Yerelden Evrensele, Geçmişten Bugüne
Yüz Yılın Evi, Yeşim Özsoy’un kişisel tarihinden yola
çıkarak kolektif belleğe uzanan, çok katmanlı bir hafıza anlatısı olarak
karşımıza çıkar. Oyun, bir asrı kronolojik bir tarih dizgesi içinde aktarmak
yerine, geçmişi bugünün duyarlığıyla yeniden kurar. “Ne oldu?” sorusundan çok,
“olanlar bugün bizde neye karşılık geliyor?” sorusunu merkeze alan bir yüzleşme
alanı açar.
Bu yönüyle yapım, geleneksel tiyatromuzun önemli anlatı
biçimlerinden meddah geleneğini çağdaş bir sahne diliyle yeniden yorumlar.
Sözlü anlatıya dayalı bu yapı; ses, görüntü ve bedenin iç içe geçtiği çok
katmanlı bir anlatım biçimine dönüşür. Sahnede tek bir oyuncu vardır; ancak bu
tek beden, farklı zamanlardan, farklı varlıklardan ve seslerden oluşan çoğul
bir hafızayı taşır. Doğrusal bir zaman akışı yerine, anılar, mekânlar ve
eşyalar aracılığıyla parçalı ama anlamlı bir yapı kurulur. Yangınlar, yıkımlar,
zorunlu göçler ve kayıplar; tarihsel süreklilik içinde birbirine eklemlenen
anlatı halkaları hâlini alır.
Masalımsı bir tat taşıyan bu anlatım, sesin ritmi ve ton
değişimleriyle tekdüzeliğe düşmez. Oyun, yer yer gülümsetirken ağırlıklı olarak
trajediyle yüzleştirir; ancak bu yüzleşme acının doğrudan teşhiriyle değil,
kara mizahın sağladığı mesafeyle gerçekleşir. Anlatılanların etkisi, sahnede
olup bittiği anda değil; anlatı sona erdiğinde, seyircinin zihninde bıraktığı
izdüşümde belirginleşir.
Oyunun merkezinde artık var olmayan eski bir konak yer alır.
Bu konak, yalnızca bir mekân değil, belleğin kendisidir. Onu arama süreciyle
başlayan anlatı, konağın içinde yaşanmış olanlara yakından bakar. Büyüteç
altına alınan bu yaşantılar, oyunun duygusunu ve ritmini belirler. Yüz Yılın
Evi, tarihle yüzleşiyor izlenimi verse de, asıl çarpışmanın bugünle yaşandığını
hissettirir. Kaybedilen değerler, silinen geçmiş ve her şeyin üzerine dökülen
beton, oyunun alt metninde güçlü bir “mezarlık hissi” yaratır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bu yüz yıllık serüven; yok
olan binaları, insanları, kültürleri ve eşyaları konağın bakış açısından
anlatır. II. Abdülhamit’in Hazine Kâhyası İbrahim Ethem Bey’e ait konağın
hikâyeleri üzerinden ilerleyen anlatı, yarı otobiyografik bir düzlemde gerçekle
kurgu arasında gidip gelir. Yeşim Özsoy’un, anneannesinin aktardığı anıları
derleyip yeniden kurgulamasıyla kişisel tarih, kolektif belleğin bir parçasına
dönüşür.
Anlatıda yer alan Ermeni bir terzinin duygusal yolculuğu,
1915’e doğru yapılan güçlü bir göndermeyle derinleşir. Ermeniler, Yahudiler ve
Rumlar; İstanbul’un çok katmanlı geçmişinin ayrılmaz parçaları olarak sahnede
yerini alır. Bugün geriye kalan ise çoğu zaman acı ve birlikte yaşama
kültürünün bilinçli biçimde unutturulmuş izleridir.
Oyunun yapısına yerleştirilen okuma tiyatrosu öğesi,
anlatının döngüselliğini güçlendirir. Okumayla başlayan oyun, yine okumayla
sonlanır; biçimsel olarak başlangıç ve son birbirine yaklaşır. Epik tiyatronun
mesafeli anlatımı ile geleneksel tiyatronun canlılığı bu noktada kesişir;
dönemsel geçişler ve insanın çaresizlik içindeki çırpınışı görünür hâle gelir.
Bu anlatı evreninin önemli bir parçası da sahneleme
unsurlarıdır. Seçilen müzik, geçmişin taş plaklarının hışırtısını taşıyan,
dinleyeni zamansal bir yolculuğa davet eden gramofon seslerinden oluşur. Bu
sesler, yalnızca atmosfer yaratmakla kalmaz; belleğin kırılganlığını ve
sürekliliğini de işitsel olarak taşır. Işık tasarımı dengeli ve etkilidir;
anlatının duygusal geçişlerini desteklerken oyuncunun bedenini ve sesini
görünür kılar.
Dekor, bilinçli bir sadelikle kurulmuştur. Sahnedeki
eşyaların konumu, oyuncunun rahat hareket etmesine olanak tanırken seyircinin
dikkatini dağıtmaz; aksine anlatıya odaklanmasını sağlar. Az, öz ve işlevsel
olan bu düzen, sahne üzerindeki her nesnenin anlam taşımasına imkân verir.
Kostümün, perdeye yansıyan görüntülerle birebir örtüşmesi ise tüm ayrıntıların
düşünülerek tasarlandığını ve uygulandığını gösterir.
Tüm bu yapının merkezinde Yeşim Özsoy’un performansı yer
alır. Ancak burada söz konusu olan yalnızca bir oyunculuk başarısı değildir.
Özsoy; yazar, kurgucu ve anlatıcı kimliklerini sahnede iç içe geçirir.
Geleneksel olarak erkeksi bir figür olan meddah, bu kez kadın bir anlatıcıya
dönüşür. Tek sesli gibi görünen anlatı, çok sesli bir hafızaya açılır. Özsoy
sahnede tek başınadır ama yalnız değildir; geçmişte kalmış ya da bugüne sızmış
her şeyin sesi olur.
Bir anda bir muskanın fısıltısına, bir İran halısının
belleğine, dalgalanan bir perdenin tanıklığına dönüşür; ardından geçmişi yerle
bir eden bir kepçenin soğuk ve mekanik sesi olur. Sesini, bedenini ve nefesini
her sahnenin ihtiyacına göre ustalıkla kullanır. Nefes, burada yalnızca teknik
bir unsur değil; zamanın ritmini ve belleğin kırılma anlarını taşıyan temel bir
anlatım öğesidir.
Yeşim Özsoy’un asıl başarısı, seyircinin yerleşik
alışkanlıklarını doğrudan hedef almak yerine, dolaylı anlatılarla
sarsmasındadır. Açık cevaplar sunmaz; sorular sordurur. Oyun sona erdiğinde
bile zihinde dolaşmayı sürdüren, rahatsız eden ama düşünmeye çağıran bir boşluk
bırakır. Yüz Yılın Evinin asıl etkisi de tam olarak bu boşlukta ortaya çıkar.
Yazar, oyuncu ve kurgucu kimliklerinin iç içe geçtiği bu
performansta Yeşim Özsoy, sahnede yalnızca bir hikâye anlatmaz; belleği
harekete geçirir. Kişisel olanı kolektife, sessiz kalanı sese, görünmeyeni
bedene dönüştürür. Yüz Yılın Evi, bu anlamda tek bir oyuncunun omuzlarında
yükselen; ama çok sayıda insanın, eşyanın, mekânın ve zamanın konuştuğu güçlü
bir sahne deneyimi olarak hafızada yer eder.
İsmail Cem Özkan
Yüz Yılın Evi
Yapım: GalataPerform
Metin ve Konsept: Yeşim Özsoy, Ferdi Çetin
Yöneten ve Oynayan: Yeşim Özsoy
Dramaturji: Ferdi Çetin
Video ve Film Tasarımı: Melisa Önel
Müzik ve Ses Tasarımı: Kıvanç Sarıkuş
Işık Tasarımı ve Teknik Koordinatör: Ayşe Ayter
Koreografi: Tuğçe Tuna
Proje Asistanı: Nilay Yerebasmaz
Ses ve Işık Kontrol: Hasan Hakan Yılmaz
Belgesel Video Katılımcıları: Yeşim Özsoy, Turan Necdet Özcan
Konak Video Performansçıları: Elif Ongan Tekçe, Sanem Öge, Emir Politi,
Yaman Ceri
Görüntü Yönetmeni: Arda Yıldıran
Kamera Asistanları: Hasan Öztaş, Uğurcan Tüzel
Dublaj Sanatçıları: Katayoun Momtaheni, Karin Ataoğlu, Nükhet Akkaya, Elif
Ongan Tekçe, Enginay Gültekin, Ayşe Lebriz Berkem, Yeşim Özsoy
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.