Galata Gazete


1 Ağustos 2026 Cumartesi

Aslanın Gölgesinde Kedi Cesareti

Aslanın Gölgesinde Kedi Cesareti


Siyasette en büyük yanılgı, gücü sadece iktidarın elinde sanmaktır. İktidarı ayakta tutan, çoğu zaman ona karşı olduğunu söyleyenlerin tercihleri, hataları ve suskunluklarıdır. Bir iktidar yalnızca kendi başarısıyla uzun yıllar ayakta kalmaz; onu besleyen bir siyasal düzen, onu meşrulaştıran bir muhalefet ve her yenilgiyi "bir sonraki seçime" erteleyen bir siyaset anlayışı da gerekir.

Bugün yaşanan tartışmalar sadece belediyelerin el değiştirmesi ya da muhalefetin yaşadığı sıkıntılar değildir. Asıl mesele, yıllardır aynı yöntemleri deneyip farklı sonuç bekleyen siyasal aklın iflasıdır. Kalabalık yürüyüşlerin, sloganların ve ekranlarda üretilen iyimserliğin gerçek siyasal mücadele yerine geçtiği bir ortamda, başarısızlık artık istisna değil, süreklilik hâline gelir.

Sosyal demokratların bu duruma düşmeleri elbette kendilerinin eseridir. Erdoğan'ı iktidara taşıyan, onu başarısızlıklarına rağmen orada tutacak her türlü yolu açan yine bu onlardı. Şimdi ise mağduriyetleriyle gündemdeler. Kazandıkları belediyeler tek tek elden gidiyor. Hani Alman papazın hikâyesini anlatırlar ya; en son papazı almaya gelirler ve papaz arkasına bakıp, "Kimse bana sahip çıkmayacak mı?" der. Sosyal demokratlar kime sahip çıktı da şimdi sürekli dayanışma bekliyor? Birkaç kırlangıç sallayan mahalle takımı kadar seçmeni olan sosyalistlerin onlara sahip çıkması elbette sorunu ortadan kaldırmıyor.

Kitlesel seçmeni olmasına rağmen o kitleyi bertaraf edip, "Biz yapacağız.", "Sabreden derviş muradına erecek." diyerek sandığı beklemeyi tercih etmeleri şaşırtıcı değildi. Peki, sandığı kimin saydığını, içinden atılmayan oyların çıktığını unuttuk mu? Mühürsüz oyları kabul eden yine sosyal demokratlar değil miydi?

Bugün aslan ile kedinin kavgasına şahitlik ediyoruz. Her iki taraf da kendisini lunapark aynasında görüyor; biri olduğundan büyük, diğeri olduğundan güçlü…

Şimdi muhalif kanalların haberlerine dahi bakamıyorum. Cıvık cıvık yorumlar, başarı gibi gösterilen adımlar, "iktidara yürüyoruz" söylemleri... Erdoğan'ın paradigmasını dahi anlayamamış insanların yorumları...

"Ne olursan ol, gel!" diyen bir anlayışın olduğu bir zamanda, belediye başkanının telefonunu bile açık tutamayan bir partinin başarısı mı olur?

Sosyalistlerden alınan sloganlarla solcu gibi slogan atıp, yollarda omuz omuza, kol kola girilen yürüyüşlerin hiçbir sonuç getirmediği ortada olmasına rağmen, birkaç kırlangıç sallayarak yapılan yürüyüşlerin anlamsızlığını hâlâ çözebilmiş değiller. Demek ki bugüne kadar başarılı olmadılarsa, bundan sonra da başarılı olmayacaklar. Yani başarı için kapı aralamak yerine, iktidarın meşru olmayan, meşruiyetini uluslararası sessizlikten alan Erdoğan'ın bu başarısına gölge düşürecek hiçbir şey yapmayan muhalefet mi başarılı olacak?

Siyaset para işidir; parası olan siyaset yapar.

Bunu yeni kurulan Yeni Parti bir kez daha gösterdi. Parasız yola çıktığında seçmeninden, başarıya susamış kitleden parasını almasını bildi. Ona para yatıranlar hiç sormadı: "Sevgili vekiller, siz kaç lira bağışta bulundunuz? Vekil olarak partiye yatırdığınız ya da seçim sırasında kiraladığınız büroların masrafı kadar parayı yeni partiye bağışladınız mı?"

Futbol takımı başkanlığı seçimleri gibi... Başkan, parası olan, ihale peşinde koşan bir işverendir. "Gönlünü verdiği" renklerin kupa alması için takım başkanlığına aday olur. Aslında futbol kulübü başkanlığı, iktidarla iletişim kurmanın en önemli araçlarından biridir. Bugün "beşli çete" diye adlandırılan, devletten en çok ihale alan şirketlerin sahiplerinin geçmişlerine baktığınızda, futbol kulüplerinin yönetim kurulu üyeliklerini görürsünüz.

Futbol sadece futbol değildir; yeter ki seyircisi olsun. Cebinde parası olmadığı hâlde takımı için ekmeğinden kesip para yatıracak insanlar bulunsun. Her sene değişen forma için para biriktiren bir tüketim çılgınlığı devam etsin. Bu tüketim kültürü sürdüğü sürece futbol kulüplerinin yönetim kurulu başkanlığı ya da üyeliği için bol reklamlı yarışlar da sürecektir. Çünkü "Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez." Üstelik hormonlu, kısa sürede şişirilmiş, tadı tuzu olmayan, hayatını kafeste geçirmiş birkaç aylık tavuklar bile buna dâhildir.

Futbol seçimi ile meclis seçimi arasında artık hiçbir fark kalmadı. Seçim, seçimdir.

Gelinen son noktada, "Bizim üzerimize ne düşerse onu yaparız efendim." diyen bir anlayış var. Seçende de seçilende de aynı anlayış hâkim. Bizler küresel sermayenin ihtiyaçlarını karşılayan, "gelişmekte olan" bir ülkeyiz. Gerekirse göçmen alırız, gerekirse savaş bölgelerine asker göndeririz, gerekirse fakir ülkelere ekonomik yardım ederiz; ama emeklisine insanca yaşayabileceği bir maaş vermeyiz.

Bizde siyaset; emekliden ve emekçiden kesip sermayenin istediğini yapmaktır.

Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir; sandığı koruyacak irade, örgütlülük ve bedel ödemeye hazır bir siyasal kararlılık gerektirir. Aynı yöntemleri tekrar ederek farklı sonuç beklemek, seçmeni sürekli sabra davet etmek ve her yenilgiyi yeni bir umut söylemiyle ertelemek, zamanla muhalefeti alternatif olmaktan çıkarır.

Siyasetin finansmandan medyaya, futboldan sermayeye kadar uzanan ilişkiler ağı içinde şekillendiği bir düzende, yalnızca sloganlarla ya da sembolik yürüyüşlerle sonuç almak mümkün değildir. Gücü anlamadan ona karşı mücadele edilemez; sistem çözülmeden sistemin ürettiği sonuçlar değiştirilemez.

Belki de en temel soru şudur: Gerçekten iktidarı değiştirmek isteyen bir muhalefet mi var, yoksa iktidarın sınırlarını kabul edip onun belirlediği oyunun içinde rolünü oynayan bir muhalefet mi?

Aslanın gölgesinde cesur görünmek kolaydır. Asıl cesaret, gölgeden çıkıp güneşin altında hesap vermeyi ve hesap sormayı göze alabilmektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.