“Ertuğrul Kürkçü'ye Vurmanın Dayanılmaz Hafifliği”
Popüler konular hiç eksik olmaz. Hedefe konulan isim popüler
ise onun üzerinden prim yapılır; satılması muhtemel olan kitap ya da ürün
satışı da o popülerlik üzerinden yapılır. Bunu magazin programları yapar: hep
kavga, birbirine laf çakanlar... Bu hem seyirciyi o kanalda tutar hem de yeni
çıkardıkları CD ya da parçanın dinlenme rakamını artırır.
Ertuğrul Kürkçü katliamdan sağ kurtuldu. “Sen neden
ölmedin?” demek yerine, kurtuldu ama o yoldan gitmedi diye suçlanıyor. Adam
kurtulmuş, kendisince ders çıkarmış ve yaşamak için yeni bir yol çizmiş; o
yolda gitmiş.
Peki, o katliam olmadan önce Mahir ve arkadaşlarının kurduğu
siyasi partiden ayrılanlar? Onlar Merkez Komitesi üyeleriydi; ayrıldılar.
Tartıştılar, Mao'cu çizgiye doğru savruldular. Birileri suçlamış olabilir, ama
kimse ikide bir onları gündeme almadı. Mahir'i eleştiren yayınlar yaptılar;
kimse oturup “Bu adamlar Mahir'i eleştiremez.” demedi. Kızıldere yolu yanlıştı;
o yolun başında “Buna gitmeyin.” dediler. Kimse onlara o zaman hain diyerek
ölüm fermanı çıkarmadı.
Lazım olunca kimse gündeme getirmedi, çünkü konu popüler
değildi. Eski Merkez Komitesi üyeleri farklı ve kitlesel bir örgüt kurmuş
olsalardı, şimdi “Mahir çizgisini ben temsil ettim, onun yolunu bozmadan
korudum.” diyenlerin eleştirisi olabilir miydi?
Zaten kimse onlar Kızıldere'de katledildikten sonra “Bire
bir devam ettireceğiz.” demedi. “Kuracağımız yapı geçmişin eleştirisi olacak.”
dediler. Sonuçta Devrimci Yol, THKP-C'nin yani Mahirlerin eleştirisidir.
Şimdi karşılaştırmalı olarak bu eleştiriler nerede
yapılmıştır? Hangi çizgi devam etmiş, hangisi reddedilmiştir diye kronolojik ve
analitik bir eleştiri yapılmış mıdır?
Ertuğrul Kürkçü popüler sol siyaset içinde milletvekili
olmuş, şimdi bir medyanın ortaklığını yapmakta ve o medyada yaptığı dosyalarla
ortada biridir. Doğru ya da yanlış, hâlâ kendisini solda tanımlıyor ve
Erdoğan'ın danışmanlarından biri olmamıştır.
Bu arada bir parantez açayım: Ben şahsen hiçbir zaman yan
yana gelmiş, onunla sohbet etmiş biri değilim. Etmek isteseydim birçok ortak
zemin vardı, ama öyle bir niyetim olmadığı için tanışmadım.
12 Eylül'ün sürdüğü günlerde, hapishaneden çıkacağı haberi
üzerine bir parka gidip “Umudumuz Ertuğrul Kürkçü” diye yazı yazmış olmam ve o
parka o zamandan sonra girişlerin engellendiğini görmüş biri olarak şunu
söyleyebilirim: Ben o kişiyi savunmak durumunda değilim. Zaten kendisini birçok
konuşmasında ve röportajında ortaya koymuştur. Meclisteki yemin törenine on
karanfille gidip sol yumruğunu havaya kaldırmış biridir.
(O parkı merak edenlere yazayım: Ankara Şafaktepe parkıdır.
O dönemde neden böyle yazı yazdığımı sorarsanız: Sol henüz ortada yoktu; en
azından biri solcu olarak cezaevinden çıkmış olması, sol adına küçük bir
kıvılcım için ortam yaratabilirdi diye umudum vardı.)
Kısaca bana düşmeyen bir şeyi yazmak zorunda kaldım. Bu
kadar ortada olan şeylerin yeniden gündeme gelmesini artık sol adına doğru
görmüyorum. Eleştirilecek o kadar çok şey varken, bir kitap satışı için
“çakmak” doğru değildir.
Kısaca o hâlâ hayata soldan bakıyor. Ama siz istediğiniz
yerden bakmıyor diye eleştirmek ne kadar doğrudur? Her insan hata yapar, her
insan yeni bir rota belirler. Değişim kaçınılmazdır; diyalektik olarak zaten
bunu reddetmek başlı başına Marksizm düşünce yapısından çıkmak demektir.
Şimdi bugün kimse Devrimci Yol'u olduğu gibi, tüm
yapılarıyla savunuyorum ve ona uygun yapılar kurdum, onu aşacak bir devrimci
örgüt oluşturduk diyor mu? Keşke olsa...
Her kişi elinden geldiğince sol adına bir şeyler yapıyor;
hatalarıyla, el yordamıyla yol alıyor. Hazır reçete yok. O gelenekten
gelenlerin önemli bir bölümü Kemalizm bataklığından Marksizme geçiş yapmamış;
hâlâ Kemalist devrimi aşacak bir bakış açısıyla o dönemi eleştirmek, resmî
tarihi sorgulayan bir görüş belirtmeden yol almaya çalışıyor.
Onlara sorarsanız en has, en hakiki Marksizm kendilerinin
belirlediği görüşlerdir. Ne denir, yolları açık olsun. Umarım kitlesel bir sol
yaratılır ve solun bir bölümü şu CHP kuyrukçuluğundan kurtulur; diğer bölümü de
DEM kuyruğundan kurtulup Kürt hareketi daha bağımsız bir şekilde kendisini
ifade edecek konuma kavuşur.
Sol neden hep birilerinin gölgesinde, onların liderleriyle
yapılan pazarlıklarla yol almaya çalışıyor, onu da ben anlamıyorum. Mahir'in ne
MDD ne de TİP gölgesinde yapısını kurdu. “Tam bağımsız Türkiye” derken “tam
bağımsız” örgütünü kurduğu ve kendi doğrularıyla hareket ettiğini, sonucunu da
korkmadan kabul ettiğini tarih bize fısıldıyor.
Ertuğrul Kürkçü gündeme hâlâ geliyorsa, demektir ki hâlâ
popülerdir ve onun gölgesinden prim yapanların var olduğunu gösteriyordur.
Ancak bu durum, solun kendi bağımsız reflekslerini geliştirmeden sadece gölge
tartışmalarına takılıp kalmasının ne kadar sınırlı olduğunu da ortaya koyuyor.
Popülerlik ve kişisel tartışmaların ötesine geçmeden, geçmişin eleştirisinden
ders almak yerine aynı hataları tekrar etmek kaçınılmazdır. Solun, kendi
doğrularıyla yürüyüp gölgeden çıkmayı başarması; geçmişin yankılarında
kaybolmamak ve kitlesel, bağımsız bir mücadele yaratmak artık bir
zorunluluktur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.