Galata Gazete


22 Ocak 2026 Perşembe

Postallar Ortadan Kalkmadıkça Zulüm Devam Eder

Postallar Ortadan Kalkmadıkça Zulüm Devam Eder

İkinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul, Alman postalları altında ezilmemişti; fakat Alman siyasetinin ve savaşın sert rüzgârının ağırlığını iliklerine kadar hissediyordu. Fakirlik sokakları kuşatmıştı. Ekmeğin karneyle satıldığı, doğru dürüst bir yemeğin hayal olduğu günlerde, küçük bir azınlık Alman propagandası yapmanın karşılığında lüks içinde yaşıyordu. Sokaklarda gaz lambaları yanmazken, onların evlerini ampuller aydınlatıyordu.

Devletin merkezi Ankara’ydı; ama İstanbul görünmez bir merkez olmayı sürdürüyordu. Karartma gecelerinin hüküm sürdüğü o karanlık zamanlarda, karanlıktan para kazananlar vardı. Hayatlarını kurtarmak için son sığınaklara gizlenmiş Yahudilerin korularına, kanlı harflerle Alman ideolojisini yücelten yazılar yazılıyordu. Korkuyu büyüten her harf, ezilmişlerin omzundaki yükü biraz daha ağırlaştırıyordu.

Ulus-devlet ideolojisi, Osmanlı’dan devralınan süreci kesintisiz biçimde devam ettiriyordu. Ari ırk adına getirilen yasaklar, el konulan mülkler ve servetler yeni ellere geçiyor; bu yeni sahipler, sermaye üzerine inşa edilen devletin nimetlerinden faydalanıyordu. Savaş, romantize edilen kızıllığın ve kanlı manzaraların ardında, aslında sermayenin el değiştirmesinden ya da belirli ellerde toplanmasından başka bir anlam taşımıyordu.

Postalların egemen olduğu her yerde direniş yeraltında filizlenir. Özgürlüğün neredeyse yok edildiği koşullarda bile, yeraltı örgütlenmeleri özgürlüğün nüvelerini içinde taşır. Dışarıdan bakıldığında kuralları katı ve kırılmaz görünür; ama özünde arzulanan tek şey özgürlüktür. Özgürlük, nüveleşmeden, kardelen gibi toplumun yüzüne çıkamaz.

Postalların hüküm sürdüğü yerde, postalı kimin giydiğinin önemi yoktur. Postal, gücün zayıfı ezdiği, köleleştirdiği bir zamanı temsil eder. O düzenin yarattığı suç kavramında, kimin kim olduğu belirleyici değildir. Güç “suçlusun” dediğinde suçlusundur; ister işkencede bunu kanıtlasınlar, ister mahkeme salonunda önceden verilmiş kararı yüzüne okusunlar.

Her postal dönemi karanlıktır. Postalı kimin giydiği değil, postalın kendisi belirleyicidir. Çünkü postal, içine aldığı ayakları dönüştürür; geriye yalnızca emir alanlar ve emir verenlerin keskin cümleleri kalır. Onlar için ak karadır, kara daima karadır. Tartışılmaz, sorgulanmaz. Postal zamanlarında tek bir doğru vardır: Güçlünün ağzından çıkan her söz, tanrısal bir hüküm gibi algılanır ve ona biat edilir.

Dünyaya eşkıyalar hükmeder mi? Zaman zaman ederler; ama bu uzun sürmez. Çünkü eşkıya da postal giyer ve giydiği postal kısa sürede aklına hükmeder. Postal kafalıların ömrü, uzatılmak istense bile kısadır. Özgürlük ise direnişle, yerin altından yerin üstüne doğru yayılır.

Yeraltında örgütlenen direniş, toplumun çaresizlik içindeki sessizliğinden bir anda patlayarak doğar ve eninde sonunda postallı ayakları postalsız bırakır. Ancak postalları yok edenler, boşluğu doldurmak için yeniden postal giyerse, kısır bir döngü başlar: Güç el değiştirir, ama sistem yerinde kalır.

İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.