Kanınızda Ne Var? Müşteri Numarası mı?
Kanımız bizim hikâyemizi anlatıyor.
Dijital ekranları olan kan değerlendirme makinelerinden
çıkan sonuçlar, dijital ortamdan doktorun ekranına, oradan da bizim e-Devlet
ekranımıza yansıyor...
Gözlerimizin önünden geçmiyor hayat hikâyemiz; kan
değerlendirmelerimiz üzerinden geçiyor.
Eskiden doktorun sıcak eli değerdi vücudumuza. Artık o
bitti.
Bir eldivenli el, iğneyle kolumuzdaki damarı buluyor. Damar
yolunu açıp tüplere kanlarımızı dolduruyorlar. Görmediğimiz laboratuvarlara
kanlarımız gidiyor ve oradan sonuçlar geliyor...
Kime göre, hangi deniz seviyesine göre ölçtüler, bilmiyorum.
Laboratuvar ortamları nerede bulunuyor?
İstanbul'da alınan kan ile Ağrı'da alınan kan, aynı
seviyede, aynı şeyleri mi konuşur?
Bilemiyorum...
Kanlarımıza değer biçen makineler, hangi insan vücuduna
göre, kime göre "normal" diyor?
Kime, neye göre kalibrasyon yapılmıştır?
Hangi standartlara göre üretilmiştir bu makineler?
Kimi "normal" olarak algılıyor?
Sonuçta her insanın farklı bir parmak izi vardır.
Her insanın farklı kan değerleri; vücut yapısına, bulunduğu
coğrafyaya, yaşadığı deniz seviyesindeki yüksekliğe göre değişir.
Hatta mevsimlerin bile önemi varken, bizim kanımız kime ne
anlatır?
Benim hayat hikâyem kanımda mı yazılı?
Geçmişim, gelecekte ne yaşayacağımı kan değerlerime bakarak
anlatır mı?
Belki yatalak olacağımı...
Belki kalp krizi geçireceğimi...
Belki de aniden oluşacak bir kanser hücresinin çılgınca
besleneceğini...
Hayatımızın bu sürecine kadar kaç arkadaşımız aramızdan
ayrıldı?
Kaçı yaşıyor?
Kaçı sağlıklı?
Kaçını modern tıp hasta etti?
Tıp her zaman iyileştirmez, şifa dağıtmaz; bazen de hasta
yapar!
Tıp, insanlık tarihi boyunca şifa dağıtmak için
geliştirilmiş evrensel bilimsel bir alandır.
Fakat ilaç firmaları bunu kâra dönüştürüp sürekli müşteri
yaratacak bir alana evirdi...
İlaç firmaları, kapı kapı dolaştırdığı ilaç temsilcileri
aracılığıyla doktorları, sağlık çalışanlarını ve sağlık bakanlıklarını para ile
etik yolundan çıkarıyor.
Hangi ilca firması daha fazla komisyon, hediye, eşantiyon
veriyorsa ya da yaz tatillerini en güzel otellerde, en güzel coğrafyalarda
geçirecek olanaklar sunuyorsa...
İlaç firmaları sağlık alanını, etik yapısından kopararak
hastaları müşteriye dönüştürdü.
Şirketlerin tek amacı vardır, kar elde etmek, çaresiz
insanların üzerinden para kazanmak, ortaklarına para dağıtmaktır.
Kan değerlerimiz bize bugün ne anlatıyor?
Müşteri olduğumuzu mu, hasta olduğumuzu mu?
Sürekli tüketen, tükettikçe kazandıran bir sanayinin
değişimi baş döndürücü.
İlaçlar üretiliyor, şifa verecek diye uzmanlık alanlarına
ayrılıyor; ama diğer uzmanlık alanlarını da çökerten, onlara hasta üreten bir
alana evriliyor...
Her ilacın bir yan etkisi bilinçli olarak mı ortaya
çıkarılıyor?
Bugün kanımızı alıyorlar.
Plastik eldivenlerle elimizi tutup, cam tüplere kanlarımızı
koyuyorlar. Üzerini plastik bir tıpayla kapatıyor ve laboratuvarlara
gönderiyorlar...
Sonuçlar bizim hayat hikâyemiz.
Ama yaratılmış şekliyle...
Biz de bu yaratılan hayat hikâyemize bakıp cebimizdeki
paraları sektöre, müşteri olarak aktarıyoruz.
Soyuluyoruz.
Ama gönüllü bir soyulma...
Ya da çaresiz bıraktırılmış bir soygun...
Kan değerlerimiz bizim hayat hikâyemiz mi?
Yarın yaşayacaklarımızın falı mı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.