Her Cinayet Bir Teslim Almadır
Hrant Dink cinayetinden bugüne kadar gerçekleşen tüm siyasi
cinayetlerde failler — yani tetikçiler — genellikle yakalanır. Ama unutmamak
gerekir ki onlar, kurbanın bir tür benzeri gibidir. Tetikçilerin yakalanması,
perdenin arkasında olanları tanımamızı sağlamaz. Mehmet Ali Ağca gibi
tetikçilerin açtığı yoldan ilerleyen bu figürlerin, kafa karıştıran ve sürekli
birilerine mesaj gönderen ifadelerini bizim çözmemiz mümkün değildir. Çünkü
öyle bir perde vardır ki, adeta demirden!
Bu demir perdenin arkasında hangi güçlerin olduğunu
hissediyoruz; ama somut olarak ifade edemiyoruz. Soyutlaşan failler,
varlıklarını korurken; daha fazla yağmadan, daha fazla çatışmadan
besleniyorlar. Hem toplumu hem de içinden beslendikleri devleti çürütüyorlar.
Çünkü çürüme, bir güçlünün üzerine devletin bayrağını, nutkunu, tarih
anlayışını ve medyasını örterseniz başlar; orada bir incir ağacı gibi büyür ve
en sağlam binaların bile temelini oynatacak güce erişir. Bu yapının besin
kaynağı, tetikçilerin açtığı o yoldur. Her siyasi cinayetin bir siyasi sonucu
olur; güçlü olanlar bu sonuçlardan daha da güçlenerek çıkar. Geriye kalanlar
ise; çaresizlik içinde çırpınan kalabalıklardır. Bu ortamda mafya gelişir, kara
para dolaşır ve tüm bir devlet birikimi erimeye başlar.
Türkiye’de siyasi cinayetler, yalnızca bireyleri değil;
toplumun belleğini, cesaretini ve direncini hedef alır. Hrant Dink cinayetinden
bugüne yaşanan benzer olaylar, yalnızca faili meçhul birer suç değil; faillere
dokunulmazlık sağlayan sistematik bir karanlığın göstergesidir.
Devleti şirketleştirirseniz, tekelleşme kaçınılmaz olur.
Tröstleşmiş piyasanın ne kadar tehlikeli olduğunu tarihe bakarak görebiliriz.
Tröstleşme, sıradan insanları oyuna dahil etmeye gerek görmez; onları yalnızca
tüketiciye çevirerek, sessiz ve uysal kölelere dönüştürür.
Hakan Tosun öldürüldü. Tetikçisini teslim edeceklerdir,
çünkü onun ölümüyle verilmek istenen mesaj zaten verilmiştir. Bu mesaj aynı
zamanda belgeselcilere yöneliktir: “Ölmüş olanların hayatını anlatın; yaşayanlarla,
devam edenlerle ilgilenmeyin. Onların röntgenini biz çekeriz; siz sadece susun.
Biz bu arada yurdundan ettiklerinizin geride bıraktığını yağmalarız.”
Çevreciler, yeni bir "düşman" olarak kodlanıyor
artık. Çünkü ABD merkezli şirketler, yerli işbirlikçileriyle birlikte,
direnişsiz bir ortamda yağdan kıl çeker gibi istediklerini alıp gidiyor. Geriye
ise devasa sorunlar ve çöp yığınları kalıyor. Ülkemiz, Avrupa’nın resmen
plastik çöplüğüne dönüşmüş durumda. Ama asıl çöplük, maden alanlarında biriken siyanür
yüklü atıklardır.
Her cinayetin siyasi bir sonucu vardır. Fakat her cinayetten
sonra toplum biraz daha teslim olmuş görünür: çaresiz, kısırlaştırılmış,
amaçsız; sadece karın tokluğuna çalışıp, bol çocuk yapan bir sürüye dönüşmüş
gibidir. Siyasi cinayetler, aslında toplumu teslim almak için yapılır.
Toplum teslim olmadığı zaman, çürümenin etkisine kapılmadan
o cinayetin faillerini ortaya çıkarır ve yüzleşir. Ama yüzleşilmiyorsa, bilelim
ki çürüme çoktan başlamıştır. Ve bu derinden başlayan çürüme, bir anda büyük
bir düşüşe neden olabilir. Evet, her çürüme yeni olan için bir alan açar. Ama
yeni olanın her zaman iyi bir şey getirdiği anlamına gelmez.
İsmail Cem Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.