olacaksa hepimize olacak. Belki de daha oyuna girmeden,
farkında olmadan ortak bir kader duygusunun içinden geçiyoruz.
Sonra salona ve aslında geçmişin içine giriyoruz.
Sahne bir cezaevi. Dört tarafı demir parmaklıklarla çevrili
bir alan, arkada bir saz, sahnenin iki yanında Nazım Hikmet’in portresi ve
şiirler... Seyirciye yakın yerde, yine parmaklıkların arkasında şiirler ve aşk
mektupları duruyor. Daha oyun başlamadan zamanın içine çekiliyoruz. Özlem Deniz
Yetkili’nin tasarladığı cezaevi dekoru ve kostümler, Salih Kanatlı’nın ışığıyla
birleşince geçmişin bir taklidi gibi durmuyor; bugünün içinden o zamana açılan
bir kapı gibi hissettiriyor. Fatih Çiçekli’nin yaptığı özgün müziklerle Bursa
Cezaevi’ndeki Nazım’ın hayatına, zamanın içine çekiliyoruz.
Sahnede bir tarafta 19 yaşındaki Nazım, diğer tarafta kırk
yaşlarını yaşayan Nazım var. İki ayrı beden, ama sanki aynı ruhun iki ayrı
zamanı. Gençliğin coşkusu ve dünyayı değiştirme arzusu ile hayatın bedellerini
olgunlukla karşılayan kırk yaşındaki Nazım aynı sahnede buluşuyor. Dün neye
inanmışsa bugün de o inancın arkasında: Nazım 19’unda ne ise kırkında da odur.
Zaman ilerlemiş, bedeller ağırlaşmış ama idealleri
değişmemiştir. Üstelik cezaevinde olmak onun üretmesine engel değildir.
Üretmek, içeride önyargıları yıkarak yeni dostluklar kurmanın, yatay ilişki
kurmanın anahtarıdır. O ürettikçe çevresindeki insanların hikâyelerinden
beslenir, düş dünyası büyür.
Dört parmaklığın arkasında ise dört kadın var… Nazım’ın
hayatına giren kadınlar. Zaman zaman roller çoğalıyor; biri sözünü bitirmeden
diğeri kaldığı yerden devam ediyor. Nazım’ın hayatındaki kadınları yalnızca
birer karakter olarak değil, onun duygularına açılan kapılar olarak görüyoruz.
Dışarıdaki yaşam da zordur onlar için. Dışarıda da görünmez bir cezaevi vardır;
insanın yaşamını ve özgürlüğünü kısıtlayan başka duvarlar...
Sahnenin kendisi de zamanın içinden çıkıp gelmiş gibi. Işık,
kostüm, ses ve dekor; hiçbiri yalnızca dönemi taklit etmek için kullanılmamış.
Dönemin tarihini ve duygularını taşıyan arkadaki saz ve müzikler, oyunun
bütününe hizmet ediyor.
Ve sonra cezaevinin diğer insanlarıyla, yani Memleketimden
İnsan Manzaraları ile karşılaşıyoruz. Her biri geldiği yörenin şivesini,
korkusunu ve hikâyesini beraberinde getiriyor. İnsanların cezaevine düşmesine
neden olan koşullar üzerinden dönemin korkusu ve arkasındaki sistem
sorgulanıyor. Cezaevi ayrı bir dünyadır; orada gerçekler çıplaktır.
Nazım’ın yakınlarından gelen “yolundan dönmesi, düzenle
uzlaşması” talepleri ve onu içeride tutan dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal
Fevzi Çakmak’ın tutumu, siyasal baskının izlerini sahneye taşıyor. Komünist
olduğu için hedef alınması, geçmişte birlikte yürüyenlerin düzenin kadrolarına
geçmesi... Bu siyasal atmosfer bugün de farklı öznelerle devam ediyor. Evrensel
hukukun yerini kişiye özel cezalandırmaların aldığı günümüz dünyası ile geçmiş
arasında köprüler kuruluyor.
Özneler değişebilir, yöntemler değişebilir, zaman
değişebilir. Fakat insanın korkusu, baskı karşısındaki tutumu, adalet arayışı,
inandığı şey uğruna bedel ödeme meselesi bütünüyle ortadan kalkmıyor. Oyun bunu
seyircinin karşısına bir ders gibi koymuyor. Aytunç Şabanlı, İzel Seylani,
Özgür Oktay, Hatice Tezcan, Döndü Özata, Melihat Melis Beşe, Umut Ersoy,
Kurtuluş Altaylı ve Altekin Erginel’den oluşan kadro, bu meseleyi bize doğrudan
yaşatıyor.
Az oyuncuyla çoklu karakter yaratılması oyunun ritmini hep
canlı tutuyor. Her oyuncu birden fazla insanın hikâyesini taşıyor. Zaman
kırılıyor, hikâyeler birbirine geçiyor ama oyun hiç dağılmıyor.
Seyirci koltuğunda bir an 19 yaşındaki Nazım’ın coşkusuna
kapılıyor, bir an kırk yaşındaki Nazım’ın ağırlığını taşıyor, bir an
cezaevindeki bir başka insanın çaresizliğine ortak oluyoruz. Ve zaman bir
noktadan sonra önemini kaybediyor.
“Bizi esir ettiler, bizi hapse attılar: beni duvarların
içinde, seni duvarların dışında…”
Bu sözler sahnede geçmişte söylenmiş bir söz olmaktan
çıkıyor. Duvarların yalnızca dışarıda olmadığını, insanın hapishaneyi kendi
içinde de taşıyabileceği düşüncesi bugünün seyircisine kadar ulaşıyor.
Oyunun ruhunda Nazım Hikmet’in tiyatro bakışının izlerini
sürekli görmek mümkün. Yaşar Ersoy’un yönetiminde onun söylemleri, düşüncesi ve
tiyatro anlayışı oyunun içine ince ince işlenmiş. İnsanlar zaaflarıyla da
erdemleriyle de sahnede. Yukarıdan bakan bir anlatım yok. Oyun bizi bir şeylere
ikna etmeye çalışmıyor; bize bakmamız gereken yeri gösteriyor ve gerisini bize
bırakıyor.
Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, 45. yılında tam da kendi
anlayışına uygun bu oyunla geleceği kucaklıyor. Yaşar Ersoy’un kurucusu olduğu
tiyatrosunu ustalara ve emin ellere bırakmış olmasının verdiği özgüven, bu
anlayışın daha da ileriye taşınacağı duygusunu seyirciye geçiriyor.
Yıllar geçerken değişmek, gelişmek, yenilenmek ama özünü
kaybetmemek… Ve dün söylenen bir sözün, yıllar sonra bugün hâlâ seyircinin
karşısında bir karşılığı olabilmesi…
Lefkoşa Belediye Tiyatrosu bunu başarıyor.
Yaşar Ersoy’un temelini attığı bu ışık, 45 yıllık köklü bir
çınara dönüşerek bizi zamansız bir yolculuğa çıkarıyor. Sahne, karanlığın
ortasında aydınlığı, umutsuzluğun inadına umudu yeşertirken; direnmenin, insan
onurunu var eden en soylu eylemlerden biri olduğunu 45. yılın gururuyla usulca
kalbimize fısıldıyor...
İsmail Cem Özkan
Aşk İçinde Mahpushane (Lefkoşa Belediye Tiyatrosu)
Yaşayan ve Yazan: Nazım Hikmet
Oyunlaştıran ve Yöneten: Yaşar Ersoy
Dekor, Kostüm Tasarımı: Özlem Yetkili
Işık Tasarımı: Salih Kanatlı
Özgün Müzik: Fatih Çiçekli
Afiş Broşür Tasarımı: Umut Ersoy
Fotoğraf: Yıltan Taşçı
Asistan: Ali Moda
Işık Uygulama: Fırat Çelik
Ses-Efekt Uygulama: Mehmet Eseri
Sahne Amiri: Mehmet Demir
Oyuncular: Aytunç Şabanlı, İzel Seylani, Özgür Oktay, Hatice
Tezcan, Döndü Özata, Melihat Melis Günalp, Umut Ersoy, Kurtuluş Altaylı,
Altekin Erginel