Galata Gazete


26 Şubat 2015 Perşembe

Yenilerek zafer elde etmek!

Yenilerek zafer elde etmek!

Zafer denen kavram görecelidir, bazı yenilgiler de zafer hanesine yazılır. Yenilmiş orduların ülkeleri genelde yenilgilerini kendi halkalarına zafer olarak anlatır ve yeni bir tarih yazımına girişirler. Eğer kapalı bir toplumsa ve diğer ülkeler ile iletişim yoksa o ülkenin insanları uydurulan bu tarihe inanır ve resmi tarihin yetiştirdiği bireyler yenilgilerini zafer olarak kutlar ve gurur duyarlar.
Resmi tarih bir anlamda kendi halkına yalan söyleme aracıdır ve bunu yasal olarak yapılır ve hiçbir şekilde vicdan rahatsızlığı bırakmaz. Çünkü devletlerin vicdanı olmaz, hesaplaşacağı kimseler yoktur! Her iktidar devletin resmi tarihini kendi çıkarına göre değiştirip yeni tarih yazdırabilir ve bu yeni tarihin gerçek ve tek doğru olduğunu iddia bile edebilir. Tarih yazıcılar eli ile oluşur ve yazıcılar da her daim güçlünün yanında, mazlumun karşısındadır. Çünkü her yazıcı profesyoneldir.
Devletlerin uzak tarihi kadar yakın tarihi her daim tartışmalıdır, çünkü yakın tarih günlük politikaya daha çok etki etmekte ve algı oluşumunu sağlamaktadır. Devlet algılar ile yönetilir!
Her seçim bir anlamda tarihin yeniden yorumlanmasıdır, çünkü erk sahibinin değişimi anlamındadır, erk sahibinin gücü ile orantılı olarak tarih yazımı değişiklik gösterir ve erk sahibinin ihtiyacına göre tarihte bazı ayrıntılar öne çıkarılıp zafer kazananların gururu günümüz insanına yansıtılır. Tarih algıları biçimlendirir!
Tarih yazıcıların yalanlarını ortaya çıkaran romana ve öykülerdir. Kalmışsa eğer sözlü edebiyatımız ve türkülerdir. Bunlar resmi tarihin sağlamasını yapabileceğiniz unsurlar olmasına rağmen, eğlence aracı görülmesi nedeni ile kimse bu konuda karşılaştırmalı bir araştırmaya girmez, çünkü riskli bir iştir ve bu riski üzerine alıp yapabilecek insan sayısı çok azdır. Tarih karşılaştırmalı incelendiğinde doğruya yakın bir gerçeklik ile karşılaşılabilinir.
AKP uzun süre iktidarda kalan bir parti ve resmi tarihimizi kendi çıkarına uygun olarak değiştirmiş, okullarda okutulan yeni bir tarih yazmıştır. AKP siyasi tarihimiz içinde kendine özgün deneyimleri ile dikkati çekerken, lideri bir anlamda ulaşılmaz, her şeyi bilen, kimse ona akıl veremez, gerek gördüğünde rest çeken, kendisine sadık adamlarının arkasında sonuna kadar kalan bir lider profili çizmektedir. İktidar olduğu süre içinde hiçbir zaman kendi arkadaşlarını eleştiri okları altında bırakmamış, onların Osmanlı iktidarı döneminde olduğu gibi yeniçerilerin önüne yem diye atmamıştır. Korumuştur, hatalarını bile bile hatalarını yok saymış, arkadaşlarım yapmaz demiştir. Kendisini liderlik koltuğuna taşıyan her arkadaşını şemsiye altında tutmuş, gerek gördüğünde pasif göreve atamıştır.
İktidarı yolunda hedeflerine ulaşmada engel gördüklerini akıllı politikalar ve ittifaklar ile tek tek ortadan kaldırmasını bilmiş, muhalefet partilerini bu iktidar yolunda yedek değnek olarak kulanmış, gerek gördüğünde değiştirmekten zıt kutuplara sıçramaktan çekinmemiştir. Düşman yoktur, müttefik vardır cümlesini kendisine rehber edinmiştir.
Yeni bir seçim sürecindeyiz, bu seçim sürecinde AKP yıpranmış, liderini saraya taşımış bir parti konumundadır. AKP, bu seçim sürecinde yenilgi ile çıkacağını bilmektedir.
AKP yeni süreçte sandıkta yenilmek zorundadır, (yenilgi, son seçimde aldığı oydan düşük oy alması anlamındadır.)  çünkü başarılı olursa sarayda ki liderinin konumu tartışma yaratacak ve güç dengesinin bozulması demektir. Sarayda ki liderin amacı rejim değişikliği için mecliste koltuk sayısının fazla olmasıdır. Son seçimden düşük oy ise gerçek liderin hala kendisi olduğunu ve kazanılan her oyun onun gösterdiği performansın işareti olarak okunacaktır.
Yenilgi ile çıkan bir partinin liderini değiştirmek daha kolaydır. Başarılı olan birinin egosunu dizginlemek siyaset içinde zordur. Eğer parti yenilgi ile çıkarsa şimdiki lider olarak görünen koltuğunu yenilgi ile koltuğunu bırakmak zorunda kalacak ve yaramaz çocuk gibi köşesine çekilmek ile yetinecektir... Yerine sır ve eylem arkadaş olarak görünen getirilip parti yeni yolunda yeni biçimi ile devam edecek planları yapılıyor olabilinir.
Şimdi, AKP’nin seçim stratejisi büyük olasılıkla 'yenilgi' olacak ama iktidar koltuğunu bırakmayacak bir yenilgi / zafer olması gerek. Bunun için muhalefet birliğini bozacak ve oy dağılımını daha geniş kesimde olacak şekilde siyasi partilere el altından destek vermek zorunda. Geçmişte olduğu gibi. En çıplak destek bildiğimiz gibi ‘yetmez ama evet’ sürecinde DSİP'e verilmişti. Balkondan teşekkür alacak kadar önem verildiği konuşmada ortaya çıkacaktı. Muhalefete verilen dolaylı ya da direkt her destek, muhalefet partiler arasında ki oy oranın dağılımı ile muhalefetin iktidara taşıyacak oy oranı eriyecek ve iktidar için çoğunluk ortadan kalkacak ve AKP ister istemez seçim barajını bir ‘seçmen’ olarak kullanıp çoğunluk milletvekili sayısına ulaşmak isteyecektir. (başkasını seçmiş ama barajı aşamayan her oy partiler arası dağıtılacak ve çoğunluk partisi hanesine daha fazla yansıyacaktır, barajı aşamayan her oy bir anlamda dolaylı iktidar partisini seçmiş olacaktır.)
Bu seçimde AKP kimlere destek vereceği aslında şimdiden belli gibi, çünkü ittifak konusu Fettulah Gülen cemaati karşıtlığı olacaktır. Buna hazır soldan - sağdan gelme partiler her daim yan değnek olmak için alacağı yardımı bekliyor olabilir.. Elbette bu AKP karşıtı gibi gözüküp aslında dolaylı destek verilecek bir süreçtir. Çok karşı gibi gözükmek bir anlamda desteklemektir.
Bu seçimin kritik önemi var, çünkü rejim değişikliği için parlamentoda çoğunluk önemlidir.
AKP kurmayları işte bu çoğunluğu seçim barajını bir seçmen olarak kullanmak için değişik kartlar açtı.
HDP %10 barajı aşamayacağı üzerine kurulan bu strateji başarılı olursa AKP istediğini rahatlıkla alır konuma gelecek, bir taş ile birden fazla amaca ulaşılmış olunabilinir.
Bu seçimde AKP kaybedecek ama mecliste sandalye kazanma üzerine stratejisini kuruyor.
Bu oyunu bakalım kimler bozabilecek?
AKP’nin sarayda hesapları, seçim meydanlarına çıkmadan ittifaklar ile bozulabilinir mi?
Seçim müttefikler üzerinden bir oyundur, seçime giren partiler rakibini düşman değil de müttefik gördüğünde başarı oranı yüksek olacaktır. AKP doğuşuna giden süreç müttefiklerin birlikte seçime girip kazanımları ile döşendiğini unutmamak gereklidir.
İsmail Cem Özkan


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.