Galata Gazete


20 Eylül 2026 Pazar

Özgürüz, İktidar Öyle Diyorsa…

Özgürüz, İktidar Öyle Diyorsa…

Seçimler sadece iktidarın kim olacağına karar verir; sorunları çözmez.

İktidarlar, seçimi kaybetmemek için yasal düzenlemeler yaparak koltukta oturma sürelerini uzatırlar. Her istisnai durum, bir sonraki seçimin istisnai durumunu ortaya çıkarır. Böylece seçim, sorunların çözümünden çok, iktidarın nasıl ve ne kadar süreyle değiştirileceği tartışmasına indirgenir.

Sorunları çözmenin adresini yalnızca seçim olarak göstermek, aslında “Biz bu sorunları çözecek yöntemlerden yoksunuz.” anlamına gelir. Seçim, demokrasinin vazgeçilmezi olarak sunulur; ama seçimlerde oyları kimin saydığından, sayımın kimin denetiminde olduğundan pek söz edilmez.

Oysa demokrasilerde mesele yalnızca seçim değildir; asıl mesele, kimin kimi ve neyi denetlediğidir. Denetimin eksik olduğu yerde otokrasi kendisine bir yuva oluşturur. Zamanla diğer özgürlük alanlarını da daraltarak özgürlüğü, yalnızca baskı uygulama özgürlüğüne kadar indirgeyebilir.

Özgürlük, kime göre?

Bugün ülkemiz özgürlükler ülkesidir; elbette iktidara göre.

Bugün ülkemiz ekonomik sorunlarını çözmekten uzak, krizden krize giren, bakıma muhtaç, dışa bağımlı; bağımsızlığını çoktan bankerlerin eline vermiş ve geleceğini onların çizeceği dar bir alana hapsetmiş bir konumdadır.

Her kapitalist ülkede olduğu gibi, bizim gibi yarı gelişmiş, diğer anlamıyla yarı sömürge devletlerde özgürlükler, yalnızca iktidarın gücünü ve meşruiyetini dışarıdan aramasından başka bir şey değildir.

İktidarın bu kadar zayıf olduğu dönemlerde ise krizden çıkış yolu savaşlar olarak ortaya çıkar. Savaş hem krizi besler hem de oluşturulan otokratik ortam sayesinde yandaş şirketlerin beslenmesine, geleneksel sermayenin elinden sermayenin alınmasına ve yeni pazarların oluşturulmasına hizmet eder. Kısacası savaş, hem kriz nedeni hem de çıkış kapısıdır.

Tam da bu nedenle, kriz koşullarında muhalefetin yalnızca seçimi bir çözüm kapısı olarak göstermesi önemlidir. Eğer muhalefet, bütün sorunların çözümünü sandığa bırakıyorsa, sorunların altına elini atmaktan korktuğu ve iktidarı dolaylı olarak desteklediği anlamına gelir.

Sonuçta, kriz koşullarında muhalefet için tek çıkış yolu seçimse, bu, o ülkede iktidar koltuğundan kimsenin kalkmaması anlamına gelir.

Çünkü kriz koşullarında özgürlük sokaklarda kazanılır.

İşçi sınıfı hakkını sokakta alır. Patronuna yalvararak, “Birikmiş paralarımızı bize ver.” diyerek alamaz.

İş güvenliği ve iş sağlığı da mücadele ile kazanılacak haklardır. Hiçbir işveren bunları gönüllü olarak vermez.

Ancak işçilerin sendikalı olması da tek başına işçilerin haklarını almak için mücadele edeceği anlamına gelmez. Çoğu sendika ve yönetici, kendi çıkarını işçinin çıkarının üstünde tutar; patronla yaptığı anlaşmayı patronun işine gelecek şekilde düzenler. İşçilerin hoşnutsuzluğunu ise bir Truva atı gibi onların arasına girerek, işyerini “kaybetme” korkusuyla onları pasifize etmek için kullanır.

Çoğu sendika ve lideri, adında “devrimci” ve “bağımsız” ifadeler taşısa da haklı olana bakmadan, işçi sınıfının içindeki işverenin silahı, burjuvazinin dostu ve kapitalizmin güvencesi hâline gelir.

Sonuçta mesele yalnızca kimin seçileceği değildir.

Mesele, kimin denetlediği, kimin mücadele ettiği ve hakkın kimin eliyle kazanıldığıdır.

Çünkü sandık iktidarı değiştirebilir; ama hayatı değiştirecek olan, insanların kendi hakları için verdiği mücadeledir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.