Galata Gazete


31 Mayıs 2015 Pazar

Devletin malı!

Devletin malı!

‘Devletin malı, yemeyen domuzdur!’ tekerlemesini çocukluğumda çok duyardım, çünkü o zaman her şeyin sahibi devlet ve o devletin de kurtçukları çoktu. Domuz biliyorsunuz Yahudi ve İslam geleneğine göre yemesi günah! Yani devlet malını yiyecekler bu tekerleme ile güya vicdan rahatlatıyor, günahı yiyor! Yemeyen ise ‘gavur’ olmuş oluyor!

“Yerli malı sonra çıkar kokusu” diyerek yerli olan her şeye karşı tiksinti, küçümseme eşliğinde liberal ekonomi geldi, ‘artık hiçbir şey karaborsada olmayacak, isteyen istediğini alacak!’ dendi, ama parası olana uygun bir söz olduğunu en kısa zamanda anladı, bu halk!

Liberal ekonomiye geçiş ile düşünce yapımızın değişmesini göstergesi, yaşama bakışımız ve yaşam içinde günlük olarak tükettiklerimizin göreceli olarak artığını bakarak söyleyebiliriz. Ne kadar çok tüketirsek o kadar çok liberal olmuş olduk. Tüketim, sadece mal üzerinde değil, fikir ve insan tüketimini de kapsadığını tarihin çöplüğüne bırakıldığımız da anladık!

Tüketim çılgınlığı yeni bir savunma aracını yükselen yıldız yaptı, din! Parası olanın çok tükettiği ve çok seyahat etmeye başladığı bir dünyada, tüketeni kuşatan ‘gecekondu’ mahalleri apartmana dönerken adı da ‘varoş’ oldu. Varoşlar, Lübnan’dan gelen Şii örtüme modelini kutsayarak direnme aracını saldırı aracına döndürerek şehri kuşattı. Önce, çekinerek girdikleri zengin semtlerdeki yeni yaşama giyimleri ile; önce yadırganan, sonra alışılan, daha sonra da modası ve kaliteli çizim eseri olan özgün eserleri ile tesettürlü yaşam ‘yeni’ olanın biçimsel görünümü oldu.  Yeni ama eski yaşama benzemeye ve bu benzerlik de tek fark öznelerin değişmesi ile birlikte, aydın, ilerici kimlikleri olanların ‘özgürlük maskesi’ arkasında liberal kimlikleri ile bu değişimi alkışlamasıdır. Liberal aydınlar, başörtüsünü özgürlük adına savunurken, Alevi vatandaşların ibadet özgürlüğünü görmemezlikten ve yok saymayı günün trendi olarak kabul ettiler. Onlar yeni yükselenin kuyruğuna takılarak, yeni kariyerler ve unvanlar peşindeydi. O unvanları ve bekledikleri saygıyı kısa sürede kavuşacaklardı. Yağma, varoşlardan başlayarak, yaşamın her alanına üstünlüğünü kabul ettirecek, yeni dönemin popüler söylemi rant olacaktı. Yoktan para kazanma adını vereceğimiz bir örgütlü düzenek!

Rant uğruna önceden yaratılmış işgal evleri olan gecekondular yıkılıp, yerine villalar yapılıyor, sahibi kalmamış mezarlar kimseye sorulmadan inşaat alanı yapılıyor, göğe yükselen binalara rant uğruna kolaylıklar sağlanırken, dört çarpar safari arabaları şehrin düz yollarında sık görülmeye başladı. Bu yeni yaşamın içinde yer alan kadın, yeni yaşam biçiminde erkeğin malını yemeyen domuzdur anlayışı içinde erkeğinin malını hızlı bir şekilde tüketirken, üstüne gelen kumlarını görmemezlikten gelmekte ve bu kumalar için şehrin yeni yerleşim yerlerinde semtler oluşmaya başladı. Eski eş, yeni kuma. Yasaya uygun değilse yasa yaşama uydurulur. Rant kapıları, para üzerine kurulu yaşamın bütün algılarını değiştirmekte, saf ve temiz olanların hep birlikte kirlendiğine şahitlik ettik ama gözlerimiz kapatmayı daha doğru gördük, çünkü ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!’

Rant öyle bir zehirdir ki, insan kendi memleketinin deresini bile kurumasını göze alır hale getirir. Dağların tepesi altın için delinir, şehrin altı maden vardır diyerek ocağa dönüştürülür, siyanür ile toprak yıkanır, göçmen kuşlar yollarını kaybediyormuş, kaybetsin para gelen yerden göçmen kuşların yok olmasının ne önemi olabilir ki? Para gelen yerden derenin kurumuş olması, derelerdeki ekolojik yaşamın sonlanmasının ne önemi olabilir ki, insanlar kanser oluyormuş, yeni yaşamın kadını üç çocuk yapar ölenlerin yerini doldurur!  

Rant öyle bir yılan ki, dokunduğunu sarmalamakta, rant zehri öyle bir damarlarında akmaktadır ki, iktidarı elinde tutana daha fazla yetki vermekte ve yetkileri istediği gibi kullanması için göz yummaya başladı. Rant gelen yerden siyasi destek eksik edilmez!

Rant gelen yerden Mercedes marka araba eksik olur mu? Devletin malı yemeyen domuz demişken bu işten Diyanet İşlerinin nemalandırılamaması düşünülebilinir mi? İsraf haramdır ama Mercedes gelen yerde israf olmaz! O bir ihtiyaçtır ve yapılan işin riski karşısında Mercedes’in lafı mı olur! Zırhlı araçlar, sadece eski karşılıklı anlaşmalı Genel Kurmay başkanına verilmiyor, iyi biat eden, istenileni ‘şak’ diye yerine getirenler içinde bu ayrıcalıktan yararlanılması sağlanıyordu. Her işin riski vardır, risk karşılığında elde edilen şey ihtiyaçtır, israf denilemez!

Liberal düşüncenin ve yaşam biçiminin de bir ömrü vardır, her şey devlet içinden, her şey devleti yönetenler içine dönüşen bu çark, elbette bir gün üretimin hakim olduğu düzene de döner. O zaman tarih ve gerçekler ile yüzleşme komisyonu kurulursa, bugün yaşananların suç olmadığı zamandan, suç olduğu zamana doğru evirildiğinde; devletin malını kendi malı gibi savuran, yandaşına pay dağıtan, ‘her riskin bedeli vardır, o bedelinde ödülü lüks yaşamdır’ diyenlerin ve de işlenen tüm faili belli cinayetlerin ‘emri ben verdim’ diyerek sahiplenin sahiplenenleri olacak mı? 


İsmail Cem Özkan 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.