Galata Gazete


2 Şubat 2026 Pazartesi

Yerelden Evrensele, Geçmişten Bugüne

Yerelden Evrensele, Geçmişten Bugüne

Yüz Yılın Evi, Yeşim Özsoy’un kişisel tarihinden yola çıkarak kolektif belleğe uzanan, çok katmanlı bir hafıza anlatısı olarak karşımıza çıkar. Oyun, bir asrı kronolojik bir tarih dizgesi içinde aktarmak yerine, geçmişi bugünün duyarlığıyla yeniden kurar. “Ne oldu?” sorusundan çok, “olanlar bugün bizde neye karşılık geliyor?” sorusunu merkeze alan bir yüzleşme alanı açar.

Bu yönüyle yapım, geleneksel tiyatromuzun önemli anlatı biçimlerinden meddah geleneğini çağdaş bir sahne diliyle yeniden yorumlar. Sözlü anlatıya dayalı bu yapı; ses, görüntü ve bedenin iç içe geçtiği çok katmanlı bir anlatım biçimine dönüşür. Sahnede tek bir oyuncu vardır; ancak bu tek beden, farklı zamanlardan, farklı varlıklardan ve seslerden oluşan çoğul bir hafızayı taşır. Doğrusal bir zaman akışı yerine, anılar, mekânlar ve eşyalar aracılığıyla parçalı ama anlamlı bir yapı kurulur. Yangınlar, yıkımlar, zorunlu göçler ve kayıplar; tarihsel süreklilik içinde birbirine eklemlenen anlatı halkaları hâlini alır.

Masalımsı bir tat taşıyan bu anlatım, sesin ritmi ve ton değişimleriyle tekdüzeliğe düşmez. Oyun, yer yer gülümsetirken ağırlıklı olarak trajediyle yüzleştirir; ancak bu yüzleşme acının doğrudan teşhiriyle değil, kara mizahın sağladığı mesafeyle gerçekleşir. Anlatılanların etkisi, sahnede olup bittiği anda değil; anlatı sona erdiğinde, seyircinin zihninde bıraktığı izdüşümde belirginleşir.

Oyunun merkezinde artık var olmayan eski bir konak yer alır. Bu konak, yalnızca bir mekân değil, belleğin kendisidir. Onu arama süreciyle başlayan anlatı, konağın içinde yaşanmış olanlara yakından bakar. Büyüteç altına alınan bu yaşantılar, oyunun duygusunu ve ritmini belirler. Yüz Yılın Evi, tarihle yüzleşiyor izlenimi verse de, asıl çarpışmanın bugünle yaşandığını hissettirir. Kaybedilen değerler, silinen geçmiş ve her şeyin üzerine dökülen beton, oyunun alt metninde güçlü bir “mezarlık hissi” yaratır.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bu yüz yıllık serüven; yok olan binaları, insanları, kültürleri ve eşyaları konağın bakış açısından anlatır. II. Abdülhamit’in Hazine Kâhyası İbrahim Ethem Bey’e ait konağın hikâyeleri üzerinden ilerleyen anlatı, yarı otobiyografik bir düzlemde gerçekle kurgu arasında gidip gelir. Yeşim Özsoy’un, anneannesinin aktardığı anıları derleyip yeniden kurgulamasıyla kişisel tarih, kolektif belleğin bir parçasına dönüşür.

Anlatıda yer alan Ermeni bir terzinin duygusal yolculuğu, 1915’e doğru yapılan güçlü bir göndermeyle derinleşir. Ermeniler, Yahudiler ve Rumlar; İstanbul’un çok katmanlı geçmişinin ayrılmaz parçaları olarak sahnede yerini alır. Bugün geriye kalan ise çoğu zaman acı ve birlikte yaşama kültürünün bilinçli biçimde unutturulmuş izleridir.

Oyunun yapısına yerleştirilen okuma tiyatrosu öğesi, anlatının döngüselliğini güçlendirir. Okumayla başlayan oyun, yine okumayla sonlanır; biçimsel olarak başlangıç ve son birbirine yaklaşır. Epik tiyatronun mesafeli anlatımı ile geleneksel tiyatronun canlılığı bu noktada kesişir; dönemsel geçişler ve insanın çaresizlik içindeki çırpınışı görünür hâle gelir.

Bu anlatı evreninin önemli bir parçası da sahneleme unsurlarıdır. Seçilen müzik, geçmişin taş plaklarının hışırtısını taşıyan, dinleyeni zamansal bir yolculuğa davet eden gramofon seslerinden oluşur. Bu sesler, yalnızca atmosfer yaratmakla kalmaz; belleğin kırılganlığını ve sürekliliğini de işitsel olarak taşır. Işık tasarımı dengeli ve etkilidir; anlatının duygusal geçişlerini desteklerken oyuncunun bedenini ve sesini görünür kılar.

Dekor, bilinçli bir sadelikle kurulmuştur. Sahnedeki eşyaların konumu, oyuncunun rahat hareket etmesine olanak tanırken seyircinin dikkatini dağıtmaz; aksine anlatıya odaklanmasını sağlar. Az, öz ve işlevsel olan bu düzen, sahne üzerindeki her nesnenin anlam taşımasına imkân verir. Kostümün, perdeye yansıyan görüntülerle birebir örtüşmesi ise tüm ayrıntıların düşünülerek tasarlandığını ve uygulandığını gösterir.

Tüm bu yapının merkezinde Yeşim Özsoy’un performansı yer alır. Ancak burada söz konusu olan yalnızca bir oyunculuk başarısı değildir. Özsoy; yazar, kurgucu ve anlatıcı kimliklerini sahnede iç içe geçirir. Geleneksel olarak erkeksi bir figür olan meddah, bu kez kadın bir anlatıcıya dönüşür. Tek sesli gibi görünen anlatı, çok sesli bir hafızaya açılır. Özsoy sahnede tek başınadır ama yalnız değildir; geçmişte kalmış ya da bugüne sızmış her şeyin sesi olur.

Bir anda bir muskanın fısıltısına, bir İran halısının belleğine, dalgalanan bir perdenin tanıklığına dönüşür; ardından geçmişi yerle bir eden bir kepçenin soğuk ve mekanik sesi olur. Sesini, bedenini ve nefesini her sahnenin ihtiyacına göre ustalıkla kullanır. Nefes, burada yalnızca teknik bir unsur değil; zamanın ritmini ve belleğin kırılma anlarını taşıyan temel bir anlatım öğesidir.

Yeşim Özsoy’un asıl başarısı, seyircinin yerleşik alışkanlıklarını doğrudan hedef almak yerine, dolaylı anlatılarla sarsmasındadır. Açık cevaplar sunmaz; sorular sordurur. Oyun sona erdiğinde bile zihinde dolaşmayı sürdüren, rahatsız eden ama düşünmeye çağıran bir boşluk bırakır. Yüz Yılın Evinin asıl etkisi de tam olarak bu boşlukta ortaya çıkar.

Yazar, oyuncu ve kurgucu kimliklerinin iç içe geçtiği bu performansta Yeşim Özsoy, sahnede yalnızca bir hikâye anlatmaz; belleği harekete geçirir. Kişisel olanı kolektife, sessiz kalanı sese, görünmeyeni bedene dönüştürür. Yüz Yılın Evi, bu anlamda tek bir oyuncunun omuzlarında yükselen; ama çok sayıda insanın, eşyanın, mekânın ve zamanın konuştuğu güçlü bir sahne deneyimi olarak hafızada yer eder.

 

İsmail Cem Özkan

 


Yüz Yılın Evi

Yapım: GalataPerform
Metin ve Konsept: Yeşim Özsoy, Ferdi Çetin
Yöneten ve Oynayan: Yeşim Özsoy
Dramaturji: Ferdi Çetin
Video ve Film Tasarımı: Melisa Önel
Müzik ve Ses Tasarımı: Kıvanç Sarıkuş
Işık Tasarımı ve Teknik Koordinatör: Ayşe Ayter
Koreografi: Tuğçe Tuna
Proje Asistanı: Nilay Yerebasmaz
Ses ve Işık Kontrol: Hasan Hakan Yılmaz
Belgesel Video Katılımcıları: Yeşim Özsoy, Turan Necdet Özcan
Konak Video Performansçıları: Elif Ongan Tekçe, Sanem Öge, Emir Politi, Yaman Ceri
Görüntü Yönetmeni: Arda Yıldıran
Kamera Asistanları: Hasan Öztaş, Uğurcan Tüzel
Dublaj Sanatçıları: Katayoun Momtaheni, Karin Ataoğlu, Nükhet Akkaya, Elif Ongan Tekçe, Enginay Gültekin, Ayşe Lebriz Berkem, Yeşim Özsoy

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.