Galata Gazete


16 Mayıs 2026 Cumartesi

Resmî Tarihin Dışına Düşen Genç Liderler

Resmî Tarihin Dışına Düşen Genç Liderler

68 gençlik liderlerinin Kemalist yönü abartılarak bugüne taşındı. O genç liderlerin önünde geniş bir alan varmış, sanki Kemalist olmak dışında başka bir özgürlük tanınmış gibi davranılıyor. Darbe sonrası oluşan ortamda Kemalizm bir örtü olarak ortaya çıkmış; darbeciler, birbirlerini Kemalizm perdesinin arkasında ayağını kaydırarak tasfiye etmiş, idam etmiş ve sorgulamıştır. “Asıl Kemalist benim.” diyerek diğerini anayasaya aykırı davranmakla, özgürlükleri yok etmekle suçlamış ya da “Yarım kalmış devrimi ben tamamlayacağım.” diyerek askerî kışlalar içinde yürüyüşler gerçekleştirmiştir. Gençler de elbette bu “gerçek Kemalizm” yarışında yerlerini almıştır.

Oluşan siyasi atmosferde, kendisini 27 Mayıs atmosferinin ürünü olarak tanımlayan ve dönemin tek solcu partisi olan Türkiye İşçi Partisi (TİP) varken, gençlere Kemalist düşünce ve Kemalist gibi davranma dışında başka bir alan mı bırakılmıştır? Siyasi savunmalarının temeline 27 Mayıs Anayasası’nı alan bu gençlik, o anayasanın söylemlerini elbette kullanacak ve buna göre kendisini meşru görüp savunacaktır.

Dünyadaki 68 özgürlük dalgası, Türkiye’de anti-emperyalist örgütlenmelerin gelişmesi için önemli bir zemin hazırladı. Bu devrimci liderler anti-emperyalist mücadele yürüttüler. Amerikan hedeflerine saldırdılar. Mazlum halk olarak gördükleri Filistin halkının yanında yer aldılar; çünkü Filistin halkını temsil eden Marksist örgütlerin safında enternasyonalist bir duruş sergilediler. Yani Filistin yerine başka bir halk olsa ve mücadele eden örgüt Marksist olsa, elbette onların da yanında yer alacaklardı.

Onlar, egemen resmî tarih anlayışı içinde yeni bir bilinç ve duruş geliştirdiler. Henüz yirmili yaşlarını yaşayan gençlerin bilinç ve okuma düzeyi ortadadır. Onlar dönemin atmosferinin ürünüdür ve var olan klasik çizginin dışına çıkmışlardır. Sol tarih, gerçek anlamda kendisini ortaya koyamamıştır; çünkü o kadar girift ilişkiler mevcuttur ki, o karmaşanın ortasında adı anılan bu genç liderlerin, gerçekten incelenebilmiş olsaydı, Türkiye’deki sol tarih açısından önemli bir kırılma noktası olduğu görülürdü.

Elbette var olan tabuları yıkmak o kadar kolay değildir.

El yordamıyla, kulaktan dolma bilgilerle ve olayların iteklemesiyle hareket ettiler; okumaya ve gerçek anlamda sorgulamaya fırsat bulamadan polis sorgularında ve sürek avlarında kurban oldular. Karşılarında devasa bir Gladio yapılanması vardı. Gerçi onlar da bu kadar derin bir örgütle mücadele ettiklerinin tam anlamıyla farkında değillerdi. O dönemin siyasi atmosferinde darbeyi “yurtsever” subayların yaptığı, onların gençlerin ve işçilerin önüne yeni özgürlük alanları açtığı yönünde bir bakış açısı oluşturulmuştu. Demokrat Parti süreciyle gerçek anlamda yüzleşmek yerine propaganda aracılığıyla yeni bir tarih algısı inşa edilmişti.

Her güçlü iktidar, kendi siyasi çıkarına uygun yeni bir tarih söylemi geliştirir. Yeni resmî söylemde “yarım kalmış” devrim ya da rayından çıkmış devrim yeniden rayına oturtulmuştu. Yaşanan darbeyle yüzleşmek yerine, darbenin ortaya çıkardığı “özgürlükleri” koruma ideali gençlerin önüne bırakılmıştı. Aynı dönemde gerçekleşen darbe girişimleri ve bu girişimlerin ortaya çıkardığı toplumsal hareketlilikler de gençleri etkiliyordu.

Gladio yapılanmasının varlığı ise yıllar sonra daha görünür hâle gelecekti. Bülent Ecevit, 1974’te Başbakanlığı sırasında Özel Harp Dairesi üzerinden bu yapının varlığını fark etmiş ve devlet içinde devlet gibi çalışan bu yapılanmayı “Önümüze duvar gibi çıktı.” sözleriyle tanımlamıştı.

O dönemde Sovyet etkisini reddederek bağımsız bir sol siyaset kurmak kolay değildi. Bu liderler, bir anlamda o döneme kadar gelen klasik Marksist-Leninist çizginin dışında, Latin Amerika’da gelişen silahlı mücadele anlayışına yakın bir çizgiyi tercih etmişlerdir. Ayakları bu ülkenin topraklarına basan bir mücadele geliştirmeye çalışmış; korkmadan, cesaretle ve birbirleriyle dayanışma içinde adım atarak örgütlerini en zor koşullar altında kurmuşlardır.

O dönemde Kemalizm eleştirisi yapmak da kolay değildi. Özellikle TKP geleneğinden gelen ve Sovyet çıkarlarını önceleyen bir mirası devralan sol çevreler, Kemalizme dokunmadıkları gibi o ideolojiye yeni anlamlar da yüklüyordu. Buna rağmen Deniz, idam sehpasında ideolojisini açık biçimde ortaya koyar. Mahir, Kızıldere’ye gitmeden önce yazdığı yazılarla kendi duruşunu ifade eder. İbrahim ise daha farklı bir kulvardadır.

Bu üç lider Gladyo’nun hedefindeydi ve gözlerini kırpmadan yok edildiler.

Bu isimler, geleneksel ilişkileri sarsmış ve solun önünde yeni yollar açmıştır. Üç liderin yok edilmesi sürecinde Sovyetler ve Sovyet çizgisine bağlı sol yapılar da büyük ölçüde kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmiştir. Kısacası Sovyetler, kendi çizgisini ve çıkarlarını tehlikeye atan bu gençlerin ölümü karşısında belirgin bir tepki göstermemiştir.

Bugünden bakınca çok büyük beklentilere cevap aranıyor; ancak onların bugünkü anlamda büyük bir teorik birikimi yoktu. Şimdi ise hayata onların bıraktığı miras ve birikim üzerinden bakıyoruz.

Sonuç olarak, dönemin konjonktürel yapısı incelenmeden, bugünden o güne bakarak yorum yapmak; o devrimcileri sıradan Kemalist ya da Atatürkçü figürlere indirger. Ölüme giderken bu liderlerin Kürt halkının haklarını dillendirmiş olması da klasik Kemalist çizginin dışında durduklarını gösterir; çünkü Kemalizmin tarihsel pratiği büyük ölçüde Kürt meselesi üzerinden şekillenmiştir. Bu nedenle onlar, resmî tarihin içine sığmayan değil; doğrudan onun dışına düşen bir kuşağın temsilcileriydi.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.