Galata Gazete


29 Haziran 2017 Perşembe

Toprak rengini çiçeğe verir!

Toprak rengini çiçeğe verir!
Hayat bir döngüdür, döngüyü yaratan doğumdur. Doğum olan yerde ölüm kaçınılmazdır. Kaçınılmaz olan yaşantımızın içinde kırılma noktalarını oluşturur. Toprak üzerine düşenin rengini yine içinden yeşerttiği çiçeklere verir. Her çiçek kendisine ait rengi olması yanında bazı çiçekler toprağın yapısına göre renk alırlar. Ölümün hakim olduğu yerlerde çiçekler kan rengidir, kan çürürken rengini çiçeğe bırakır. Topraklarımızın üzerinde o kadar ölüm oldu ki, ölümlerin rengini kırmızı rengini bozkıra, ormanların kuytuluk yerlerine, çölde açan bir çiçeğe kadar vermiştir. Kan coğrafyamızın belirleyici rengi olmuştur.
Savaşların diyarında barış ancak kısa dönemli olmuştur. Her savaş barışı getirir diye bir kural yoktur, örneğin birinci dünya savaşı barışı değil savaşı getirmiştir. İnsanlık savaşlar ile doğayı ve kendisini kitlesel olarak yok ederken yerine yeni bir şey koyamamıştır. Emperyalizm ulus devletinin oluşumu ile sömürgeciliğin yerini almıştır. Şimdi yaşanmakta olan hibrit savaşlar neyin yerini doldurmaktadır?
Ortadoğu’yu proje olarak yeniden ele alanlar sonuç olarak nasıl bir Ortadoğu planlamışlardır?
İstihbarat; ulus devleti olduğu süreç içinde bilgi almak üzerine kuruluydu, liberal ekonominin hakim olduğu süreçte ise istihbartat işlevini değiştirmiştir, istihbaratın yaptığı işleri proje adı verilen uygulamalar almıştır. Proje, planlanmış bir süreçte istenilen bir gelecek için hazırlanmaktır. Bilgi toplama işi, proje yapan ama istihbaratta görevli olmayan gönüllü profesyoneller üzerine yıkılırken, istihbartat teşkilatlarında boşta kalan elemanlar ise denetim ve istenilen sonuç yaratmak için ortam hazırlamak ile yükümlü kılınmışlardır.
Hibrit savaşlar projelerin yaratmış olduğu ortamlarda ortaya çıkmış olması tesadüfi değildir. Hibrit savaşlarda birilerin adı adına başka topraklar altında savaşan profesyonel askerlerin/cihat oluşturmuş olduğu birliklerdir.
Hibrit savaşlar dünyanın değişik topraklarında aynı hedef yönünde savaşan ideal savaşçılar olarak sunulmaktadır. (parası olan kapitalistlerin çıkarlarını korumak ve yeni pazarlar oluşturmak adına)
Farkındalık, algılar üzerinde yeni düşünme yöntemi yaratmak için kullanılan yeni bir terim olarak ortaya çıkmıştır. Son yıllarda sıkça duyduğumuz birçok kelimenin yeni üretilen terim olduğunun farkında bile değiliz, peki hangi terimler ortadan kaldırılmıştır ki bunlar yerine monte edildi?
Geçmiş ulus devleti algısı ile bugünü yorumlamaya kalktığımızda birçok konuda açmaza girmemiz kaçınılmazdır, açmazlarımız geçmişi yeninden yorumlamak ve yeniden yaratım ile sonuçlanmıştır. Yaşadıklarımız geçmişte idealize edilirken aslında yeninden yaratılan resmi tarih sürecine eşit denkleme gelmektedir. Özeleştiri ortadan kalkmış, yerini kibir almıştır, çünkü geçmişimiz o kadar doğru ki yenilgilerimiz bile bizim dürüst olmamıza kadar götürebilmektedir…
Açlığa mahkum olmak istemeyenler bilinçli ve iradi olarak ölüm oruçları ile ölüme mahkum olmasını hala anlayamadım ama tercihlerine saygı duyuyorum... Saygı duymuş olmam destekliyorum bu yöntemi anlamı çıkmasın...
Ölümler olmasın!
Açlık grevi ne yazık ki ölümlerin olduğu bir süreç oldu yargısız infazlar gerçekleşti hayatının baharında fidanlar toprak ile buluştu. Keşke hiç biri olmasaydı. Yaşadığımız süreçte devam eden ölüm oruçlarında hayatın baharında toprağa düşmeye yakın olanların yeniden filiz vermesini sağlamak için hala geç değil, daha fazla ölüm olmadan sonlansın bu grev...
Hepimiz biliyoruz ki grevi sonlandıracak olan siyasi iradedir açlık grevinde olanlar değil.
Haksız işten atmalara son verilsin insanlar açlığa mahkum edilmesin...
Görünürde masum olan bu isteği ideolojik zırh giydirip algılayan siyasi iktidar ölümü çağırmaktadır. Çünkü onların bakış açısı içinde geri adım olarak algılanmaktadır. Özgürlük bireylerin değil, iktidarın baskı yapma özgürlüğü olarak algılanmaktadır.
Kapitalizm sadece paranın özgürlüğünü savunur...
Günlük yaşantımızın koşturmaları arasında gözden uzakta bir yerde birileri için yaşamın son noktası olabilir...
Yüz günün üstünde gözlerimizin önünde yaşanan bir trajedinin son sahnesine doğru gidiyoruz. perde inecek...
Birileri oh diyecek, birileri üzülecek, birileri de bundan ders çıkarmak gerek diyecek ama ders çıkarılmayacak, çünkü ders çıkarılacak o kadar çok olay oldu ki hangisi neyi anlatıyordu gerçekten?...
Unutulan derslerimiz var tarih sayfaları arasında...
İki insan ölümü kucaklamadan bu işin çözüm yolunu bulabilirdi, belki de bulamazdı... bunu hiç bilemeyeceğiz... Çünkü duyarsız bir iktidar, duyarsız işsizler yığını, duyarsız benzer sorunu yaşayanlar, hepsi Allaha şükredip bugün de yaşadık diyecekler…
Bir çorba verene dua edecekler...
İki insan anılar ile kalacak, bir de günlük çekilen fotoğraflar, tutuklandıktan sonra fotoğrafsız günleri... Birileri tanıdıkları için gurur duyacak, kimileri üzülecek, kimileri anıları yolumuzu aydınlatıyor diyecek...
İki insanın ekmek ve onur mücadelesi ve açlık grevine giden yol gözlerimizin önünde döşendi... Konuşulanları duymadılar bildikleri yolda ilerlediler... Bir avuç insan onlara ses oldu, çoğu insan ise seyretti, kızdı, emir verenlere ve uygulayanlara lanet okudu...
İki insan henüz ölmedi, umarım ölmez ve yukarıda yazdığım hiç biri gerçekleşmez...
Aç olanlar, ekmeği elinden alınanlar, sizin gibi olanlardan sadece iki insan onuru ve ekmeği için bildikleri yoldan dönmediler...
Bireylerin sahiplenmesi yerine kurumlar sahiplenemedi... İçselleştiremediler... Bizden değil diyerek görmezden gelindi...
Yüksel Caddesi ayrı bir eylem alanı oldu, belirli insanlar belirli saatlerde geldi, plastik merminin, dayağın, gazın hedefi oldu, bir bölümü fotoğraf çekti, bir bölümü slogan attı, bir bölümü sessizce izledi... Bir bölümü nedir bu ya dedi, işimizden ekmeğimizden olduk dedi... Biri adalet yürüyüşüne başladı, adalet yürüyüşüne en fazla Yüksel Caddesinde olanların katılmasını beklerdim, katılmadılar...
Sosyal medya sürekli fotoğraf paylaşım alanı oldu, biri yürüdü, biri gaz yedi... Her şeyden sorumlu sorumsuzlar emir komuta içinde görevlerini yaptı...
Ülkemizin trajedisini dramalar belirler oldu..
Toprak çiçeklere kendi rengini verir, yaşadığımız coğrafyada bir renk hakimdir…
İsmail Cem Özkan


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.