Galata Gazete


16 Ocak 2017 Pazartesi

Değiş!

Değiş!

Çocukluğumuzda kaldı topaç oyunu, elbette yaşı tutmayan günümüz gençliği topacı ya çizgi filmde görmüştür ya da nostaljik filmlerden birinde saniyelik görüntü içinde. Artık topaç yok! Topacın yerini insan aldı, topaç gibi insan dönüyor…

Türkiye’de fırfır dönmeler bu kadar revaçta değildi ama çizgi film olarak hayatımıza girdi önce… “Değiş Tonton, değiş!..” Sonra her fırfırcı oldu bir çizgi film kahramanı, ortamına uygun değişim yaşamaya başladı... Çizgi filmlere sadece eğlence diye bakmayın, bakın bir çizgi film bile cemaat propagandası yaptığı gerekçesi ile yasaklandı... Henüz mahkeme karar vermedi ama büyük olasılıkla mahkum edecektir.

Şimdi hadi oyna deseler topaç döndüremem, o kadar uzak kaldım ki çocukluk oyuncaklarımdan ne yapacağımı bilemem, içinde nasıl oynanacağına dair bir rehber kitapçık olmazsa her hangi bir yapbozu bile yapamam diye düşünüyorum!

Kullanım kılavuzu olmadan elimize aldığımız her hangi bir şeyi yapmaya cesaretimiz yok, çünkü elimizden aldılar. Nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım bir kılavuz bize eşlik eder. İlk yardım çıkışı, çıkış, tek yön levhaları da birer kılavuzdur. Kılavuzu olmayan gemi boğazı geçemez, yalıya çarpar diye bekleriz ama binde bir gemi gider kötü hava koşullarında yalıya çarpar diyeceğim de artık yalıda kalmadı, yalıların önünde kazıklı yol geçer!

İnsanlarında kullanım kılavuzu olduğunu düşünüyorum, çünkü işe başlarken imzalanan iş anlaşması bu kılavuz için başlangıç adımdır ama yazılı olmayan başka bir kılavuz vardır ki bilim adamları psikoloji ve de sosyal psikolojide gelişmeye uygun olarak yöntemleri tavsiye olarak alır ve de uygularlar. Bir fabrikada çalışan işçiler hangi kılavuza göre verimlilik yasası uygulandığının farkına bile varmazlar, bilim adamlarının işverenler için geliştirdiği yöntem bir ışık/ses oyunu ile çaktırmadan uygulanır bile… Toplum bilimciler adı verilen yeni bilim alanına göre ise toplumların nasıl ortak akla ulaşılacağı ve hangi konularda ortak ve doğru (!) yola gireceği topluma nasıl dikte edileceği konusunda dünya çapında değişik toplumlar üzerine yaptıkları deneylerin sonucuna göre dünyayı yöneten şirketlerin sahiplerine her türlü bilgiyi proje adı altında aktarırlar. Onlar da çıkarlarına uygun devlet yönetimi belirleyip devletten kendileri için ayrıcalıklı işler elde ederler… Kendi ürünleri daha fazla tüketilsin diye medyanın her türlü aracını kullanırken, eğitim aracı olan okullar ve güvenlik güçlerinden de sonsuz yararlanırlar… Toplumlar kendi kaderlerini çizme aşamasından çıkalı çok oldu, tüm dünyada ortak tüketim alışkanlıkları kazanıyor ve ortak markalar tüm şehirlerin camekanlarını süslemeye devam etmektedir…

Benliklerimiz ile oynama kılavuzları proje yapmaları için para aktaranların elinde birer silah olarak durmakta ve projeler için verdikleri paralar ile insanların benlikleri ile oynamak ile kalmıyorlar var olan tüm gerçekleri yaratıyorlar. Yaratılan gerçekler içinde yaşayan toplumlar ise gözleri önünde yaşananları görmüyorlar, kılavuz olarak gördükleri medyadan izliyorlar.

Medyaya gereğinden fazla önem verilir oldu, onların etkisi ile ülkenin siyasi ortamı değiştiği vurgulanır ama aslında medyaya hakim olan bu düşünce toplumu dönüştüren teknolojinin sadece gözden uzak tutulması için abartısından başka şey değildir, çünkü hedef ve bakılması istenilen yerin alt yapısına bakarsanız aslında bizi dönüştüren medya değil, onu biçimlendiren teknolojidir. Teknoloji o kadar hızlı ellerimize verdiler ki, o teknolojin ekranına bakarak hayatımızı izlemeye başladık, fakat bize pahalı teknoloji neden ucuz şekilde elimizde olduğunu dahi düşünemez konuma geldik… Teknoloji hızla ilerlerken insan denen canlıyı sosyal yaşantısı içinde daha dar alanda daha özgür yaşıyormuş gibi bir simülasyona sebep oluyor. Bu hayali yaratılan ortamı bizler gerçek yaşamın bir parçası olarak görmekteyiz. Elimize geçmeyen para ile alış verişler yapıp, tatil planları organize ediyoruz. Fakat rakamlar bankada bizim borç hanemizi doldurduğunu ve artık borçlar ile kontrol edilen ve tüketim alışkanlıklarımızın sürekli pompalandığı bir durma düşürüldük. Bu durumda ki insanın özgürlüğü sadece simülasyonlar ile mümkün kılarak onun toplum içinde başkaldıran ve itiraz eden birey olmaktan uzaklaştırmıştır.

“Biat et rahat et” adı verilen düzende her birey biat etmek için değişmek zorunda... bu ulus devleti anlayışının daha bireyci ve çıkarın daha önde olan anlayışa tekabül eder. Eğer arzu edilen sistemde birey “değişmiyorsa” o toplumda ‘huzur’  olmaz diye düşünenlerin hakim olduğu devlet yönetimi ile bireysel ve toplumsal özgürlüklerden bahsetmek imkansızdır. Devleti bir kendi amaçları yönünde ve hukuku bireye özgü kurallar içinde yorumlandığında hukuk kavramı adalet kavramı gibi kağıt üzerine dökülmüş bir lekeden örte başka anlam ifade etmez. Bu düzende her şey “yaratılan” gerçekliğin üzerine oturduğundan uzun süre yaşayamadan çökmek ve toplumsal yüzleşmenin / çatışmanın kaçınılmaz olduğu gerçeğini sanal olarak ne kadar öteleseler de ötelensin kaçınılmaz olacağını söylemek sanırım abartı olmasa gerek…

Peki, bu düzeni kimler ister sorusu aklınıza gelebilir, kısaca kestirmeden yanıtlayayım, kaybedecekleri çok şeyleri olanlar böyle bir düzen isterler. Kaybedeceği çok şeyi olanlar suçlamaların arkasını getirmez, sürekli suçlayarak haklı konumda kalmaya çalışırlar…

İsmail Cem Özkan


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.