Alman Hukukunun Seçici Vicdanı
Hukukun evrensel olduğu söylenir. Özellikle de konu Almanya
olunca bu söylem daha güçlü dile getirilir. Nazi suçları yargılanır, savaş
suçları yargılanır, IŞİD üyeleri dünyanın başka bir ülkesinde suç işlemiş olsa
bile Alman mahkemelerinde hâkim karşısına çıkarılabilir. Evrensel yargı ilkesi
denildiğinde akla gelen ülkelerden biri de Almanya'dır.
Kulağa oldukça güven verici geliyor.
Ta ki akla tek bir soru gelene kadar:
Peki Sivas?
Aslında bu soru yalnızca Sivas Katliamı ile ilgili değildir.
Daha büyük bir sorunun kapısını aralar: Hukuk gerçekten evrensel midir, yoksa
evrenselliği de siyasetin ihtiyaçlarına göre mi belirlenmektedir?
Devlet dediğimiz yapı, her zaman önce kendi çıkarını korur.
Bu yalnızca Almanya için değil, ulus devlet modelinin genel karakteridir. Hukuk
da çoğu zaman bu çıkarın dışında hareket etmez. Önce devlet gelir, sonra
toplum. Toplumun içinde de "biz" ve "ötekiler" ayrımı,
tarih boyunca farklı biçimlerde kendisini göstermiştir.
Fırsat eşitliği, hukuk devleti ve evrensel değerler elbette
önemlidir. Ancak bunlar, devletlerin tarihsel reflekslerini bir gecede
değiştirmez. Ulus devletler, kendi kurucu unsurunu korumaya öncelik verir.
Bunun bedelini ise çoğu zaman "öteki" olarak tanımlanan kesimler
öder.
Bu da yalnızca teorik bir tespit değildir.
Yakın tarih bunun örnekleriyle doludur.
Türkiye'de Varlık Vergisi bunun hukuki zemine oturtulmuş
örneklerinden biridir. Bunun yanında Çanakkale olayları, 6-7 Eylül Olayları ve
"Yahudi kızı kaçırma" bahanesiyle İstanbul Bankalar Caddesi'ndeki
Yahudi bankerlerin mallarına el konulması da aynı zihniyetin farklı
dönemlerdeki yansımaları olarak değerlendirilebilir. Kısaca buna pogrom
deniliyor. Bunu özellikle yazıyorum; çünkü bu kavram kullanılmadığında çoğu
zaman eksik bırakıldığı söyleniyor.
Şimdi yeniden Almanya'ya dönelim.
Alman devleti gerektiğinde hukukunu son derece kararlı
biçimde işletiyor. Gerektiğinde ise "Bu, başka ülkelerin kendi iç
meselesidir." diyerek uzaktan izlemeyi tercih edebiliyor.
Bunun örnekleri de var.
PKK davası Almanya'da görüldü. Dava, siyasi savunmalar
eşliğinde devam etti. Aynı şekilde IŞİD mensupları, Irak sınırları içerisinde
işledikleri suçlardan dolayı Almanya'da yargılanabiliyor. Çünkü söz konusu olan
insanlığa karşı suçlar olduğunda, ulusal sınırların tek başına yeterli olmadığı
kabul ediliyor.
Tam da burada asıl soru ortaya çıkıyor.
Sivas Katliamı neden Almanya'da dava konusu olmuyor?
Sivas Katliamı'nın birinci derecede sorumluları arasında
gösterilen bazı isimlerin bugün Almanya'da mülteci ya da farklı oturum
statüleriyle yaşamlarını sürdürdüğü biliniyor. Üstelik Almanya'da, Sivas'ta
eşini, çocuğunu, kardeşini ya da yakınını kaybetmiş insanlar da yaşıyor.
Peki Alman devleti bu tabloya nasıl bakıyor?
Bu olay Türkiye'nin iç işi olduğu için mi sessiz kalıyor?
Eğer öyleyse, aynı yaklaşım neden IŞİD davalarında geçerli
olmuyor?
İşte bu noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Almanya'nın evrensel yargı yetkisi Sivas'a gelince mi
pasaport kontrolüne takılıyor?
Sivas Katliamı yalnızca Türkiye'nin iç meselesi olarak
görülemez. Çünkü orada hedef alınan yalnızca insanlar değildi; farklı
inançların birlikte yaşayabilme iradesiydi. Dahası, bugün IŞİD'in Ezidi
kadınlarına yaptıklarını konuşurken de aynı nefret ideolojisinin nasıl cesaret
kazandığını tartışıyoruz. Tarih, birbirinden kopuk yaşanmaz. Cezasız bırakılan
her organize nefret suçu, kendisinden sonra gelecek olanlara cesaret verir.
Bu nedenle mesele yalnızca geçmişle hesaplaşmak değildir.
Mesele, hukukun gerçekten evrensel olup olmadığını
sınamaktır.
Eğer insanlığa karşı suçların gerçekten bir sınırı yoksa,
Sivas'ın da olmamalıdır.
Yok eğer bazı suçlar sınırı geçebiliyor, bazıları ise gümrük
kapısında bekletiliyorsa; o zaman tartışmamız gereken şey hukukun evrenselliği
değil, vicdanın milliyetidir.
Belki de bu yüzden asıl dava dosyası Sivas değildir.
Asıl dava dosyası, Alman hukukunun seçici vicdanıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.