Galata Gazete


1 Ağustos 2026 Cumartesi

Rüzgâra Karşı Yürümek

Rüzgâra Karşı Yürümek

Bugün kimse uzun yazılar okumak istemiyor. Video daha hızlı, kısa içerik daha cazip. Algoritmalar bizi sürekli tüketmeye çağırıyor. Oysa insan yalnızca tüketerek değil, üreterek de yaşar. Yazmak tam da bu yüzden önemlidir. Çünkü yazı, algoritmanın değil, insanın ritmiyle ilerler.

"Çok yazı yazıyorsun; üstelik çok uzun. Bu zamanda kim okuyacak?" diyenlerin sayısı az değil. Haklı oldukları bir taraf da var. İnsanların önünde tüketebilecekleri sayısız video, TikTok ve YouTube kanalı duruyor. Google ve benzeri küresel şirketler bu devasa trafiği paraya çevirirken, elde ettikleri gelirin çok küçük bir bölümünü milyonlarca içerik üreticisine dağıtıyor. Borsada hisse alan biri gün sonunda ne kazandığını öğrenir; dijital platformlarda çalışanlar ise ay sonunda ya da sözleşmelerinde belirtilen tarihte, tıklama başına ne kadar kazandıklarını görürler.

YouTube bu modeli belki de en başarılı uygulayan platformlardan biri oldu. Kazancının küçük bir bölümünü içerik üreticilerine aktararak hem milyonlarca insanı video üretmeye teşvik etti hem de dünyanın en çok ziyaret edilen platformlarından biri hâline geldi. Büyük kazanıyor, küçük dağıtıyor; ama dağıttığı küçük pay, sistemi ayakta tutmaya yetiyor. Küreselleşmenin mantığını bundan daha iyi anlatan bir örnek bulmak zor.

Yerelde içerik üretenler de bu düzenden memnun görünüyor. Çünkü geleneksel medyada yer bulamayan insanlar kendi mecralarını kurabiliyor, söylemek istediklerini doğrudan dile getirebiliyorlar. Fakat zamanla başka bir süreç başlıyor. İzleyicisini kaybetmemek için algoritmaları, istatistikleri ve beğeni eğilimlerini izleyen içerik üreticisi, farkında olmadan kendisi olmaktan uzaklaşıyor. Kendi sözünü söyleyen kişi olmaktan çıkıp, izleyicinin duymak istediğini üreten bir aparata dönüşüyor. Bugün sosyal medya üzerinden satış yapan ya da görünürlük peşinde koşan birçok kişi, bir ölçüde piyasanın beklentileri doğrultusunda hareket etmek zorunda kalıyor.

Benim böyle bir kaygım yok. Yazdıklarımdan para kazanmadığım için, "Karşımdaki ne düşünür, nasıl daha çok beğeni alırım?" hesabını yapmak zorunda değilim. İçimden geldiği gibi yazıp çizebiliyorum. Belki de bu, yaşadığımız siyasi ve tarihsel atmosferde akıl sağlığını koruyabilmenin en etkili yollarından biridir.

Yazmak, algoritmalara ve piyasanın insanı dönüştüren baskısına karşı bireyin kendisini koruma biçimidir.

Akıl sağlığını korumanın iki yolu var. Birincisi, akışa uyum sağlamak; ne etliye ne sütlüye karışmadan, sistemin senden beklediği gibi yaşamak ve gemini yürütmek. İkincisi ise yazmaktır. Yazmak, insanın hem kendisini hem de yaşadığı zamanı anlamasını sağlar. Olaylara uzaktan bakmayı, farklı düşünme alanları açmayı öğretir. Havaya savrulup giden sözlerin yerine, dönüp tekrar bakabileceğin kalıcı izler bırakır.

Yazı ve çizgi, insanın kendisini tanımasının en güçlü araçlarıdır. Belki de bu yüzden yazarlar ve çizerler dışarıdan göründüklerinden daha güçlü insanlardır. Ama aynı zamanda en kırılgan olanlar da onlardır. Zihinsel hassasiyet ile yaratıcılık çoğu zaman aynı yerde buluşur. Kimi zaman psikiyatri kliniklerine uzanan yol da buradan geçer. O yatışlar bazen yeni kapılar açar, yeni bakış açıları kazandırır. Ancak insan, kendisini tetikleyen şeylere karşı savunmasını kuramazsa, yaratıcılık acıyla iç içe geçebilir.

Van Gogh'un yaşamı bana bu konuda hep düşündürücü gelir. Arada bir, özellikle Fransa'da geçirdiği son yılları yeniden okurum. Onun trajedisi yalnızca büyük bir ressam olması değildi; aynı zamanda yalnızlığıyla baş edememesiydi. Bazen kendi kendime düşünürüm: Hayatın içine daha fazla karışabilse, insanlarla daha güçlü bağlar kurabilse, belki bambaşka bir yaşamı olabilirdi. Bunun kesin bir cevabı yok; ama insanın aklına ister istemez geliyor.

Belki de en doğrusu, her sıkıntıda çözümü yalnızca dışarıda aramamaktır. Elbette gerektiğinde psikiyatrik destek almak önemlidir. Ama insanın kendi iç dünyasını tanımasının yollarından biri de yazmaktır. Yazın, çizin. Sistemin bütün dayatmalarına, bütün yönlendirmelerine rağmen kendi sesinizi kaybetmeyin. Çünkü insan, rüzgâra karşı yürüyebilir. Asıl mesele, rüzgârın önüne kapılıp gitmemektir.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.