Galata Gazete


29 Temmuz 2026 Çarşamba

Düşmanımın Düşmanı, Benim Kahramanım mı?

Düşmanımın Düşmanı, Benim Kahramanım mı?

Bugün Hitler yaşamış olsaydı ve Amerika ile savaşıyor olsaydı, bizim bazı solcularımız (!) onu anti-emperyalist ilan eder, Almanya'ya dayanışma ziyaretleri düzenlemek isterlerdi.

İran, Amerika ile savaştığı için İran rejimiyle dayanışma içinde olanların solculuğu benim gözümde tartışmaya dahi gerek duyulmayacak bir konudur. İran, molla rejimidir ve idamlarla kendisini ayakta tutmaya çalışan tiranlık niteliğinde bir düzendir.

İktidarda molla ya da Hitler olmasının benim açımdan pek bir önemi yoktur. Eğer kendi halkına karşı suç işliyorsa, rejimle değil, o rejime karşı mücadele edenlerle dayanışma içinde olmak daha değerlidir.

Rejimlerle dayanışma içinde olanların kendisine solcu, devrimci, sosyalist ya da komünist demesinin de bir önemi yoktur. Bana göre, bugün kendisini sol olarak tanımlayan birçok yapı aslında sol değil, faşizan bir anlayışa sahiptir. Onlar için tek doğru, tek gerçek kendi dergilerinde yazılanlardır.

Kendi yoldaşını bıçaklayan, öldüren yapıların solcu olma ihtimali bana göre yoktur. Çünkü bir yoldaşını "hain" ilan edip yargısız infaz etmek, adalet değil keyfiliktir. Yargı, bir grubun ya da birkaç kişinin kararı olmamalıdır.

Marx'tan alıntı yaparak solcu ya da devrimci olunmaz. Bir düşünce, kendisini eleştiriye kapattığı anda devrimci olmaktan çıkar; dogmaya dönüşür. Asıl önemli olan, işçi sınıfı siyasetiyle ne kadar bağ kurulduğu, işçi sınıfının iktidara ulaşması yolunda hangi adımların atıldığı ve devletin sönümlenmesi için nasıl bir örgütsel model üretildiğidir. Tek doğrunun ve tek gerçeğin iktidarında devlet sönümlenmez; tam tersine, mutlaklaşır ve yıkılmaz hâle gelir. Ardından tek doğruyu temsil ettiği iddia edilen dokunulmaz semboller yaratılır ve bu sembollerin sonsuza kadar yaşaması beklenir.

Bu anlayışın Mussolini'nin siyaset anlayışından farkı nedir?

Siz diyeceksiniz ki: "Lenin, Stalin ve Troçki var..."

Doğru; onlar da böyle bir anlayışla devleti kurdukları için bugün tarihteki yerlerini almışlardır. Bize düşen ise o deneyimlerden ders çıkarmak ve aynı hataları yeniden üretmemektir. Çünkü geçmişi tekrarlamak devrim değil, yalnızca yeni bir otoriterlik inşa etmektir.

Düşmanımın düşmanı her zaman dostum değildir; bazen yalnızca başka bir zalimdir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.