Bu ülke sadece parası olanların mı?
Bu ülkede Kürt düşmanlığı birden yükseliyor; sonra sanki hiç
yaşanmamış gibi bir anda Kürt dostluğuna dönüşüyor. Ardından, işine gelmeyince
yeniden başlıyor.
Bu iniş çıkışlar tesadüf değil. Her seferinde aynı sahne
kuruluyor: Balkonlara ve pencerelere asılan bayraklar. Sosyal medyada
milliyetçilik dalgalanıyor.
Bir anda yurtsever, vatansever olunuyor. Kürtler vatan haini
ilan edilirken aslında yalnızca Kürtler değil; “öteki” olarak görülen herkes
hedef hâline geliyor. Düşmanlık bayrakla kutsallaştırılıyor, sorgulamak
ihanetle eş tutuluyor.
Vatanını çok sevdiğini söyleyenlere sormak gerekiyor: Aynı
vatanın içinde yaşayan emekliye hakkını vermeyenlere ne denir?
Bir gün “bayrak indirme” hikâyeleriyle insanları Kürt
düşmanlığına sürükleyenler, ertesi gün “çok ileri gittik” diyerek dostluk
masalları anlatıyor. Düşmanlık da barış da bu siyaset için sadece birer araç.
Bu dilin farkında olmadan tetikçisi olan bir kitle
yaratılıyor.
Tetikçiler postal giyiyor, “vatanı savunuyor”, gidip ölüyor.
Ama vatanın nimetlerinden yararlananlar değişmiyor: Her zaman küçük bir
ayrıcalıklı kesim.
İnsanlar öldürülüyor, insanlar öldürüyor ve sonra geriye şu
soru kalıyor: Biz kimiz?
Bu topraklarda Lazlar var, Çerkesler var, Arnavutlar,
Abhazlar, Gürcüler, Hemşinliler var. Farklı diller, kültürler, kimlikler var.
Bunları yok sayarak kurulan her “tek millet” söylemi, yeni düşmanlıkların
zeminini hazırlıyor.
Bugün Kürt düşmanlığı biter; yarın başka bir halk, başka bir
kimlik hedef olur. Bu ülkede siyaseten düşman ilan edilecek o kadar çok farklılık
var ki… Düşmanlık sürdükçe herkes biraz daha asimile ediliyor, biraz daha
kendini inkâr etmeye zorlanıyor.
“Aslını inkâr eden benden değildir.”
Evet, değildir.
Balkonuna, penceresine, dükkânına bayrak asarak düşmanlığını
ilan edenler şunu bilmelidir: Nefret söylemi faşizmin tabandaki en güçlü
ayağıdır. Katliamlara gözünü kapatıp “her şey vatan” diyerek meşrulaştıranlar,
bu düzenin suç ortağı hâline gelir.
Halklar arasında düşmanlık olduğu sürece bu ülkede ne barış
olur ne huzur. Barış ve huzur olmadığında bedeli hep aynı insanlar öder: Daha
da yoksullaşanlar, daha da çaresizleşenler.
Aç bir insanın vatanseverliği bir kurşun gibidir:
Ya öldürür ya da öldürürken ölür.
Bayrak sallarken kim olduğumuzu unutmamak gerekir. Bayrak
bazen bir selamdır, bazen bir örtüdür. Tarikat şeyhi de pencereden müridini
selamlarken bayrak asar; çünkü o selamın maddi bir karşılığı vardır.
Her bayrak sallayan vatansever değildir.
Her sallanan bayrak da masum değildir.
Bu ülkede dağda taşta, her yerde bayrak sallanıyorsa, bu ya
bir şeylerin üstünün örtüldüğünü ya da yönetenlerin kendi vatandaşına
güvenmediğini gösterir. Biz hangi ülkede yaşadığımızı direklere asılan
bayraklara bakarak anlamak zorunda değiliz.
Bu ülke; eşit yurttaşlıkla, bir arada yaşamayla, halklarıyla
vardır.
Nefret söyleminin suç sayıldığı, düşmanlığın normalleşmediği
bir ülke hayal değildir. Bu, bize dayatılan siyasi düşmanlıkları reddetmekle
başlar.
Bu ülkeyi bir çiçek bahçesine çevirmek elimizdedir.
Hangi ülkede yaşadığımızı bayrakların gölgesinde değil, birbirimizin
yüzüne bakarak anlayabiliriz.
Bu ülke bizim.
İsmail Cem Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.