Galata Gazete


19 Mayıs 2015 Salı

Seçilmiş adam!

Bir ülkenin liderleri tesadüfen seçilmemiştir, tarih bilgilerimiz tesadüfen hiçbir şeyin olmadığını bize fısıldar. Yakın tarihimiz üzerine bilgilerimiz ise her zaman resmi okullarda öğretilen bilgiler ve sonradan romanlardan, anılardan öğrendiğimiz başka bir gerçek ile çelişir. Çelişkiler içinde tarihte ise doğu bir yerle saklanmıştır, bizim bulmamızı ister gibi dikkatimizi çekmediği yerden bize göz kırpar.

Dikkatimizi çekmeyen yerler ise her zaman gözlerimizin önünde olan ama o kadar çok güdülenmişiz ki o gözümüzün önündekini göremeyiz. Bakarız, elimiz ile dokunuruz, hatta kafamızdan yeniden yeniden yaratır, öyküleştiririz ama algılayamayız. Algılarımız başka bir ülkeye gidip, kendi toplumumuza bulunduğumuz yerin tarih bilgisi içinde baktığımıza başka bir kapının aralandığını hissederiz. Çünkü bize verilen ve güdülendiğimiz gerçeklerin gerçek olmadığı, birilerin çıkarlarına hizmet eden bilgiler olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Her daim bir şeylerin altına süpürülen gerçekler özgür bir ortam bulduğunda ortaya çıkmakta ve algılarımıza hadi yıkılın ve yeniden kurulun emrini verir. Ama yıkılan yerine gelen gerçeklerin de ne kadar gerçek olduğunu bilemeyiz, çünkü karşılaştırmalı tarih yerine hala tek yönlü kaynaklardan beslenen ve kanıtlar bulunan ve da yaratılan kaynaklar ile yeni algılar oluşur ve yeniden güdüleniriz.

Tarih, yaşadığımız devletin resmi bildirimine göre 19 Mayıs günü Samsun’da başlar. Elbette tarih bir noktadan başlamaz, akan bir çizginin her hangi bir anına burası benim başlangıcım diye not düşülür. Doğum günlerimiz bizim kişisel tarihimizin başlangıcı sayılır. Toplumun tarihi ise bireylerin yaşamlarına göre düzenlenmez ama bireyler tarih içinde rollerini iyi oynadıklarında tarihin kırılma noktaları diye bakılabilir. Anadolu topraklarının en son büyük dönüşümü 19 Mayıs günü kırılma noktası olarak kabul edebilir miyiz, sanmıyorum ama ülkenin kaderini belirleyen o günü not düştüğü için başlangıç sayalım.  Çünkü 19 Mayıs öncesi İstanbul işgal edilmiştir, savaş yorgunu askerler ve onların komutanlarının bir bölümü işgal altında yeni bir devletin oluşması için geçmişin devlet yapısı olanakları içinde toplantılar düzenlemekte ve yeni organizasyonlar kurmaktadır. Yer altına itilmiş bir imparatorun savaşan bireyleri işgal altında da mücadelelerine devam edecektir. NATO yıllar sonra bunun için Gladio adı altında organizasyon kurmuş, resmi ve sivil vatandaşlarından işgal altında nasıl mücadele edileceği, mühimmatların nerede saklanacağını ve gerek görüldüğünde nasıl kullanacağını NATO’nun Münih Kampında eğiterek ve sistemli bir şekilde verecektir. Ülkemizde Gladio yerine Kontrgerilla demişiz. Bugün dahi bu organizasyon siyasi ve çatışma için ortam hazırlamakta ve devletin bekası için kullanılmaktadır. İşgal olmadan da düşman ile savaşan yer altı örgütü, örtülü ödemekten finans edildiği gibi kendisine ait finans kapıları da açmıştır. Faili meçhul ama kimin yaptığı ve kimlere hizmet ettiği hissedilen bir çok olayın karanlık noktasında bu organizasyonu el yordamı ile hissetmemiz boşuna değildir.

Mayıs’ın 19’unda Samsun limanına varan bir gemi, yolcularının kim olduğu ve hangi amaçlar ile limana yaklaştığını sömürge devletin ileri gelenleri elbette biliyordu, çünkü onların onayladıkları seyahat kartları ile işgal altında ve kontrol altında ki limana ineceklerdir. Samsun İstanbul arası o zamanlarda kara yolu ile ulamak çok zor olduğu için belki zorunlu deniz yolu hattı varmış, ülke kara yolu ile yağmalanmadan önce denizlerin önemi biliniyormuş… Savaş gemileri yeter ki saraya yakın olmasın, silahlar savaşa dönmüş olmasın yeterliydi. Jurnalcilerin taşıdığı jurnaller ile savaş gemileri yok ama şehirlerarası işleyen yolcu gemileri ve takalar dün daha çok denizlerin üzerinde görünürmüş. Karadeniz sahiline vuran deli dalgalara bugüne göre daha ilkel olan deniz ulaşım araçları mücadele eder ve yol alırmış…

Samsun öncesi 1917 yılında Kuzey ülkesinde yeni bir sistem doğmuş, işçi sınıfının iktidarı kapitalist sistemi korkutmuştur. Erken doğum olup olmadığını bilmedikleri sisteme karşı kapitalistler önlem alması kadar doğal bir şey yoktur. Aynı şekilde işçi devleti kuranlar sınırlarını güvence almak için savaştıkları ve alternatif oldukları kapitalistler ile tampon geçiş için sınırlarını güvenceye alması kadar doğal ne olabilir ki? Direkt temas yerine geçiş alanlar içinde iki sistem bir biri ile karşılaşacaktır. Denizlerde limanları koruyan dalgakıranlar gibi devletlerin oluşması, bu dönemde olması ve iki sistem arasında savaş nedeni olacak çatışmaları en aza indirecek yapılar oluşması tesadüfi değildir.

İşgal altında olan Devlet-i Aliye toprakları yeni bir devletin doğuşuna şahitlik edecektir. Bu yeni doğan devlete hem kapitalistlerden hem de Sovyet devletinden destek alması ve biçimlenmesi tarihin kırılma noktasına işaret eder. İşte 19 Mayıs bu anlamda bir başlangıç noktası olarak okunabilir. Gözle görünmeyen ve kayıtlar ile kanıtlanmayan yeni bir anlaşmanın hayata geçirilmesine işaret eder.

Kısrak başı gibi uzanan bu memlekete ulus devleti oluşmaktadır. Bu ulusun adı yıllardır Devlet-i Aliye’ye verilen isim olacaktır. Türkiye. Bayrağı biraz düzenlenerek standart hale getirilecektir.  Karma ekonomi ile yönetilecek, Badat – Berlin Demiryolu hattının bir bölümü güney sınırı olacak şekilde planlanan bir ulus devlet! Bu devlet Sovyet tarafında Ermenistan’ın parçalanması, güneyde Kürdistan’ın parçalanması anlamına gelmektedir. Her iki ulusun önemli toprakları yeni oluşan ülke toprakları içine verilmesi bir siyasi tercihtir.  Bir anlamda iki sorun zamana yayılarak yeni oluşan devletin uluslaşması ve bağımsız hareket etmesini engelleyecek bir mayın gibi ülke içinde saklı kalacaktır. Kürtler bu yeni oluşturulan ulus devletler içinde parçalanacak ve bir anlamda cezalandırılacaklardır. Onların uluslaşması ve bağımsız olmaları görünmeyen anlaşma ile mutabık kalınacaktır. İran’da oluşan Mahabad Cumhuriyeti Sovyet şemsiyesi çekilmesi ile ortadan kalkması tesadüfi değildir. İran denilen bir devlet batı komşusu gibi kurulacak ve aynı şeye hizmet edecektir. Bir anlamda saldırmazlık anlaşmasının mayınlı topraklarıdır.

Türkiye, Mayıs 19’unda kurulduğu gerçeği ile kurucunun Nutkunda önemli yer tutması tesadüfi değildir. Seçilmiştir. Çanakkale Savaşları olmamış olsaydı seçilebilir miydi? Abdülhamit zamanında oluşturulan Hamidiye Alayları içinde yaşadığı tecrübeler olmamış olsaydı ve Anadolu – Mezopotamya topraklarında yaşan halkları iyi analiz etmemiş olsaydı, Samsun çıkışının bir anlamı olabilir miydi? Enver Paşa ile girmiş olduğu iktidar mücadelesinde ilk dövüşte kaybetmiş olması, eline geçen fırsatı iyi kullanmış olması onu kurucu bir devletin babası yapmıştır. Geçmişin devlet geleneğinden gelen ve Alman disiplini ile organize olmuş bir kadro hareketi verilen bu olanağı en iyi şekilde değerlendirmiştir. Meclis’i İstanbul’dan Ankara’ya taşıyarak bu görünmeyen elin istekleri yönünde bir devlet oluşturulmuş, yeni devletin bekası için İzmir ekonomi kongresinde alınan kararlar ile her ülkeye güvence verilmiş bir devlet yeni tarih çizgisi içinde yerini almıştır.

Tarih liderleri olaylar yaratır der. Olayları yaratan ve organize edenler liderlerin başarılı olup olmayacağına karar verir. Kızıldere’ye giden yolda devrimci liderlerin sonunu hazırlayanlar, Samsun’da karaya adım atanların başarısını hazırlayanlar aynı düşüncenin ve amacın üründür.

Samsun’da atılan ilk adım, ulus devleti amacı doğrultusunda Koçgiri’de halkın ateşler içinde kalması, Topal Osman ve arkadaşlarının Karadeniz ve Ankara'nın kuzey doğusunda Sakallı Nurettin Paşa emri ve yönlendirmesi ile İstiklal mahkemeleri sorguluyormuş gibi yapıp akladığı ve cezalandırdığı bir çok karanlıkta kalan olaylar yaşanmıştır. Dereler Abdülhamid ve İttihat ve Terakki iktidarı döneminde olduğu gibi kan akmıştır, göller rengini değiştirmiştir.  Hamidiye alayında gönüllü ve zorunlu olarak görev yapanlar işledikleri suçlardan dolayı ya başka nedenler ile cezalandırılmış ya da ödüllendirilmişler. Şeyh Sait olayı, Ağrı isyanı, Dersim süreci le devam eden toplumun yeni düzenine karşı direnişler zor ile yok edilmiş, sürgünler, ölümler ulus devleti adına Türk Milleti adına işlenmiştir. Biz zamanlar padişah adına işlenen devlet cinayetleri artık Türk Milleti adına işlenir olması ile ulus devleti oluşmuştur.

19 Mayıs işte bu değişimin başlangıç günüdür. Lideri ise bu değişimin başaralı olmuş olan seçilmiş kişisidir. Seçilmiş olduğu için ona biat edilmiş ve kimse onun liderliğini sorgulamamıştır. Liderlik vasfını iyi değerlendirmiş ve kendisine karşı oluşabilecek olan tüm muhalif hareketi ise bugün yaşadığımız gibi hukuk ve adalet yorumlanmış ve işletilmiştir.

Liderleri olaylar yaratır, bazıları lider olmak için kendisini yetiştirmiş ve geliştirmiş olmasına rağmen, bir çoğu alt yapısı olmadan tesadüfen lider olmuş ve tiranlığını eline geçirdiği güç ile ilan etmiştir.  19 Mayıs günü ilk adım atan kişi kendisini geliştirmiş, Alman disiplini ve eğitiminde geçmiş, birden fazla dil bilen, tarih bilgisi olan batı kültürü içinde yeni bir toplum yaratma ideli olan kişidir. Ulus devleti acımasızlığı içinde homojen bir toplum yaratma ideli peşinde koşmuş ve muhaliflerini acımasızca yok etmiştir. 12 eylül 1980 yılında batı ülkemize yeni rol verdiğinde bu yaratılan illüzyon bozulmuş, ulus devlet yerine liberal devlet anlayışı ile Ortadoğu ülkesi konumuna getirildik. Samsun’da atılan ilk adıma en büyük çelmeyi 12 Eylül 1980 günü yapılan darbe ile yapılmış ve ulus devlet iflas etmiştir.  

Ulus devleti olarak kurulurken mayınların bu seksenli yıllardan sonra hareket etmesi ve Kürtlerin uluslaşma yolunda mücadeleleri tesadüfi değildir. Verilen roller yeniden dağıtılmakta ve ülke bu sefer de yine dışarıdan gelen uyarıcılar yeni değişimlere gebedir.

İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.