Başarının Ölçüsü: Kaç Kez Yakalandın?
Türkiye'de devrimcilik denince, çoğu zaman cezaevinde yatmak
ya da polis sorgusundan başarılı bir şekilde çıkmak akla geliyor. Hatta birçok
yapı, her eylemde gözaltına alınan veya tutuklanan kişileri izler; onlardan
hangisinin ileri ki zamanlarda devrimcilik yapacağını anlamaya çalışır. Polisin
bildiği kişileri, sol yapılar da bilmek ister. Kime ne kadar emek
harcayacağını, kimin militan, kimin sempatizan olacağını ve ileri ki zamanlarda
arkadaş çevresi içinde kalıp kalamayacağını tahmin etmek ister.
Her devrimci yapıya insanlar girer ve çıkar; çünkü sonuçta
bu gönüllü bir şeydir. Profesyonel olanlar için ise artık bu girip çıkma
meselesi söz konusu olmaz. Devrim yolunda insan, başına ne gelebileceğini
yaşayarak öğrenir.
Ben ise genel bu kanının dışında düşünürüm. Önemli olanın,
polis karakoluna düşmeden devrim için elinden geldiğince bir şeyler yapmak
olduğunu düşünüyorum. Yani kendisini iyi kamufle edip, devrimci yolda bir tuğla
koymak bana daha değerli gelir. Göz önünde olan, ne yapacağı önceden tahmin edilen
insanların devrimci hareketi ileriye taşıyabileceği ihtimalini düşük
görenlerdenim.
Devrimcilik anlayışı ile sistem içinde verilen hukuki
mücadele arasındaki farkı görmek için, avukatların bu süreçteki yerini de
ayrıca değerlendirmek gerekir.
Avukatların bir öğretmen olarak görülmesi meselesine
gelince; hiçbir avukat öğretmen değildir. Sadece sistemin içinde, hukuk ve
yasalar çerçevesinde nasıl hareket edileceğini bilirler ve müvekkillerini o
sınırlar içinde savunurlar. Akıllı bir avukat, müvekkilini içeride değil
dışarıda tutmak için sadece yasalar içinde bir yol haritası çizebilir, ona
öğütlerde bulunabilir. Ama bu öğütlerin siyasi davalarda her zaman işe
yaramadığı ortadadır. Çünkü idam edilmiş insanların da avukatları vardı,
müebbet ceza alanların da.
Avukatlığın sınırı, siyasi iradenin ona bıraktığı alan
kadardır. Avukatlar bazı müvekkillerine duygusal yaklaşabilir, ancak genel
olarak parasını aldığı kadar hizmette bulunur. Bazı siyasi davalarda ise
gönüllü savunma yapabilirler; bu tamamen o avukatın iradesi altındadır. Meşhur
olan avukatlar ise bazı davaları prestij olarak alarak daha fazla müşteriye
ulaşabilirler.
Devrimci olmak demek, yanında mutlaka bir avukatın olacağı
anlamına gelmemelidir. Ama bizde sanki tüm devrimcilerin bir avukatı vardır gibi
bir anlayış oluşmuştur.
Bu anlayış sadece bireysel davalarla sınırlı değildir.
Avukatların sistem içindeki konumuna bakıldığında da benzer bir durum
görülmektedir.
Sonuç olarak, bugün Meclisimizde avukat kökenli
milletvekillerinin sayısı fazladır. Fakat bu kadar avukatın olduğu bir
Meclis'te alınan hukuki kararların büyük bölümü, var olan hakların daha da yok
edilmesi üzerine olmuştur.
Avukatlar bu sistemin içinde, sistemin tanımış olduğu haklar
çerçevesinde hareket eden; emek sarf etmeden, sadece hukuki bilgileri
çerçevesinde çalışan profesyonel bir meslek grubudur. Onları hayatta tutan
işler de, sistemin yaratmış olduğu karmaşık ilişki ağının daha da karmaşık hâle
gelmesi üzerinden bir düzen arayışından başka bir şey değildir.
Avukatlık mesleğinin varlığı, büyük ölçüde toplumun
oluşturduğu bu karmaşık hukuki ilişkiler ağıyla bağlantılıdır. İlişkiler
karmaşıklaştıkça hukuki uzmanlığa duyulan ihtiyaç da artar. Bu nedenle
avukatların faaliyet alanı, büyük ölçüde sistem içinde ortaya çıkan sorunlara
yine sistemin kendi sınırları içinde çözüm üretmeye dayanır.
Sonuç olarak devrimcilik, cezaevine girip çıkmak ya da polis
sorgusundan başarılı olup olmamak değildir. Aslında bir insan yakalanıyorsa, o
işinde başarısız demektir ya da içinde olduğu siyasi hareketin aksayan bir
ilişkiler ağı mevcut demektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.