Galata Gazete


19 Ocak 2026 Pazartesi

Eşit Yurttaşlık Olmadan Devlet Olur mu?

Eşit Yurttaşlık Olmadan Devlet Olur mu?

Suriye’deki son gelişmeler, ılımlaştırılmış bir İslam devleti biçiminde yeni bir Arap devletinin inşa edildiğini göstermektedir. Bu düzende Kürtlerin elde ettiği kazanımlar, büyük ölçüde vatandaşlık numarası verilmesi ve Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulmasıyla sınırlı kalmıştır. Ancak bu haklardan yalnızca Kürtler değil, bölgede yaşayan Türkler de yararlanacaktır. Peki ya diğer azınlıklar? Suriye çöllerine sürülmüş, tüm yok etme politikalarına rağmen yaşam mücadelesini kazanmış Ermeniler ve Süryaniler bu yeni denklemde kendilerine bir yer bulamamıştır.

Suriye’nin kaderinde belirleyici olan başlıca güçlerden biri İran’dır. İran’da mollaların daha sınırlı bir çizgiye çekilmesi ve İsrail’le varılan uzlaşmalar sonucunda rejim, kendi iktidarını ve imtiyazlarını koruyarak yoluna devam etmiştir. Tüm inatlaşmalara ve direnişlere rağmen, son ayaklanmaların ve kamuoyunda “12 gün savaşları” olarak anılan sürecin etkisiyle emperyalist güçlerin taleplerine daha uyumlu, ılımlaştırılmış bir İslam devleti kimliğine bürünmüş ama resmen henüz mollalar kabul etmemiş görünüyor. Bu süreçte İran’da baş gösteren ayaklanmaların yarattığı devrim beklentisi başka bir bahara ertelenmiştir. Çünkü yeni bir devlet, yeni sorunlar demektir; hasta ve bakıma muhtaç rejimler ise her zaman emperyalist devletlerin işine gelir.

Bu süreçle birlikte bölgede, radikal uçları törpülenmiş ve denetlenebilir İslam devletleri ortaya çıkmıştır. Taliban’ın Pakistan açısından bir tehdit olmaktan çıkarılması, yayılmacı örgütlerin kontrol altına alınması ve IŞİD başta olmak üzere cihatçı yapıların lider kadrolarının emperyalist devletlere teslim edilmesi bu politikanın somut örnekleridir. Sonuç olarak, emperyalist güçlerin denetiminde, halklara gerçek anlamda özgürlük tanımayan ılımlaştırılmış İslam devletleri inşa edilmiştir.

Suriye topraklarında yaşayan Aleviler de bu tablonun önemli bir parçasıdır. Tüm katliamlara rağmen varlıklarını korumayı başarmışlardır. Yeniden kurgulanan Arap İslam devleti içerisinde Aleviler, varlıklarını kendi yaşam alanları içinde korumaya devam edeceklerdir; ancak bu durum, inançlarının özgünlüğünün fiilen inkârı anlamına gelmektedir.

Türkiye ise bu ılımlaştırılmış İslam ülkeleri arasında en çağdaş görünümlü; en azından biçimsel olarak kadın haklarının var olduğu bir ülke konumundadır. Türkiye’nin çevresindeki İslam ülkelerine benzememesi için Alevilerin haklarının, uluslararası hukukun kabul ettiği düzeyde güvence altına alınması hayati önemdedir. Çünkü Aleviler, Türkiye’nin sahip olduğu çağdaş görünümün görünmez ama en sağlam dayanaklarından biridir. Bu haklar, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana izlenen politikalarla yok sayılmaya devam edilirse, Türkiye’nin de benzer bir kaderle karşılaşması ihtimali göz ardı edilemez.

Ötekileştirilen Alevilerin hakları, Diyanet İşleri Başkanlığı kadar güçlü; devlet ve hukuk düzleminde işlevsel bir Alevi kurumunun oluşturulmasından geçmektedir. Sünni inancıyla eşit haklara sahip, anayasal güvenceye kavuşmuş bir yapılanmanın tesis edilmesi zorunludur. Aksi hâlde Alevi inancının siyasi irade tarafından İslam şemsiyesi altında bir mezhep olarak tanımlanması, Türkiye’yi ilerleyen yıllarda büyük olasılıkla Suriye benzeri bir sürece sürükleyecektir. Tarih, eşit yurttaşlık üretemeyen devletlerin kriz anlarında çözüldüğünü defalarca göstermiştir.

Elbette siyasette bugün olanın yarın tersine dönme ihtimali vardır; ancak emperyalist güçler tarafından masa başında çizilen sınırlarla kurulan devletlerin kaderi kısa sürede değişmemektedir. Halklara rağmen oluşturulan suni sınırlar ve bu sınırlar içinde yaşanan katliamlar, yer yer soykırıma varan boyutlarda sürmektedir.

Ortadoğu’da bir Kürt devletinin oluşumu her zaman ihtimal dâhilindedir. Ancak bugünkü koşullarda bu durum, büyük ölçüde emperyalist devletler arasındaki çıkar çatışmalarına bağlı görünmektedir. Kürtlerin mücadelesi, insanlık tarihine öğretici bir deneyim olarak geçmiştir ve bu mücadele hâlen sürmektedir. Yoktan var oluşları, dünya kamuoyu nezdinde görünür hâle gelmeleri ve uluslararası dayanışmanın bir parçası olmaları son derece değerlidir. Elde ettikleri kazanımlar sayesinde artık yok sayılmaları mümkün değildir. Bu mücadele, geçmişten bugüne insanlık tarihine altın harflerle yazılmıştır ve yazılmaya devam etmektedir.

İsmail Cem Özkan

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.