Rüzgâra Karşı Yürümek
Bugün kimse uzun yazılar okumak istemiyor. Video daha hızlı,
kısa içerik daha cazip. Algoritmalar bizi sürekli tüketmeye çağırıyor. Oysa
insan yalnızca tüketerek değil, üreterek de yaşar. Yazmak tam da bu yüzden
önemlidir. Çünkü yazı, algoritmanın değil, insanın ritmiyle ilerler.
"Çok yazı yazıyorsun; üstelik çok uzun. Bu zamanda kim
okuyacak?" diyenlerin sayısı az değil. Haklı oldukları bir taraf da var.
İnsanların önünde tüketebilecekleri sayısız video, TikTok ve YouTube kanalı
duruyor. Google ve benzeri küresel şirketler bu devasa trafiği paraya
çevirirken, elde ettikleri gelirin çok küçük bir bölümünü milyonlarca içerik
üreticisine dağıtıyor. Borsada hisse alan biri gün sonunda ne kazandığını
öğrenir; dijital platformlarda çalışanlar ise ay sonunda ya da sözleşmelerinde
belirtilen tarihte, tıklama başına ne kadar kazandıklarını görürler.
YouTube bu modeli belki de en başarılı uygulayan
platformlardan biri oldu. Kazancının küçük bir bölümünü içerik üreticilerine
aktararak hem milyonlarca insanı video üretmeye teşvik etti hem de dünyanın en
çok ziyaret edilen platformlarından biri hâline geldi. Büyük kazanıyor, küçük
dağıtıyor; ama dağıttığı küçük pay, sistemi ayakta tutmaya yetiyor.
Küreselleşmenin mantığını bundan daha iyi anlatan bir örnek bulmak zor.
Yerelde içerik üretenler de bu düzenden memnun görünüyor.
Çünkü geleneksel medyada yer bulamayan insanlar kendi mecralarını kurabiliyor,
söylemek istediklerini doğrudan dile getirebiliyorlar. Fakat zamanla başka bir
süreç başlıyor. İzleyicisini kaybetmemek için algoritmaları, istatistikleri ve
beğeni eğilimlerini izleyen içerik üreticisi, farkında olmadan kendisi olmaktan
uzaklaşıyor. Kendi sözünü söyleyen kişi olmaktan çıkıp, izleyicinin duymak
istediğini üreten bir aparata dönüşüyor. Bugün sosyal medya üzerinden satış
yapan ya da görünürlük peşinde koşan birçok kişi, bir ölçüde piyasanın
beklentileri doğrultusunda hareket etmek zorunda kalıyor.
Benim böyle bir kaygım yok. Yazdıklarımdan para kazanmadığım
için, "Karşımdaki ne düşünür, nasıl daha çok beğeni alırım?" hesabını
yapmak zorunda değilim. İçimden geldiği gibi yazıp çizebiliyorum. Belki de bu,
yaşadığımız siyasi ve tarihsel atmosferde akıl sağlığını koruyabilmenin en
etkili yollarından biridir.
Yazmak, algoritmalara ve piyasanın insanı dönüştüren baskısına
karşı bireyin kendisini koruma biçimidir.
Akıl sağlığını korumanın iki yolu var. Birincisi, akışa uyum
sağlamak; ne etliye ne sütlüye karışmadan, sistemin senden beklediği gibi
yaşamak ve gemini yürütmek. İkincisi ise yazmaktır. Yazmak, insanın hem kendisini
hem de yaşadığı zamanı anlamasını sağlar. Olaylara uzaktan bakmayı, farklı
düşünme alanları açmayı öğretir. Havaya savrulup giden sözlerin yerine, dönüp
tekrar bakabileceğin kalıcı izler bırakır.
Yazı ve çizgi, insanın kendisini tanımasının en güçlü
araçlarıdır. Belki de bu yüzden yazarlar ve çizerler dışarıdan göründüklerinden
daha güçlü insanlardır. Ama aynı zamanda en kırılgan olanlar da onlardır.
Zihinsel hassasiyet ile yaratıcılık çoğu zaman aynı yerde buluşur. Kimi zaman
psikiyatri kliniklerine uzanan yol da buradan geçer. O yatışlar bazen yeni
kapılar açar, yeni bakış açıları kazandırır. Ancak insan, kendisini tetikleyen
şeylere karşı savunmasını kuramazsa, yaratıcılık acıyla iç içe geçebilir.
Van Gogh'un yaşamı bana bu konuda hep düşündürücü gelir.
Arada bir, özellikle Fransa'da geçirdiği son yılları yeniden okurum. Onun
trajedisi yalnızca büyük bir ressam olması değildi; aynı zamanda yalnızlığıyla
baş edememesiydi. Bazen kendi kendime düşünürüm: Hayatın içine daha fazla
karışabilse, insanlarla daha güçlü bağlar kurabilse, belki bambaşka bir yaşamı
olabilirdi. Bunun kesin bir cevabı yok; ama insanın aklına ister istemez
geliyor.
Belki de en doğrusu, her sıkıntıda çözümü yalnızca dışarıda
aramamaktır. Elbette gerektiğinde psikiyatrik destek almak önemlidir. Ama
insanın kendi iç dünyasını tanımasının yollarından biri de yazmaktır. Yazın,
çizin. Sistemin bütün dayatmalarına, bütün yönlendirmelerine rağmen kendi
sesinizi kaybetmeyin. Çünkü insan, rüzgâra karşı yürüyebilir. Asıl mesele,
rüzgârın önüne kapılıp gitmemektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.