Tek'in Karşısında
Ara ara bana hangi siyasi yapıya yakın olduğumu soruyorlar.
Kendimi, Kemalist olmayan, kendi arkadaşını ya da yoldaşını
öldürmeyen, Marksist bir dünya görüşüne sahip siyasi yapılara daha yakın
hissediyorum.
Bunun nedeni aslında oldukça basit. Tek lider, tek ideoloji,
tek doğru, tek kültür... Kısacası, "tek" üzerine kurulu her anlayışın
insanı özgürleştirmek yerine ona sınırlar çizdiğini düşünüyorum. Benim özlemini
duyduğum dünya ise bunun tam tersidir: Daha özgür, daha eşit, daha fazla söz
hakkının olduğu; farklı fikirlerin bir arada yaşayabildiği ve hiçbir düşüncenin
mutlak doğru olarak dayatılmadığı bir dünya. Bu nedenle kendimi de bu özleme en
yakın siyasal gelenek içinde ifade edebiliyorum.
Tarihe emekçilerin gözünden bakmayı daha anlamlı buluyorum.
Çünkü işçi sınıfının yarattığı kültürün, burjuva kültürüne göre daha derin,
daha üretken ve daha zengin bir yaşam deneyimi sunduğuna inanıyorum.
Bugün burjuva kültürü büyük ölçüde tüketime, rekabete ve
popülerliğe dayanıyor. İnsanı üreten bir özne olmaktan uzaklaştırıp yalnızca
tüketen bir bireye dönüştürüyor. Başarıyı başkalarının emeği üzerinden daha
fazla biriktirmekle, mutluluğu ise daha fazla tüketebilmekle ölçüyor. Böylece
insanlar, çoğu zaman farkına bile varmadan, başkalarının ürettiği artı değere
el koymanın olağan kabul edildiği bir düzenin parçası hâline geliyor.
İşçi sınıfının dünyası ise bunun karşısında duruyor.
Temelinde, üretilen değerin daha adil paylaşılması, insanların emeklerinin
karşılığını alabilmesi ve hiç kimsenin başkasının emeği üzerinden ayrıcalık
kurmaması fikri yer alıyor. Bu yüzden emeğin merkezde olduğu bir toplumsal
düzeni, insan onuruna daha yakın buluyorum.
Mirasın belirleyici olmadığı, doğuştan gelen ayrıcalıkların insanların yaşamını belirlemediği, emeğin daha fazla değer gördüğü bir toplumsal düzen fikrinin daha adil olduğunu düşünüyorum.
Elbette hiçbir siyasal gelenek kusursuz değildir. Ancak
özgürlüğü, eşitliği ve dayanışmayı esas alan; insanı yalnızca tüketen bir birey
olarak değil, toplumsal bir varlık olarak gören anlayışlara kendimi daha yakın
hissediyorum.
Bu yüzden bana "Hangi siyasi yapıya yakınsın?"
diye sorulduğunda vereceğim cevap, bir parti ya da bir örgüt adı değildir. Ben,
insanın insana tahakküm kurmadığı; emeğin sömürülmediği ve hiçbir düşüncenin
mutlak hakikat olarak dayatılmadığı bir dünyanın tarafındayım.
Benim için Tek'in karşısı, tam da burasıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.