Galata Gazete


10 Kasım 2021 Çarşamba

Hayata nereden bakıyoruz?

Hayata nereden bakıyoruz?

 

“Denize düşen yılana sarılır” sözü vardır, bizim solun hali de sanırım öyle gibi. Sol, solcu olmayan ve fırsat bulduğunda solu ezen bir ideolojiye solcuymuş gibi sahip çıkması tarihin cilvesi midir ya da solcuların ahmaklığı mıdır diye düşünmeden edemiyorum. Ezilmiş olmanın, azınlığın azınlığı olmanın getirmiş olduğu bir katiline hayran olma durumunun sosyolojik olarak yansıması olarak mı okunmalıdır bir türlü karar veremiyorum.

 

İktidarı almanın yolu ittifaklardan geçer diye düşünenler, ittifak olarak gördükleri ideoloji ve onu temsil edenler ile iyi ilişki kurmanın getirmiş olduğu sadece özveriyi kendilerinin yapmış olduğu bir ilişki mi söz konusudur?

 

Kemalizm / Atatürkçülük adı verilen devletin de resmi olarak kabul ettiği düşünce yapısı içinde ne ararsanız bulacağınız her türlü uygulama söz konusudur. Eğer isterseniz Kemalizm’i faşist/ Nazi ideoloji ile bağını bulup, tarihi uygulamalar ile örnekleyebilirsiniz, eğer isterseniz ortanın solu diyerek, aslında temelde sol olmayan ama iktidara muhalefet yıllarında solmuş gibi ama sosyal demokrasi gibi olan davranışları da bulabilirsiniz...

 

Kemalizm / Atatürkçülük sol olmadığı ve hayata işçi sınıfı temelinden bakmadığı ortadır...

 

Peki, Kemalizm hayata nereden bakar?

 

Küçük sermaye çıkarından mı? İzmir konferansı ile aslında nereden baktığını, İş Bankası kuruluşu ile kimin çıkarının temelinden baktığını ilan etmiş olmasına rağmen, tarih içinde Demokrat Parti ile giriştiği iktidar mücadelesi ile zorunlu bir taraf seçmesi, sağın içinde mücadele göreceli olarak sola kaydırmıştır. Ecevit ile ortanın solu kavramı ile CHP gibi bir sağ parti sol görünümlü bir muhalefet partisi olmuştur. Hem kurucu parti hem de içinde sendika başkanlarını vekil olarak bulunduran parti... Her ne kadar sosyal demokrasiye yanaşmış gibi olsa da Ecevit iktidarında en çok sol yapılara karşı saldırılar olmuş, solu kontrol etmek için her türlü tedbiri almayı da kendinde hak olarak görmüştür, önemli olan devlettir ve devletin bekası için sol kontrol edilmeli ve kontrol altında tutulmalıydı...

 

Gerek görürse yasal TKP kurmak da devletin kurucularının göreviydi...

 

CHP'nin solunda bir parti olan SHP ise fazla solcu kalamamış, Deniz Baykal CHP'si içinde eriyecek ve sözde kurucu parti olma söylemi içinde kalacaktır...

 

Bu topraklarda sanki sol olmazmış, solcu yokmuş gibi bir algı oluşturulmuş ve solcu partilerde kendilerini göstermek için tek taraflı bir özveride bulunarak solmuş gibi muhalefet partisinin zorunlu destekçileri olmuştur...

 

Bugün Erdoğan’dan kurutulmak için önümüze tek bir seçenek sunulmaktadır, Kılıçdaroğlu'nu söylemi ile “itiraz etseler de biz ne karar verirsek o karamızı "tıpış tıpış" destekleyecekler” öz güveni ile sola karşı sağ söylemler ile siyaset sahnesinde yerini almış ve orada kendisini korumaya çalışmaktadır...

 

Bugün ülkemizde iktidar mücadelesi sağın sağ ile mücadelesidir.

 

Sol bu süreçte daha da yok olmaya ve binde bir oy oranı ile gözden çıkarılacak konumda olmaya devam etmektedir. Sol, Kemalizm söylemi ile ne kendisini anlatabilir ne de kitlesel boyutta bir yapılanmak için adım atabilir... Sol ve solcular Kemalizm ile yüzleşip, işçi sınıfının hakları için örgütlenmeli ve işçi sınıfı ideolojisine uygun bir arada yaşamanın koşulları için özgün politikalar üretmek ile yükümlüdür.

 

Bugün kurucu devletin partisi yoktur, kurucular artık tarihte yerini almıştır.

 

12 Eylül faşist darbesi ile kurucu olarak tarihi bağı olan parti kapatılmış, içinde yaşanan tartışmalar ve liderlik kavgası ve hizip mücadelesi sonlanmıştır. Son genel başkanı bile kurucu başkanlığı için mücadele etmek yerine yeni parti kurarak iktidara gelmiştir.

 

Osmanlı’dan sonra kurulan Ankara merkezli devlet, miras aldığı tüm sorunlar bugün de çözüm beklemektedir ve Kemalizm söylemleri ile ne bu sorunlar çözülüyor ne de bir arada yaşamanın ortamı yaratılıyor... AKP iktidarının “çözüm süreci” adı verdiği süreç toplum içinde değişik tepkilerin oluşmasına sebep olmuştur, fakat onun öncesi olan süreç12 Eylül ile birlikte ulus devleti istikrarlı yapı bozulmuş ve yerini alacak kadar yeni bir devlet anlayışı hala oturtulamamıştır. Her ne kadar liberal ekonomi politika toplumun en küçük birimine kadar parçalanması ve alışkanlıklarını terk ediyor gibi gözükmüş olsa da karanlık noktalarda hesap vermeyen, hesap sorulamayan bir çok karanlık işler eskisi gibi devam ettiğini de yaşanan sonuçlara bakarak anlıyoruz.

 

Bugün hukuk sistemimiz tartışmalıdır, her ne kadar uluslar üstü hukuk iç hukukumuzun üstünde olduğuna dair imzalar atılmış olsa da iç içtihata bugüne kadar pozitif anlamında pek yansımamıştır, yansıyan boyutu sadece tazminat ödemeler şeklinde olmuştur. Hukuk sistemimizde yaşanan kaos varlığını bugünde korumasına rağmen, bayrak, marş söylemleri ile evlere çekilen bayraklar, her ulusal bayramda belediyelerin dağıttığı bayrak ve Atatürk birleşiminden oluşan flamalar, dini bayramlarda camilerden yapılan canlı yayınlar ve olduk olmadık zamanlarda merkezi olarak alınan kararlar ile camilerden okunan selalar ile ses/görsel üzerinden bir mücadele olduğunu görmekteyiz.

 

Eski ile yeni düzenin kavgası gibi sunulan bu mücadele yöntemi aslında iki kutup arasında üçüncü bir yolun kapanması anlamına gelmekte ve toplum seçeneksiz ve taraf olmaya zorlanmasıdır… Bugün sol adına Türk bayrağı ile mücadele etmek, CHP desteklemek adına hiçbir fark yoktur, sonuçta kime karşı ne sallandığını hepimiz bilinçaltına oluşturulmuş doğrular ile anlamaktayız, seçeneksiz, “tıpış tıpış” desteklemek…

 

Sol, bu ikilem karşısında seçeneği vardır ve o seçenek sonsuz olanak sunmaktadır. Solun önünde en önemli siyasi tercih, bir arada yaşamak, birlikte mücadele ederek kapitalist sitemin yaratmış odluğu tüm olumsuzluklardan kurtuluşun yolunu görmektedir. Solun görmesi onun o yönde kitlesel politika geliştirdiği anlamına gelmiyor, çünkü ulus devleti anlayışından kalan hala bir çok çağ dışı kalmış düşünce kalıpları içinde olaylara tepki vermeye devam etmektedir…

 

İşçi sınıfının marşı ve bayrağı vardır ve onlar ulusal olanın üstündedir...

 

İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.