Değişim Vaadi, Devam Garantisi
Türkiye'de sosyal demokrasinin en büyük paradoksu şudur:
Değişim vaat eder, ama düzenin devamını garanti eder.
Sosyal demokratlardan hiçbir şey olmaz...
Bu fikrimi tarihin sayfalarına bakarak anlayabilirsiniz.
Alman sosyal demokratlar yüzünden Rosa Lüksemburg ve Spartaküs Hareketi'nin
sonunu biliriz... Arkasından ülkemizdeki serüveni Bülent Ecevit ile başlar,
"ortanın solu" kavramı içinde yerini alır. Ecevit ne zaman iktidar
olsa katliamlar arka arkaya gelir, solcu kahvehaneler kapatılır. Çünkü o,
bağımsız devlet partisidir; sağa da sola da eşit mesafeden operasyon yapar. MC
iktidarları sadece sola operasyon yaparken, Ecevit sağ ve solu aynı kategoriye
koymuştur.
12 Eylül, sağı ve solu hücrelerde kaynaştırma, buluşturma politikası yapmış ve
eşitlemiştir. Sağcılar ile solcular arasındaki en önemli fark, namaz kılınması
ve İstiklal Marşı okunması konusundaki hevestir. Diğer şeyler hemen hemen kader
birliği gibidir... Elbette, "sağcılara cinayet işler dedirtemezsiniz"
politikasının etkisi 12 Eylül zindanlarında da devam etmiş; mezhep ve ırk
kavramı üzerinden yazılı olmayan kurallar onlara daha fazla uygulanmış, Ermeni
devrimciler daha ağır işkenceler görmüştür.
Necdet Calp ile başlayan bize özgü sosyal demokrat hareket, "halk"
imgesini kullanarak siyasette yerini almıştır. İlk cepheleşme köprü satışı ile
ortaya çıkmıştır. Özelleştirme ve karşıtı politika başarılı olmuş olacak ki,
başörtüsü kavramı içinde de bir cepheleşmeye doğru geçilmiş ve ılımlı İslam
iktidarının temelleri sağlam şekilde atılmıştır. Olmayan bir laikliğin
savunulması adına sağ seçmen safları daha da sıklaşmış, "modern"
yaşam tarzını savunan Kemalistler bir anlamda sıçrama tahtası olarak
kullanılmıştır.
Sosyal demokratlar, SODEP, SHP ve CHP ile birlikte Baykal hizbinin liderliğinde
partinin genel politikasını "muhalif kal, iktidar olanı koru, kolla"
anlayışı üzerine istikrarlı bir şekilde kurmuştur. Sonuç olarak Erdoğan
karşıtlığı politikası, cepheleşmenin başka bir boyutunu ortaya çıkarmış; sözde
laikler, cumhuriyetçiler ve sermaye grubunun sözcüsü olanlar Cumhuriyet
mitingleri ile Erdoğan iktidarını daha da güçlendirmiş, Ergenekon ve Balyoz
davalarının temelini atmıştır.
Aslında karşı olduğunu savunan ve koruyan anlayış, onun iktidarda daha uzun ve
istikrarlı kalması için gerekli hukuki altyapıyı sağlayan yasaların Meclis'ten
torba yasa ile geçmesine olanak sağlamıştır. Zaten Baykal ve Kılıçdaroğlu ile
devam eden süreçte Erdoğan'ın karşısına öyle adaylar çıkarılmıştır ki amaç
kazanmak değil, prosedürün yerini bulması olmuştur. Cepheleşen toplumda zaten
çoğunluğu oluşturan sağ seçmen, kafası net ve vicdanı şeriat duygularıyla yüklü
şekilde zaferlerine imza atmıştır.
Sonuçta Erdoğan ve ekibi başarılı olduğu için değil, tersine muhalefet öyle
istediği için zor da olsa iktidarda kalması sağlanmıştır.
Sonuç olarak sosyal demokratlar ya da sözde demokratlar, tek lider ve tek görüş
anlayışıyla, başka seçeneği olmayan seçmene dayattıkları politikalar nedeniyle
sağın hizmetinde olmuştur. Bu oyunu bozan bugüne kadar sadece İstanbul
Büyükşehir Belediyesi seçimi olmuştur. O oyunu sanırım istemeden bozduğu için
hedef olmuştur. Bugün yaşayacaklarını bilmiş olsaydı yine o başarıyı getirecek
söylemlerde bulunur muydu? Bu konuda elimizde bir bilgi yok.
Sol politika üretmek yerine 'Özgür Özel'i test edelim',
'Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin' anlayışının bugüne kadar başarı
getirmediği ortadadır. "Birlik", "birlikte muhalefet" ya da
"cumhuriyet için birlik" gibi kavramlar da son elli yılda iktidarı
değiştirmeye yetmemiştir.
Baştan beri ileri sürdüğüm tez değişmiyor: Sosyal
demokratlardan bir şey olmaz. Bunu söylerken tek tek kişileri değil, yıllardır
tekrar eden siyasal anlayışı kastediyorum. Değişim vaat eden, ancak sonuçta
mevcut düzenin devamını sağlayan bir muhalefet anlayışı, iktidarın en güçlü
rakibi değil, en güçlü güvencelerinden biri hâline gelmiştir.
Belki de bu hikâyenin en ironik özeti başlıktadır: Değişim
vaadi, devam garantisine dönüşmüştür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.