Masalar Kurulunca Ölüm Başlar
Masalar kurulmuş, üzerlerinde savaş aletlerinin oyuncakları…
Yeni olan İHA’lar, SİHA’lar, uydular, füzeler, rampalar, son model uçaklar…
Eskisine benzer gemi maketleri… Ama içlerinde yeni olanlar da var: uçak
gemileri, nükleer enerji ile çalışan! Düşünsenize o geminin battığını… Battığı
bölgede belki yüz yıl hayat olmayacak!
Birinci ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde, sonrasında ve
savaş sürerken kurulan masalar yeniden kurulmuş. İttifak görüşmeleri… Tarihsel
olarak ittifak olanlar, ekonomik olarak bağımlı olanlar… Kısaca güçlü olanın
yanında yürüyen pançolar…
Ölüm ağzını açmış, kitlesel olarak yutmaya hazır…
Henüz işin başında sınırlı sayıda ölüm ile şirin
gözüküyorlar. Canlı yayında verdikleri görüntü, tamamıyla istihbaratın
propaganda görüntüleri…
Acılar, öfkeler gözükmez; yıkılmış betonlar ve tozları,
yanan petrol kuyusu!
“Savaş henüz başlıyor,” diyorlar. Gazze’de çoktan bitti…
Alevi soykırımı yapan Suriye devleti için savaş devam
ediyor…
İsrail, varlık sebebi olarak kendisini yeniden var etme
mücadelesinde…
Amerika efelendiği kadar bağırıyor…
Venezuela ise anlaştığı kadar ayakta!
Bizlere ise savaş teğet geçiyor. Bir kuruşa muhtaç; ama
şimdilik ekmek hâlâ satılıyor fırınlarda, marketlerde!
İkinci Dünya Savaşı’na girmeden işgal edilmiş devletlerden
daha kötü yaşattı siyasi iktidar. Çünkü parası, gücü yoktu. Parası, gücü
olmayan; her zaman savaşa girmeden savaşan ülkelerden daha kötü yaşatır
vatandaşını…
Kendi lüksünden vazgeçmez siyasi güç; ama halk ekmeğe
muhtaç, karne ile alır…
Aç kalanların önüne bir yem atarlar. Onların yağmalaması
istenir. İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında yaşanan azınlıklara karşı
öfke; katliamlar ve yağmalar ile sonlandı. Sermaye el değiştirdi…
Savaşın teğet geçtiği yerlerde bomba mutfağa düşer…
Küçük bir azınlık ise refah içinde yaşar. Balolar eksik
olmaz, danslar… Elbette her balonun arkasında uyuşturucu, kadın; yaşlı ve
parası olanlara yakışıklı erkek eksik olmaz…
Şimdi olan ama geçmişte olmayan şey: onlar adına yalan
söyleyen bir medyanın olması. Bir iki kırpıntı para ile şükredip efendisi için
yalan söyleyenler… Magazin programlarında o baloların arka yüzü değil, kim şık
kim rüküş olduğunun dedikodusu yapılır…
Magazin haberleri artar bu savaşın teğet geçtiği yerlerde…
Amerika halkını Epstein ile oyalarlar, bizde din ile…
Egemen için hangi araç kullanıldığı önemli değildir.
Düzenin, sistemin, organize işlerin devam etmesidir…
Sonuçta masa kurulur…
O masa öyle bir masa ki yıllar sonra şairler kendi
kurdukları masaya “Masa da Masaymış Ha” der, şiir yazarlar… Ama savaş masasına
şiir yazan olmamıştır…
Savaş masaları genelkurmay salonlarında, girilmesi yasak
odalarda kurulur…
Ama belirleyici olan siyaset masasıdır. Çünkü savaşı,
siyaset masasında cepheye gitmeden savaşın nimetlerinden yararlananlar kurar…
Gerek görürlerse o masayı ortadan kaldırırlar…
Efendiler karar verir, kulları yapar!
Spartaküs, efendisi için kavga etmek istemediğinden isyan
çıkardığı için efendilerin öfkesini üzerine çeker… Efendiler tanrıları
yanlarına alır ve kölelerini yok etmek için katliama girişirler… Yok ederler
ama arkada direniş kalır…
Spartaküs, Almanya topraklarında örgütlenir İkinci Dünya
Savaşı öncesi… Elbette onların da başına gelir: kanallarda cesetlerin yüzmesi,
hapishane hücrelerinde ölümler…
Savaş istemeyenler öldürülür. Savaşacaklara ise florin
verilir; kurşun gelirken, kurşunun sesinden ürkmeden ölümün üzerine yürüsünler
diye…
Savaş sonrası o florin diş macunlarına karıştırılıp tüm
halklara verildi; uslu, akıllı olsunlar diye…
Tüketimin insanı esir alacağını keşfettikleri günden bu yana
moda adına insanları güdülediler… Her sene değişen moda, her sene büyüyen
tüketim çılgınlığı…
Elinde varken daha yeni, daha “iyi” versiyonunu ister oldu
çağdaş insan. Fakirler ise o çağdaşın çöpe attığını toplayarak tüketim
çılgınlığına geriden katıldılar…
Masalar kurulur; ellerde viski… Bazıları viski yerine şerbet
içip gül suyu dökerler…
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir…
Efendiler kazanır. İşçiler efendileri için silah üretir…
Depolar dolunca o depolardaki savaş aletleri yok olsun diye savaş çıkararak
imha ederler depodakileri…
Savaş, bir anlamda tüketim çılgınlığının en kanlı olanıdır…
Savaş aynı zamanda yeni tüketim maddelerinin üretim alanı da
olur. İkinci Dünya Savaşı’nda florin diş macunu olarak girmediği banyo kalmadı…
Bu savaşta bakalım bizi uysal yapacak hangi madde bulunacak
ve bize para ile satacaklar…
Savaş masaları kuruldu. Savaşta masaların kurulması
önemlidir; ama en önemli şey yağmadır…
Yenilenlerin mallarını, emeğini, tarihini kazananlar yağmalayacak
ve kendi halkına kırpıntılarını sunup caddeler boyu eğlenceler düzenlenecek,
ulusal bayramlar icat edilecektir…
Her savaş ya bayram günü ya da anma günü ilan edilmesine
sebep olur…
Bayraklar sallanır, marşlar okunur, meydanlar doldurulur.
Kazananlar zafer anlatır; kaybedenler ise mezar taşlarına isim yazar.
Masalarda karar verenler çoktan başka masalara geçmiş olur.
Ölenler toprağa, yaşayanlar ise yeni bir savaşın hazırlığına
bırakılır.
Sonunda efendiler kazanır.
Bu kısır döngü kırılacak mı, elbette kırılacak işçi sınıfı
kendi iktidarını kurarak!
Sınıfları ortadan kaldırdığın an tüketim çılgınlığı da
ortadan kalkacaktır…
İsmail Cem Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.