Kara Duygular
Her insanın kara parası vardır belki ama benim kara param
yok; benim kara duygularım var.
Evli olanların hepsinin aslında bir anlamda kara duyguları
vardır. Çünkü yaşam öyle bir şeydir ki, birden önüne farklı duyguları ortaya
sereceği, sadece kendisinin bildiği ama başkasının hissettiği durumlar
çıkarabilir. Bu da kıskançlık adı verilen duyguyu ortaya çıkarır. Ama
kıskançlık aynı zamanda sahip olmanın başka bir tanımıdır.
Sevmek başka, sahip olmak başka; fakat modern insan ikisini
birbirine karıştırıyor.
Sahip olunan şey korunur. Korunan şeyi kaybetme duygusu
kıskançlığı, yani sahiplenilmeyi doğurur. Sahiplenilme ise karşısındakini
nefessiz bırakacak bir ortam yaratır ve cinayet işte tam bu anda ortaya çıkar.
Çünkü “Ya benimsin ya kara toprağın” kavramı, bu mülkleştirmenin sonucudur.
İnsanların karanlık duyguları yalnızca onların iç
dünyasından doğmaz; içinde yaşadıkları toplumun mülkiyet, rekabet, tüketim ve
yalnızlık biçimleri tarafından da üretilir.
Eğer bir insan miras bırakacağı bir mülke sahiplenmişse, onu
korumak ve geliştirmek için elinden geleni yapar. Çünkü mülk onu
bencilleştirir; onun için her türlü zorbalığı bir hak olarak algılamasına yol
açar. Kısaca bu, karşısındakinin hayatına tecavüzdür.
Zamanımızın duygusudur kara duygular.
Tarihin kırıldığı zamanlarda insanlar birden sekse düşer,
aldatmayı olağan karşılar, “Her çiçekten tadayım” dercesine her duyguyu sonsuz
yaşamak ister. Ama ne ömrü buna yeter ne de ortamı buna izin verir. Çünkü
tarihin kriz dönemlerinde insanlar hazza, sekse, tüketime ve “anı yaşamaya”
daha fazla yönelirler. Yaşanan zamanın bunalımından kurtulmanın yolu, geleceği
düşünmek değil, içinde bulunulan anı mümkün olduğunca yoğun yaşamaktır.
Don Juanların hepsi mirasyedi zenginlerden oluşur; bu
tesadüf değildir.
Don Juan artık tek bir erkek değildir; tüketim toplumunun
ürettiği bir insan tipidir. Her biri birden fazla dil bilir, burjuva eğitimi
almıştır. Sınırları kendileri koymazlar. Çünkü zaman öyle bir şeydir ki, onlar
o anın bunalımını Freud'un bakış açısına uygun olarak sonsuz yaşamak isterler.
Nereye koştuklarının, kimlerin canını acıttıklarının önemi yoktur. Onlar için
yalnızca “an” vardır ve o anı bol bol sevişerek atlatmak gerekir.
İşte bu yüzden sevmek ile sahip olmak arasındaki ayrım
yeniden karşımıza çıkar. Sevmek başka, sahip olmak başkadır; fakat modern insan
ikisini birbirine karıştırır. Birini sevmek, onun hayatına ortak olmak yerine
onu tüketilecek bir nesneye dönüştürdüğünde, aşk da tüketim toplumunun bir
parçası hâline gelir.
Bugün ekranlara yansıyan magazin programlarının konusu da
budur: Seksi özgürce yaşamaya çalışan, burjuva yaşamına özenen ama burjuva
kültürüne ulaşmamış; çarpık kültürlerin içinde gelişmiş, sonradan parayı bulmuş
ama insan olamamış; yalnızca görüntüsüyle para kazanan ve o parayı da cırcır
böceği gibi harcamayı seven insanların oluşturduğu bir kültür vardır.
Karıncalar ise gözükmez. Onlar açlıkla ve gelecek için ürün
biriktirmekle uğraşırlar. Kara kışı düşünürler. Ama bilmezler ki kapitalizm,
enflasyon adı altında birikimlerini alır ve o cırcır böceklerine aktarır. Çünkü
zaman tüketim çağıdır; tarihin kırıldığı andır.
Sonuçta sistem, insanları öyle bir şekle sokar ki tüketim
çılgınlığı içinde her şey tüketilir. Aşk bile artık romanlardaki gibi saf
değildir.
Oysa aşkın başka bir zamanı vardır: Mektup, mesafe,
beklemek, ulaşamamak, arzu ve zaman.
Kafka bile uzaktaki sevgilisine ulaşmak için uzun
yolculuklara çıkar. Çünkü onun duygusu da kendi zamanının kırılmasını yansıtır.
Eskiden insanlar birbirlerine ulaşmak için yollar kat ediyordu; şimdi
birbirlerine anında ulaşabiliyorlar ama birbirlerine ulaşamıyorlar.
Belki de kara duyguların en büyük çelişkisi burada ortaya
çıkıyor: İnsanlar birbirlerine hiç olmadığı kadar yakınken, birbirlerinden hiç
olmadığı kadar uzaklar.
Kara duyguların hâkim olduğu zamanlardan geçiyoruz.
Kimse kendi başına değildir. Çünkü kimse ne yaptığını
söylemiyor; ne yapacağını direktif olarak bildiriyor ve yapıyor. İnsan kendi
kararını verdiğini düşünürken bile, içinde yaşadığı zamanın, sistemin ve
ortaklaşmanın yok oluşunun ürettiği duygularla hareket ediyor.
Kısaca, ortaklaşmanın ortadan kalktığı zamanlarda her şeyin karası olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.