Kelimelerle Flört Etmek
Siyasetin günlük kavgalarından yoruldum. Bu yüzden haber
kanallarını takip etmiyorum; çünkü televizyonu açtığım anda üstüme başıma yalan
bulaşıyor, hangisiyle mücadele edeceğimi şaşırıyorum. Önümüze sunulan
bilgilerin neredeyse tamamı eksik, yandaş ya da uydurulmuş gerçekliklerden
ibaret. Bu bilgilerle ya yorum yapmamız ya da hazır yorumcuları dinleyip
taraflardan birine hak vermemiz bekleniyor.
Oysa tüm haber kanallarında konuşanlar birbirine benziyor:
aynı sesler, aynı yüzler, aynı kalıplar… Biri “ak” derken diğeri “kara” diyor
ama gerçekte ikisi de demokrat değil. Karşı fikre saygıları yok ve birbirlerini
besliyorlar. Biri olmazsa diğeri de var olamaz. CHP olmasa AKP olmaz; AKP
ortadan kalksa CHP yaşayabilir ama bu kez onun yerine yeni bir sağ parti
bulunur ve aynı rol devam eder. Çünkü CHP, sağı beslemekten, sağı güçlendirmekten;
kendi içine sağcıları alıp medyasında sağcı yorumcularla “sol politika”
yapıyormuş gibi davranmaktan vazgeçmiyor.
Onların asıl sorunu iktidar değil. Bir adamı cumhurbaşkanı
yapıp onun inisiyatifinde sağ politikalar yürütürken, kendi sermayelerini
AKP’nin dışladığı sermaye çevrelerine can suyu olarak aktarıyorlar. AKP
iktidarının temel pratiği ise belli: Devlet olanaklarını yandaşlarına aktararak
sermaye biriktirmek ve kamu kurumlarını kadrolaşmayla doldurmak. Mesaj açık:
“Yarattığım gerçekliğin içinde yaşa; yoksa işsiz kalır, Aleviler ya da itaat
etmeyen Kürtler gibi dışlanırsın.”
Devlete giriş mülakatla olunca başarının, liyakatin bir
anlamı kalmıyor; her şey yandaşlıktan geçiyor. Yandaşlığını kanıtlarsan tüm
kapılar açılıyor. İster orada eroin partisi yap, ister grup seks; aslında ne
yaptığının önemi yoktur, yeter ki görünür olmasın. Medyaya yansıyınca ise
çürümüşlüğün sembolüne dönüşürsün. O semboller de cezalandırılır ve sessizce
ortadan kaldırılır.
Haberleri izlemeyince geriye ne kalıyor? Türk dizileri mi?
Elbette hayır. Çünkü o dizileri yazanlar da sisteme hizmet ediyor. İstedikleri
toplumu önce dizilerde inşa ediyorlar; sonra güvensiz, çaresiz, “her koyun
kendi bacağından asılır” anlayışını dayatıyorlar. Ya mafya babası olursun ya
tetikçi. Güç gösterisinin ve sahte hiyerarşilerin egemen olduğu sahneler… Seks,
çocuk istismarını çağrıştıran kıyafetler ve imalar her yerde. İçki günah ama
günahın başka türleri dizilerde rahatça meşrulaştırılıyor. Entrika, bu düzenin
doğal dili gibi sunuluyor.
Sinema ise Amerikan şiddetini ve kovboy zihniyetini zamansız
biçimde normalleştiriyor. Emperyalist kahramanlar istediklerini almak için her
yolu mübah sayıyor. İşkence sıradan, dayak olağan, öldürmek ise “amaç” varsa
kabul edilebilir hale geliyor. Trump’ın o ülkede iktidara gelmesi boşuna değil.
Sinema ve dizi sektörü öyle bir zihinsel “eğitim” veriyor ki, cinsellikten ve
çocuk istismarından beslenen bir adamı lider yapabiliyorlar. O da kendini
gerçekten lider sanıp istediği ülkeden toprak, petrol, hatta can almaya devam
ediyor.
Dünya liderlerini masasına dizip azarlıyor; kimse çıkıp
“Hadi oradan!” diyemiyor. Çünkü onlar devlet aklıyla eğitilmiş. Trump gibi
sonradan görme, kibirli ve sadist biri ise parasının ve silahlı gücünün verdiği
cesaretle herkesi ezebileceğini biliyor ve bunu yapıyor.
Muhalefete bakayım, sokakta onlara katılayım diyorum; ama
onlar da kavga ettikleri düzene fazlasıyla benziyor. Anti-kapitalist olmayan,
anti-emperyalistmiş gibi görünen ama “tek doğru, tek parti, tek lider”
anlayışını aşamayan bir yapı var. Geçmişe öykünmekten bugünü kucaklayamıyorlar.
Ulus-devlet çerçevesini kıramayan, küresel politika üretemeyen bir bakışla yol
alamıyorum.
Peki ben ne yapıyorum? Güzelliklerle flört ediyorum. Belki
bana da bir parça bulaşır diye… Öyle bir düzende yetişmişiz ki, küçücük bir
gülümsemeyi, içinden geçeni olduğu gibi anlatmayı bile her yere çekebiliyorlar.
Bu yüzden kelimelerle flört etmek daha güvenli geliyor; çünkü gerektiğinde
cevabını sakınmadan verebiliyorsun. “Dünyayı güzellik kurtaracak” diye umut
ediyorum ama bu sistem güzelliği bile metaya dönüştürmüş durumda.
Belki de bu yüzden insanlar yalnızlaşıyor ve yanlarında
hayvan besliyorlar. Çünkü onlarla açık açık flört edebiliyorlar; ne yargı var
ne çıkar hesabı. Ve her iki taraf da bu durumdan memnun.
İsmail Cem Özkan