Eşit Yurttaşlık Olmadan Devlet Olur mu?
Suriye’deki son gelişmeler, ılımlaştırılmış bir İslam
devleti biçiminde yeni bir Arap devletinin inşa edildiğini göstermektedir. Bu
düzende Kürtlerin elde ettiği kazanımlar, büyük ölçüde vatandaşlık numarası verilmesi
ve Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulmasıyla sınırlı kalmıştır. Ancak bu
haklardan yalnızca Kürtler değil, bölgede yaşayan Türkler de yararlanacaktır.
Peki ya diğer azınlıklar? Suriye çöllerine sürülmüş, tüm yok etme
politikalarına rağmen yaşam mücadelesini kazanmış Ermeniler ve Süryaniler bu
yeni denklemde kendilerine bir yer bulamamıştır.
Suriye’nin kaderinde belirleyici olan başlıca güçlerden biri
İran’dır. İran’da mollaların daha sınırlı bir çizgiye çekilmesi ve İsrail’le
varılan uzlaşmalar sonucunda rejim, kendi iktidarını ve imtiyazlarını koruyarak
yoluna devam etmiştir. Tüm inatlaşmalara ve direnişlere rağmen, son
ayaklanmaların ve kamuoyunda “12 gün savaşları” olarak anılan sürecin etkisiyle
emperyalist güçlerin taleplerine daha uyumlu, ılımlaştırılmış bir İslam devleti
kimliğine bürünmüş ama resmen henüz mollalar kabul etmemiş görünüyor. Bu
süreçte İran’da baş gösteren ayaklanmaların yarattığı devrim beklentisi başka
bir bahara ertelenmiştir. Çünkü yeni bir devlet, yeni sorunlar demektir; hasta
ve bakıma muhtaç rejimler ise her zaman emperyalist devletlerin işine gelir.
Bu süreçle birlikte bölgede, radikal uçları törpülenmiş ve
denetlenebilir İslam devletleri ortaya çıkmıştır. Taliban’ın Pakistan açısından
bir tehdit olmaktan çıkarılması, yayılmacı örgütlerin kontrol altına alınması
ve IŞİD başta olmak üzere cihatçı yapıların lider kadrolarının emperyalist
devletlere teslim edilmesi bu politikanın somut örnekleridir. Sonuç olarak,
emperyalist güçlerin denetiminde, halklara gerçek anlamda özgürlük tanımayan
ılımlaştırılmış İslam devletleri inşa edilmiştir.
Suriye topraklarında yaşayan Aleviler de bu tablonun önemli
bir parçasıdır. Tüm katliamlara rağmen varlıklarını korumayı başarmışlardır.
Yeniden kurgulanan Arap İslam devleti içerisinde Aleviler, varlıklarını kendi
yaşam alanları içinde korumaya devam edeceklerdir; ancak bu durum, inançlarının
özgünlüğünün fiilen inkârı anlamına gelmektedir.
Türkiye ise bu ılımlaştırılmış İslam ülkeleri arasında en
çağdaş görünümlü; en azından biçimsel olarak kadın haklarının var olduğu bir
ülke konumundadır. Türkiye’nin çevresindeki İslam ülkelerine benzememesi için
Alevilerin haklarının, uluslararası hukukun kabul ettiği düzeyde güvence altına
alınması hayati önemdedir. Çünkü Aleviler, Türkiye’nin sahip olduğu çağdaş
görünümün görünmez ama en sağlam dayanaklarından biridir. Bu haklar,
Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana izlenen politikalarla yok sayılmaya devam
edilirse, Türkiye’nin de benzer bir kaderle karşılaşması ihtimali göz ardı
edilemez.
Ötekileştirilen Alevilerin hakları, Diyanet İşleri
Başkanlığı kadar güçlü; devlet ve hukuk düzleminde işlevsel bir Alevi kurumunun
oluşturulmasından geçmektedir. Sünni inancıyla eşit haklara sahip, anayasal
güvenceye kavuşmuş bir yapılanmanın tesis edilmesi zorunludur. Aksi hâlde Alevi
inancının siyasi irade tarafından İslam şemsiyesi altında bir mezhep olarak
tanımlanması, Türkiye’yi ilerleyen yıllarda büyük olasılıkla Suriye benzeri bir
sürece sürükleyecektir. Tarih, eşit yurttaşlık üretemeyen devletlerin kriz
anlarında çözüldüğünü defalarca göstermiştir.
Elbette siyasette bugün olanın yarın tersine dönme ihtimali
vardır; ancak emperyalist güçler tarafından masa başında çizilen sınırlarla
kurulan devletlerin kaderi kısa sürede değişmemektedir. Halklara rağmen
oluşturulan suni sınırlar ve bu sınırlar içinde yaşanan katliamlar, yer yer
soykırıma varan boyutlarda sürmektedir.
Ortadoğu’da bir Kürt devletinin oluşumu her zaman ihtimal
dâhilindedir. Ancak bugünkü koşullarda bu durum, büyük ölçüde emperyalist
devletler arasındaki çıkar çatışmalarına bağlı görünmektedir. Kürtlerin
mücadelesi, insanlık tarihine öğretici bir deneyim olarak geçmiştir ve bu
mücadele hâlen sürmektedir. Yoktan var oluşları, dünya kamuoyu nezdinde görünür
hâle gelmeleri ve uluslararası dayanışmanın bir parçası olmaları son derece
değerlidir. Elde ettikleri kazanımlar sayesinde artık yok sayılmaları mümkün
değildir. Bu mücadele, geçmişten bugüne insanlık tarihine altın harflerle
yazılmıştır ve yazılmaya devam etmektedir.
İsmail Cem Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.