Galata Gazete


10 Eylül 2026 Perşembe

Çok Sesli Doğup Tek Saz Çalmak

Çok Sesli Doğup Tek Saz Çalmak

Her inanç doğduğu gibi kalmaz; değişir, gelişir. "Özüne sadık" diye bir şey yoktur; zaman onu öyle bir savurur ki bir bakmışsın özgürlük için doğan düşünce, otoriterlerin ve despotların sembolü olmuş... 

Tüm dinler, sözde de olsa var olan baskıya karşı ortaya çıkmış ve müritlerine birtakım vaatlerde bulunmuştur; onlar, yaşanılan karabasana karşı birer ışık süzmesidir. Ancak zaman içinde tüm dinler, egemen olan gücün birer aparatına dönüşmüştür. Bu güç kitleleri baskılamış, sessizleştirmiş ve onları biat eden, sadece nefes alıp veren birer canlıya çevirmiştir. Sırasını bekleyen kesimhanedeki herhangi bir canlı gibi; kurban olacak, pazarlarda satılan bir koç, inek, tavuk ya da hindi gibidirler... Din insanı ölüme hazırlar; efendileri rahat etsin, onlardan özgürlük talep etmesin diye... Çünkü dinlerin doğuşunda var olan o özgürlük —bir nefes almak için çıkılan yolda— müritler için değil, o dini yöneten ve ondan nemalananlar içindir. 

Din ritüellerini sabitlerseniz o din gericileşir, yobazlaşır ve o cendere içinde nefes alamaz hâle gelirsiniz. Sadece sözde ritüerler yerine getirilir; o din açıkça sadece gücü olana hizmet eden, kitleleri uyuşturan, onları efendileri karşısında boyun eğen, biat eden ve itaatkâr kılan bir yapıya bürünür. Dinler özgürleştirmez; tersine, bağımlı hâle getirir. 

Fransız Devrimi bu girdabı kırmış, halklara nefes alacakları bir alan açmış; dini, Tanrı'nın evine çekilip kendi yağıyla kavrulan ve kamunun kaynağını kullanamayan bir konuma getirmiştir. Dini gelişen, zamana ayak uyduran, yeni gelişmelere açık bir hâle getirerek yobazların elinden almıştır. Kısacası laik düşünce yobaz olana, sabitleyen ve zamanı durduran her şeye karşıdır. 

Ülkemizde katı kuralları olan ve değişmez kabul edilen sınırları mevcuttur açık, yobaz bir İslami anlayış vardır. Her İslami cemaat, tarikat ve siyasi örgütlenme, İslam'ı kendisine göre yeniden yorumlar ve ona biçim verir. Bu durum, özgürlük anlamına gelmek bir yana; tersine mezarları, geçmişten gelen tarihi alanları ve insanlık birikimini düşman gören bir anlayışı doğurmuştur. Ölümü meşru, öldürmeyi mutlak kılan bu yapı; içinde IŞİD, El-Kaide, Taliban ve Molla rejimlerini büyütmüştür. Bunların bu zaman diliminde ortaya çıkması tesadüfi değildir. Onlar için emperyalist düşünce dinin içindedir. Efendisine ve onun çıkarına hizmet ederek, emperyalist Amerikan askerlerinin Orta Doğu'ya yerleşmesinin önünü açmıştır. Sonuçta yobazlaşan dinin efendisi hep olmuştur ve olacaktır. 

Bugün Alevi inancı ve onu yaşayanların ortaya koyduğu anlayış, gittikçe yobazlaşan bir sürece tekabül etmektedir. Alevi inancı devletleşememiştir; ancak yakın zamana kadar devletin içinde bu kadar baskın olduğu bir süreçte de yer almamıştı. Bugün, devlet ve güç sahiplerinin çıkarına uygun olarak homojenleşirken ve kendi kurallarını sistematik hâle getirirken yobazlaşma yolunda adımlar atmakta; içinde taşıdığı çeşitliliği, özgürlüğü ve adalet kavramlarını yeniden tanımlamaya devam etmektedir. Alevi inancı kime hizmet edeceğini seçmek zorundadır: Halka mı, yoksa sermaye sahibi devlet gücüne mi? Ya içindeki çeşitliliği koruyup geliştirecek, "tek saz" söyleminden kurtulup çok sesli bir müziğe doğru evrilecek ya da geçmişin taklidi olan o "tıngır mıngır" yolda gözünü kapatıp kafasını sallayarak yürümeye devam edecektir. 

Alevi inancı çok sesli doğmuşken, zamanla tek sese düşmeye devam etmektedir. Bunu durduracak çağdaş bir bakış açısına ve doğru bir yönlendirmeye ihtiyaç vardır. İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik tarihinden ders çıkarılamayan bu yol; kendisini bataklığın içinde efendisine hizmet eden, diğerlerinden farkı olmayan bir yapıya bürüyecektir. 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.