Galata Gazete


21 Temmuz 2026 Salı

Başarının Ölçüsü: Kaç Kez Yakalandın?

Başarının Ölçüsü: Kaç Kez Yakalandın?

Türkiye'de devrimcilik denince, çoğu zaman cezaevinde yatmak ya da polis sorgusundan başarılı bir şekilde çıkmak akla geliyor. Hatta birçok yapı, her eylemde gözaltına alınan veya tutuklanan kişileri izler; onlardan hangisinin ileri ki zamanlarda devrimcilik yapacağını anlamaya çalışır. Polisin bildiği kişileri, sol yapılar da bilmek ister. Kime ne kadar emek harcayacağını, kimin militan, kimin sempatizan olacağını ve ileri ki zamanlarda arkadaş çevresi içinde kalıp kalamayacağını tahmin etmek ister.

Her devrimci yapıya insanlar girer ve çıkar; çünkü sonuçta bu gönüllü bir şeydir. Profesyonel olanlar için ise artık bu girip çıkma meselesi söz konusu olmaz. Devrim yolunda insan, başına ne gelebileceğini yaşayarak öğrenir.

Ben ise genel bu kanının dışında düşünürüm. Önemli olanın, polis karakoluna düşmeden devrim için elinden geldiğince bir şeyler yapmak olduğunu düşünüyorum. Yani kendisini iyi kamufle edip, devrimci yolda bir tuğla koymak bana daha değerli gelir. Göz önünde olan, ne yapacağı önceden tahmin edilen insanların devrimci hareketi ileriye taşıyabileceği ihtimalini düşük görenlerdenim.

Devrimcilik anlayışı ile sistem içinde verilen hukuki mücadele arasındaki farkı görmek için, avukatların bu süreçteki yerini de ayrıca değerlendirmek gerekir.

Avukatların bir öğretmen olarak görülmesi meselesine gelince; hiçbir avukat öğretmen değildir. Sadece sistemin içinde, hukuk ve yasalar çerçevesinde nasıl hareket edileceğini bilirler ve müvekkillerini o sınırlar içinde savunurlar. Akıllı bir avukat, müvekkilini içeride değil dışarıda tutmak için sadece yasalar içinde bir yol haritası çizebilir, ona öğütlerde bulunabilir. Ama bu öğütlerin siyasi davalarda her zaman işe yaramadığı ortadadır. Çünkü idam edilmiş insanların da avukatları vardı, müebbet ceza alanların da.

Avukatlığın sınırı, siyasi iradenin ona bıraktığı alan kadardır. Avukatlar bazı müvekkillerine duygusal yaklaşabilir, ancak genel olarak parasını aldığı kadar hizmette bulunur. Bazı siyasi davalarda ise gönüllü savunma yapabilirler; bu tamamen o avukatın iradesi altındadır. Meşhur olan avukatlar ise bazı davaları prestij olarak alarak daha fazla müşteriye ulaşabilirler.

Devrimci olmak demek, yanında mutlaka bir avukatın olacağı anlamına gelmemelidir. Ama bizde sanki tüm devrimcilerin bir avukatı vardır gibi bir anlayış oluşmuştur.

Bu anlayış sadece bireysel davalarla sınırlı değildir. Avukatların sistem içindeki konumuna bakıldığında da benzer bir durum görülmektedir.

Sonuç olarak, bugün Meclisimizde avukat kökenli milletvekillerinin sayısı fazladır. Fakat bu kadar avukatın olduğu bir Meclis'te alınan hukuki kararların büyük bölümü, var olan hakların daha da yok edilmesi üzerine olmuştur.

Avukatlar bu sistemin içinde, sistemin tanımış olduğu haklar çerçevesinde hareket eden; emek sarf etmeden, sadece hukuki bilgileri çerçevesinde çalışan profesyonel bir meslek grubudur. Onları hayatta tutan işler de, sistemin yaratmış olduğu karmaşık ilişki ağının daha da karmaşık hâle gelmesi üzerinden bir düzen arayışından başka bir şey değildir.

Avukatlık mesleğinin varlığı, büyük ölçüde toplumun oluşturduğu bu karmaşık hukuki ilişkiler ağıyla bağlantılıdır. İlişkiler karmaşıklaştıkça hukuki uzmanlığa duyulan ihtiyaç da artar. Bu nedenle avukatların faaliyet alanı, büyük ölçüde sistem içinde ortaya çıkan sorunlara yine sistemin kendi sınırları içinde çözüm üretmeye dayanır.

Sonuç olarak devrimcilik, cezaevine girip çıkmak ya da polis sorgusundan başarılı olup olmamak değildir. Aslında bir insan yakalanıyorsa, o işinde başarısız demektir ya da içinde olduğu siyasi hareketin aksayan bir ilişkiler ağı mevcut demektir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.