Galata Gazete


3 Kasım 2026 Salı

Bir Zamanlar Devrim İstiyorduk, Şimdi Anıyoruz

Bir Zamanlar Devrim İstiyorduk, Şimdi Anıyoruz

“Devrimcilik, insanın insanlığa sahip çıkmasıdır.”

Bu sözü ifade eden kişinin ölüm yıldönümü yaklaşıyormuş...

Nasuhçular olarak bilinen hareketin, yeni çıkan siyasi bir derginin adı altında eriyip görünmez hâle gelmesi; ete kemiğe bürünmesi ve kitleselleşmesiyle birlikte, kısacası aslında siyasi bir hareketin doğmasıyla da ilgiliydi. Çünkü siyasi hareket, kişisel olanın ve bireyin öne çıkmasının zamanla sönümlenmesidir. Hareketin tarihine baktığımızda, her ne kadar Nasuh Mitap ismi öne çıkmış olsa da aslında o hep ikinci adam konumunda oldu ve sustu. Susmasının en büyük nedeni belki de bir numaralı yoldaşını savunmak, hareketi daha görünür ve tartışmalardan uzak kılmaktı.

12 Eylül yenilgisiyle birlikte, belki de bir daha lider konumuna gelemeyeceğini düşünerek kenara çekildi. Ancak bu kenara çekiliş tam anlamıyla bir vazgeçiş değildi. Denemeler yaptı, İzmir Çiğli'deki belediye seçimleri için çalıştı, üretti. Fakat yenilginin ağırlığını üzerinden atamadığı ve siyaset yapacak yeni bir atmosfer oluşamadığı için, sanırım, yeni bir yenilgiyle birlikte çiftlik yaşamına döndü ve ailesinden kalan mirasın içinde çiftçilik yaptı.

Onu tanıyan herkes ne kadar iyi, anlayışlı ve bilge bir insan olduğunu anlatır.

Kanser oldu ve aramızdan ayrıldı... Devrimcilerin kanser olup aramızdan ayrılmasının tesadüfi olmadığını düşünüyorum. O kadar işkence ve kötü koşullar altında yaşamanın, o zamanların insan vücudunda kalan etkisidir...

Öldüğü günün ertesi günü ve sonraki birkaç yıl boyunca mezarını ziyaret ettim. Her ziyaret öncesinde siyasi toplantılar yapılırdı. Ancak bu toplantılar, siyasi bir açılım taşımayan, anılar yumağına dönüşen buluşmalardan öteye geçemiyordu. Eski arkadaşlar birbirlerini görüyor ve geçmişlerine, öykülerine kişisel katkılar sunmaktan öte bir anlam ifade etmez olmuşlardı, en azından benim açımdan. Belki de sosyal demokrat çizgide siyaset yapanların, bana göre anlamsız sözleri nedeniyle ziyaretlere gitmeyi bıraktım. Çünkü artık onu ananlar, geçmişin üzerine gerçek anlamda eğilmek yerine bireysel hesaplaşmaların ve kavgaların içine sürüklenmişti. Yeni bir siyaset oluşturmak için birçok açıdan girişimler olmuş olmasına rağmen ne geçmişi kucaklayan ne de bugüne sahip çıkan kitleyi kucaklayan yeni bir söz üretildi. Üretilenler ise kısa sürede proje olarak yapılan etkinlikler gibi sönümlendi gitti. Geçmişin öyküsünü, romanını, sözde bilimsel çalışmaların hepsi, resmî yeni bir tarih yazıcılığından öteye geçmedi.

Siyasi hareket bireyi silerken, yenilmiş bir siyasi hareket bireyi büyütüyordu.

Geçmişte kalan hoş bir seda oldu. Yaşanması gereken bir süreci yaşadık. Kişisel olarak ben gerçekten inanmıştım. Ancak yenilgi, inandığım şeylerin aslında benim kafamda yarattığım gerçeklerden ibaret olduğu gerçeğiyle yüzleşmeme neden oldu. Oysa gerçek çok farklıymış.

Ulusal bayramlarda saf tutmayı, ulusal değerleri ve seküler yaşamı öne çıkarmayı devrimci bir hedef olarak gören anlayışın, aslında devrim hedefinden ne kadar uzakta olduğunu fark ettim. En azından merkez olarak anılan kişilerin bireysel tercihlerine baktığımda bunu hissettim. Ve uzaklaştım.

Kafamda yarattığım gerçek ile bugünün gerçekleri arasında kurduğum köprüler birer birer yıkıldı. Ancak artık mesele, zihnimde yarattığım bir gerçeklik değil; gerçekle yüzleşmekti. Aslında bizim gerçeğimiz ortadaymış. Gözlere at gözlüğü takınca, inanmış bir ruh hâliyle olunca gerçek, gerçek anlamda bize dokunmamış. Resmî tarih söylemlerini aşamayan bir biat, geçmişin anılarından kopamama, cemaat ilişkisi gibi bir arada durma ve kimliğin geçersizdir, hükümsüzdür deme cesaretinden yoksun olmamızmış...

Geçmişte ne yaşanmışsa yaşanmıştır, değiştirilemez ama yeniden üretilir... Ölen tüm devrimciler onurumuzdur. Mirasları devrimci tarihe bırakılmıştır. Onlar da inanarak, güzel günler için mücadeleye girişmiş ve en ön saflarda yer almışlardı. Siyasi hareketi yaratanlar da işte o en önde yürüyenlerdi.

Ne mutlu ki onların bir bölümünü tanıma fırsatım oldu. Anıları, onları sevenlerin yüreğinde yaşamaya devam edecek. Nasuh Mitap, çatışmalarda arkadaşlarının arkasından konuşan değil, en önde yürüyendi. O, en önde yürüyen Mahir Çayan ekolünün yaşayan, bana göre, son temsilcisiydi... Anısı olanlar sağlıklı ve uzun yaşasınlar, en azından onların anılarında olduğu gibi yaşamaya devam ediyor...

Bir siyasi hareketin yenilgisinden sonra ideallerinin yerini hafızanın almasının, aslında yeni bir geçmiş yaratmaktan başka bir işlevi olmadığını düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.