Galata Gazete


13 Mart 2026 Cuma

“Ertuğrul Kürkçü'ye Vurmanın Dayanılmaz Hafifliği”

“Ertuğrul Kürkçü'ye Vurmanın Dayanılmaz Hafifliği”

Popüler konular hiç eksik olmaz. Hedefe konulan isim popüler ise onun üzerinden prim yapılır; satılması muhtemel olan kitap ya da ürün satışı da o popülerlik üzerinden yapılır. Bunu magazin programları yapar: hep kavga, birbirine laf çakanlar... Bu hem seyirciyi o kanalda tutar hem de yeni çıkardıkları CD ya da parçanın dinlenme rakamını artırır.

Ertuğrul Kürkçü katliamdan sağ kurtuldu. “Sen neden ölmedin?” demek yerine, kurtuldu ama o yoldan gitmedi diye suçlanıyor. Adam kurtulmuş, kendisince ders çıkarmış ve yaşamak için yeni bir yol çizmiş; o yolda gitmiş.

Peki, o katliam olmadan önce Mahir ve arkadaşlarının kurduğu siyasi partiden ayrılanlar? Onlar Merkez Komitesi üyeleriydi; ayrıldılar. Tartıştılar, Mao'cu çizgiye doğru savruldular. Birileri suçlamış olabilir, ama kimse ikide bir onları gündeme almadı. Mahir'i eleştiren yayınlar yaptılar; kimse oturup “Bu adamlar Mahir'i eleştiremez.” demedi. Kızıldere yolu yanlıştı; o yolun başında “Buna gitmeyin.” dediler. Kimse onlara o zaman hain diyerek ölüm fermanı çıkarmadı.

Lazım olunca kimse gündeme getirmedi, çünkü konu popüler değildi. Eski Merkez Komitesi üyeleri farklı ve kitlesel bir örgüt kurmuş olsalardı, şimdi “Mahir çizgisini ben temsil ettim, onun yolunu bozmadan korudum.” diyenlerin eleştirisi olabilir miydi?

Zaten kimse onlar Kızıldere'de katledildikten sonra “Bire bir devam ettireceğiz.” demedi. “Kuracağımız yapı geçmişin eleştirisi olacak.” dediler. Sonuçta Devrimci Yol, THKP-C'nin yani Mahirlerin eleştirisidir.

Şimdi karşılaştırmalı olarak bu eleştiriler nerede yapılmıştır? Hangi çizgi devam etmiş, hangisi reddedilmiştir diye kronolojik ve analitik bir eleştiri yapılmış mıdır?

Ertuğrul Kürkçü popüler sol siyaset içinde milletvekili olmuş, şimdi bir medyanın ortaklığını yapmakta ve o medyada yaptığı dosyalarla ortada biridir. Doğru ya da yanlış, hâlâ kendisini solda tanımlıyor ve Erdoğan'ın danışmanlarından biri olmamıştır.

Bu arada bir parantez açayım: Ben şahsen hiçbir zaman yan yana gelmiş, onunla sohbet etmiş biri değilim. Etmek isteseydim birçok ortak zemin vardı, ama öyle bir niyetim olmadığı için tanışmadım.

12 Eylül'ün sürdüğü günlerde, hapishaneden çıkacağı haberi üzerine bir parka gidip “Umudumuz Ertuğrul Kürkçü” diye yazı yazmış olmam ve o parka o zamandan sonra girişlerin engellendiğini görmüş biri olarak şunu söyleyebilirim: Ben o kişiyi savunmak durumunda değilim. Zaten kendisini birçok konuşmasında ve röportajında ortaya koymuştur. Meclisteki yemin törenine on karanfille gidip sol yumruğunu havaya kaldırmış biridir.

(O parkı merak edenlere yazayım: Ankara Şafaktepe parkıdır. O dönemde neden böyle yazı yazdığımı sorarsanız: Sol henüz ortada yoktu; en azından biri solcu olarak cezaevinden çıkmış olması, sol adına küçük bir kıvılcım için ortam yaratabilirdi diye umudum vardı.)

Kısaca bana düşmeyen bir şeyi yazmak zorunda kaldım. Bu kadar ortada olan şeylerin yeniden gündeme gelmesini artık sol adına doğru görmüyorum. Eleştirilecek o kadar çok şey varken, bir kitap satışı için “çakmak” doğru değildir.

Kısaca o hâlâ hayata soldan bakıyor. Ama siz istediğiniz yerden bakmıyor diye eleştirmek ne kadar doğrudur? Her insan hata yapar, her insan yeni bir rota belirler. Değişim kaçınılmazdır; diyalektik olarak zaten bunu reddetmek başlı başına Marksizm düşünce yapısından çıkmak demektir.

Şimdi bugün kimse Devrimci Yol'u olduğu gibi, tüm yapılarıyla savunuyorum ve ona uygun yapılar kurdum, onu aşacak bir devrimci örgüt oluşturduk diyor mu? Keşke olsa...

Her kişi elinden geldiğince sol adına bir şeyler yapıyor; hatalarıyla, el yordamıyla yol alıyor. Hazır reçete yok. O gelenekten gelenlerin önemli bir bölümü Kemalizm bataklığından Marksizme geçiş yapmamış; hâlâ Kemalist devrimi aşacak bir bakış açısıyla o dönemi eleştirmek, resmî tarihi sorgulayan bir görüş belirtmeden yol almaya çalışıyor.

Onlara sorarsanız en has, en hakiki Marksizm kendilerinin belirlediği görüşlerdir. Ne denir, yolları açık olsun. Umarım kitlesel bir sol yaratılır ve solun bir bölümü şu CHP kuyrukçuluğundan kurtulur; diğer bölümü de DEM kuyruğundan kurtulup Kürt hareketi daha bağımsız bir şekilde kendisini ifade edecek konuma kavuşur.

Sol neden hep birilerinin gölgesinde, onların liderleriyle yapılan pazarlıklarla yol almaya çalışıyor, onu da ben anlamıyorum. Mahir'in ne MDD ne de TİP gölgesinde yapısını kurdu. “Tam bağımsız Türkiye” derken “tam bağımsız” örgütünü kurduğu ve kendi doğrularıyla hareket ettiğini, sonucunu da korkmadan kabul ettiğini tarih bize fısıldıyor.

Ertuğrul Kürkçü gündeme hâlâ geliyorsa, demektir ki hâlâ popülerdir ve onun gölgesinden prim yapanların var olduğunu gösteriyordur. Ancak bu durum, solun kendi bağımsız reflekslerini geliştirmeden sadece gölge tartışmalarına takılıp kalmasının ne kadar sınırlı olduğunu da ortaya koyuyor. Popülerlik ve kişisel tartışmaların ötesine geçmeden, geçmişin eleştirisinden ders almak yerine aynı hataları tekrar etmek kaçınılmazdır. Solun, kendi doğrularıyla yürüyüp gölgeden çıkmayı başarması; geçmişin yankılarında kaybolmamak ve kitlesel, bağımsız bir mücadele yaratmak artık bir zorunluluktur.

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.