Galata Gazete


24 Ekim 2026 Cumartesi

Zülfü Livaneli'ye neden bu kadar önem atfediliyor?

 Zülfü Livaneli'ye neden bu kadar önem atfediliyor?

Ömer Zülfü Livaneli'ye neden bu kadar önem atfediliyor? Neden adına müze, belgesel gibi çalışmalar yapılıyor, neden onur konuğu olarak ağırlanıyor ve el üstünde tutuluyor?
Sol tarihimize ne kattı? Ülkenin demokrasi ve düşün dünyasına benim bilmediğim bir etkisi mi oldu? Ayrı bir kulvar mı açtı?
Zamanın ünlüleriyle arkadaş olmak, onlarla birlikte görünmek için her fırsatı kullanan, dostluklar kuran biri, amacı neyse ona mı ulaşmış oldu?
Livaneli ismini ilk kez 12 Eylül öncesinde, Nâzım Hikmet şiirlerinin üzerine nota işleyerek ve bunları kasetlere doldurup piyasaya sürmesiyle duydum. Kulağa hoş gelen, akılda kalan, Nâzım Hikmet'in en rahat okunan şiirleri, o güne kadar yasaklanmış, şairi sorguya uğramış olmasına rağmen, yasağın delinmesiyle yeniden dolaşıma girdi. Bu çok önemliydi ve elbette sahiplenildi.
Livaneli, kendisini Nâzım Hikmet şiirlerinin arkasından müzikle var ediyordu.
12 Eylül süreci, karanlık...
Bu karanlık süreçte yurt dışında kitlesel protestolar düzenleyen, kitlelerle birlikte türküler ve şarkılar söyleyen solcuların popülerliği...
Sonra çok partili süreç, ülkeye gelen sanatçılar...
Cem Karaca'nın dönüşü en çok konuşulan olaylardan biri oldu. El öpmeler falan filan... O, tek başına örgüt olmanın acısını annesiyle birlikte çekti. O acının ve dönüşünün eleştirisi, onu daha dinî yapılara doğru savrulmaya sevk etti. Son yolculuğunu FETÖ'cüler kendi inançlarına uygun olarak gerçekleştireceklerdi.
Cem Karaca'nın sol çevreden uzaklaşması elbette bir boşluk bıraktı.
Yurt dışından gelenlerin gizemleri...
Yunan-Türk dostluğu konusunda Türkiye'deki yeni eğilim ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in inisiyatifi...
Denizin iki yakası aynı ritimlerle buluştu ve Zülfü Livaneli'nin önünde büyük bir alan açıldı. Geçmiş kaset çalışmalarında Yunanlı sanatçının desteği unutulmuş değildir, ilişkiler vardı, parlatılması gerekliydi.
Siyasete girişi...
Açlık grevlerinde aracı olması...
Mahkemelerde gözlemci olması...
Orhan Pamuk, bu ilişkilerini Nobel Ödülü ile taçlandıracaktı.
Yaşar Kemal neden gerektiği gibi el üstünde tutulmadı? Ona neden hep bir kuşkuyla yaklaşıldı?
Geçmişin Kemal'leri: Orhan, Kemal, Yaşar... Bu üçlü, hak ettikleri itibarı yaşarken gerçek anlamda görmediler. Yaşar Kemal diğerlerine göre daha şanslıydı ve daha uzun yaşadı. Zaman zaman siyasi liderlerin hoşgörüsüne tabi oldu ama devletin sanatçısı olamadı.
Yaşayan bir insanın müzesi neden olur?
Müze, ölü zamanları temsil eder. Yaşayan zamanların beklentisi olmaz.
Zülfü Livaneli ile Tayyip Erdoğan'ın isimleri bir noktada kesişir.
Erdoğan'ın tek başına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasının yolunu açan seçim...
O seçimde adaylardan biri de Zülfü Livaneli'ydi.
Bir müzisyen neden belediye başkanı adayı olur?
Toplum mühendisi mi? Yerel yönetimlerle ilgili deneyimi mi var? Toplumsal belediyecilik konusunda geçmişinde tecrübeleri mi var? Yaşadığı ülkelerde yerel yönetimlerde mi çalıştı?
Belediye başkanları gökten hazır inmez. Siyasi iradelerin tercihiyle, siyasi hareketlerin stratejilerine uygun insanlar seçilir. Kısacası, bu işler bir kadroyla olur. “Ben aldım başkanlığı, sıfırdan yapacağım.” diye bir iddiası olamaz.
Peki, Zülfü Livaneli'yi bir döneminde bir camekân görseli olarak seçenler, hangi zaaflarından yararlanacaklardı?
Sonuçta üç sosyal demokrat (elbette sözde) belediye başkanı bir şehrin yönetimi için aday olmuştu. Onlardan birinin kazanmayacağını, her olasılık hesabı yapan bilir. Kısacası, sosyal demokratlar İstanbul şehrini neden gözden çıkarmıştı? Neden popüler isimlerle seçime girerek var olma yarışına girdiler?
Erdoğan'ı iktidara getiren solcular, ona iktidar yolunda ve siyasi olarak ilerlemesinde dolaylı destek veren stratejiler geliştirdiler. Baykal, Kılıçdaroğlu ve Özel/İmamoğlu, bu çizginin bugün görünen hâlidir.
Zülfü Livaneli, Alevilere şirin gözükmek için sakladığı “Ömer” ismiyle artık görünür olmuştu. Ama sanırım, PR çalışması yapanlar bu öneriyi popüler hâle getirmeden eski popüler ismiyle devam etmesini istemiş olabilirler.
Müzisyen, Türkçenin ses kurallarını hiçe sayan biri olarak bilinirken birdenbire çok iyi bir yazar olmuş, seçkin romanlarıyla gündeme gelmeye başlamıştı.
Aranan müzisyen, aranan yazar olmuş; kitap fuarlarında uzun kuyruklar oluşturan bir yazara dönüşmüştü. Ahmet Ümit mi daha uzun kuyruk oluşturuyor, Zülfü Livaneli mi?
Oyuncak müzesi kurarak bu işten para kazanılacağını gören bir şair, aklına gelen her nesne için müze projeleri üreterek yerel yönetimlerin bütçeleriyle müzeler oluşturulurken, neden Zülfü Livaneli Müzesi fikrini geliştirdi?
Erdoğan iktidarının ilk adımında en önemli desteği dolaylı olarak veren birinin, siyasi alanda olmasa da “sanat” alanında popülerleştirilmesi, kafamda hep bir soru olarak kaldı: Kimin diyeti ödeniyor?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.