Türkiye’de “Hain” Üretmek
Ne kadar kolay birisine “hain” demek…
Türk solu ne yazık ki kendisi gibi düşünmeyen, davranmayan
her insana hain deyip onu linç etmesi, nefret söylemi geliştirmesi ve sonuçta
kendi öz yoldaşını öldürmesi… Hepsi bu “hain” kelimesi ile başlar.
Kendi yoldaşını, feodal ilişkiyi de kullanarak, kendi öz
dayısına, yeğenine öldürttü bu Türk solu. Cezaevinde, dağda, şehirde…
Öldürmediyse de polisin ulaşacağı alanlara not bıraktı; dinlediği, izlediği
noktalara, o ölmesi gereken “hain”in nerede, nasıl yaşadığı gibi bilgileri
çaktırmadan yerleştirdi. Hain denildi mi, yok edilmesi, linç edilmesi gerekir.
Trabzon’da tutuklu aileler, aileleri için eylem yapmaya
kalktığında, oranın Hrant Dink katili de olacak faşist güruh o aileleri linç
etmişti. Aynı şekilde Malatya’da “Hristiyan propagandası yapıyor” diyerek
birilerinin kafalarını kesmişti. Hain denilince olay genişliyor, ölüm
sıradanlaşıyor…
Kitleye “hain” diye bağırtmak, yuhlatmak bu ülkenin sıradan
işleri…
Gezi eylemlerinde ekmek almaya giden çocuğu öldürtenler,
kitlelere onun ailesini, annesini yuhlattı… Tüm kitlede o aileye, anaya
“yuuuuh” diyerek haini damgalamış oldu. Bu kitleler sorunları çözmek için
değil, liderlerinin nefret söylemini kitleselleştirmesi için var…
Kemal Kılıçdaroğlu siyasi hırsı olan biri…
Değerli biri mi? Asla değerli olarak görmedim. CHP başında
tek başına karar verirken de değerli görmedim. Deniz Baykal ne ise Kemal
Kılıçdaroğlu da o… Siyasi tercihleri belli olan biri. Yani onların tarihsel
görevi, siyasal İslam’ı iktidar koltuğunda tutmak… 12 Eylül rejiminin onlara
biçtiği rol bu; bunu da oynuyorlar…
CHP Genel Başkanı, bir kurultay delege oyunu ile koltuğundan
oldu. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun seçtiği delege onu seçmedi, oğlunu ve yardımcısını
seçti.
İmamoğlu ve Özer çifti, Kılıçdaroğlu’ndan farklı mı?
Aralarında nüans farkları dışında işlevleri ve görevleri aynı…
Kılıçdaroğlu siyasetini belirlerken bu iki yardımcısından
görüş almıyor muydu?
İstanbul’a gelince “oğlu” İmamoğlu’nun evinde görüşmeler
yapmıyor muydu? Bu görüşmelere meclis temsilcisi Özer katılmıyor muydu?
Bunların hepsi Baykal CHP’sinin kadroları…
Siyasi çizgisi aynı olanların koltuk savaşlarında taraf
olmak neden?
Birini hain ilan etmek?
Bunu anlamıyorum…
Tamam, Erdoğan CHP iç kavgasında mahkeme aracılığı ile taraf
oldu…
Sonuçta o da kendi siyasi ikbalini düşünüyor, çıkarına uygun
karar alıyor. Seçmenin, o “hain” ilan edenlerin aklı ile yol almıyor…
Siyasi kozunu kullandı ve CHP içinde birden yapılmış tüm
seçimleri yapılmamış ilan etti…
Kılıçdaroğlu’nun seçtiği delege onu seçmedi, gitti Özer
denen yardımcısını seçti…
Kongre toplanacak ve yeniden aynı şey olacak…
Kılıçdaroğlu’nun CHP içinde hakimiyeti artık yok…
Bir bardakta oluşan fırtına ile bir insanı “hain” ilan edip
alanlarda bağırtmak, yazdırmak, çizdirmek haddini aşmak değil midir?
Nefret söylemi ile siyasi mücadele mi yapılır?
Erdoğan ile Özer arasında ne fark var?
İmamoğlu ile Erdoğan arasında fark ne kadardır?
Sonuçta hepsi sağ siyasetçi…
Hepsi birbirinin karbon kopyası; söylem farkları olan karbon
siyasiler…
Belirleyici olan bu siyasilerin performansı mı?
Seçimlerde esas belirleyici olan kimler; ideolojiler mi,
tercihler mi?
Kapitalizmde her şey para üzerinde oturur. Parayı
yönlendirenler elbette sonucu belirler…
Kitleler de koyun gibi gider, önceden belirlenmiş,
işaretlenmiş olana oyunu atar…
Burada ideoloji falan yok, sürü kavramı var…
Bugün “hain” ilan edilenler, yarın devlet kurucusu olur…
TC devletinin kuruluşunu dahi bilmeyenler, sokaklarda bir
eski lidere “hain” diye bağırıyor…
Siyasette etik mi?
Kılıçdaroğlu’nun yaptığını onaylamıyorum, destek asla
vermem; ama kitlelere “hain” diye bağırtmayı da normal görmem…
Kendi arkadaşını, yoldaşını öldürtenleri; aldığı ölüm emrini
yerine getirenleri, emir verenleri nasıl ki solcu/devrimci görmem, o
ideolojileri savunanları adam yerine dahi koymam; aynı şekilde alanlarda “hain”
diye bağırtanları da adam yerine koymuyorum…
“Türk solu” derken dahi arkadaşını, yoldaşını öldürenleri o
solun içine dahi almam. Çünkü bu, faşist ideolojinin sol sosa batırılmış
hâlidir.
Sol; yaşamı savunur, eşitliği savunur, özgürlüğü savunur…
Fransız Devrimi’nden gelen, bugüne taşınan sloganlar içinde
“öldür” diye emir yoktur. Ancak ve ancak “rejimi yok et, yenisini kur” der.
Rejimi yok etmek, insanları toplu yok etmek demek değildir… Milyonları öldüren
Kamboçya’daki o lideri (Pol Pot) ve yaptıklarını da tarihsel olarak reddederim;
sıradan bir diktatörden arasında fark koymam. Ne adına yapılırsa yapılsın,
ölümü yüceltmek sol düşünceye aykırıdır…
Sonuçta bu ülkede siyaset, çoğu zaman fikir yarıştırmaktan
çok düşman üretme mekanizmasına dönüşüyor. Dün aynı masada oturanlar bugün
birbirine “hain” diyebiliyor; bugün alkışlananlar yarın hedef tahtasına
konulabiliyor. Çünkü burada mesele ilke değil, güç ilişkileri oluyor. Kitleler
ise düşünmeye değil, saf tutmaya çağrılıyor.
Oysa bir toplumu ayakta tutan şey; birbirini susturması,
linç etmesi ya da düşman ilan etmesi değil, farklı düşüncelerin bir arada
yaşayabilmesidir. “Hain” kelimesinin bu kadar kolay kullanıldığı bir yerde ne
demokrasi gelişir ne de toplumsal barış kurulabilir. Çünkü bu dil, en sonunda
herkesi birbirine benzetir; sağcısını da solcusunu da aynı nefret çizgisinde
buluşturur.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni düşmanlar üretmek değil;
sorgulayan, eleştiren ama insanı hedef göstermeyen bir siyaset anlayışıdır.
İnsanları yaftalayarak değil, düşünceleri tartışarak yol almak gerekir. Çünkü
bir toplumun gerçek çürümesi, insanların birbirini öldürmesiyle değil; ölümü, linci
ve nefreti normal görmeye başlamasıyla başlardı, çoktan başladı bile.
İsmail Cem Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.