Galata Gazete


1 Mart 2026 Pazar

Emperyalist Masalarda Yazılan Savaşlar

Emperyalist Masalarda Yazılan Savaşlar

İran’ın kâğıttan aslan olduğunu bir kere daha gördük. Şeytan ile imzaladıkları anlaşma sonunda onların da kafasını yedi. Milyonlarca insanı öldüren Hamaney’in ölmüş olması; çevre ülkelerde, Alevilerde, Şiilerde, komünistlerde bayram olması gerekirken, onu öldüren Amerikan silahları yüzünden hüzünlüymüş gibi yapanların hepsi günümüzün birer “Faust”udur.

Goethe bir Ortadoğu hayranıydı; o uzun eserini bize bakarak, yıllara yayarak yazdı. Bizleri yönetenlerin, kaderimiz ile oynayanların ve dolayısıyla bizlerin ruhu, şeytana kanlarımız ile atılmış imzalarla satıldı. Bizim satıştan haberimiz yok; çünkü bakın şimdi özelleştirmelere: satılan fabrikalara, kurumlara… Çalışanların haberi olmadan patronları değişiyor. Kime hizmet ettiği bilinmeden sermaye için çalışan işçiler de, satılan kurumun ya da fabrikanın eşyaları gibi devrediliyor. Bu satışlar ancak bittikten sonra, oradan ekmek yiyenlerin haberi oluyor. Sadece fabrika mı? Ülkelerde de bu konuda tıpkı fabrikalar gibi değil midir? Sonuçta ülkeleri de yönetenler CEO’lar değil midir?

Bugün —12 gün süren savaş ve devam eden saldırılar— İran’ın yaşadığını tüm Ortadoğu ülkeleri de sırası gelince benzer şekilde yaşayacaktır. Çünkü satılan ülkede, fabrikada yaşayanlar, ekmek yiyenler kimin şeytan ile kanıyla imza attığını bilemez. Bizler hep sonucu yaşarız. Kilisenin korumasındaki bakire kız, Faust tarafından hamile bırakılır; kardeşi yine Faust tarafından öldürülür. Trajediyi ise günahsızlar, sevdiklerinin katil olduğunu bilmeden yaşar. Bizler bakire Meryem değil miyiz? Birden, babası aslında belli olan ama belli olmadığı için recm edilmeye çalışılan; ama nedense recm edilmek yerine doğuma izin verilen ve ortaya çıkan ürüne de “piç” denilen bir düzenin figürleri değil miyiz?

Faust baştan çıkardığını öldürdü; ben seviniyorum. Ölsün bir katil. Katili bir katil öldürmüş. Önemli olan, masumların o katillerin iktidarını yok edip onları kovmasıdır. O yapılamadığı sürece, yesinler birbirini katiller; nasıl olsa ölen de biziz, trajediyi yaşayan da biz olmaya devam edeceğiz. Bir katil öldü, seviniyorum. Tüm siyasi İslamcılar da öldürülsün. Siyasi dincilerin hâkim olduğu tüm ülkelerde trajedi, dram ve travma çoktur. Ancak ve ancak onların iktidarının sonlanmasıyla belki geçmişle yüzleşmek için bir fırsat yaratılır.

Savaşlar saç ayaklar üzerine oturur. O saç ayakları olmadan savaş ateşi yanmaz!

İstihbarat, lojistik, para, savaş yapılacak alan… Parasız savaş olmaz, değil mi? Peki, paran varsa ama istihbaratın yoksa, paranın bir anda borsa oyunları ile uçmayacağını kim garanti edebilir?

İstihbarat, savaşın vazgeçilmezidir. İran özelinde anlatılan tüm hikâyelerde iki istihbarat öne çıkıyor: Mossad ve CIA. Fakat gerçek daha farklıdır; çünkü İngiliz ve Alman istihbaratı olmaksızın bu iki istihbarat orada çölde kutup ayısı konumunda olur. Aynı şekilde Rus istihbaratı da güçlüdür. Rusya izin vermediği sürece bu operasyon olmazdı. Çin’e sorulmuş mudur? Elbette sorulmuştur. Onların da gönülsüz şekilde izin vermek zorunda kaldığını düşünüyorum; çünkü Çin’in yerleşik politikası silahlı yayılma yönünde değildir. Afrika içindeki Çin yayılmacılığını incelerseniz, bu gerçekle karşılaşırsınız.

Emperyalizm küreseldir; başlangıcından bugüne küreseldir. Emperyalist güçlerin ittifakı ile bu güce dönüşür. Emperyalist devletler arasında anlaşmalar ve ittifaklar olmadan bu küresel güç hareket edemez.

“Kahrolsun Amerikan emperyalizmi, Siyonist İsrail!” Şimdi bu sloganın içinin ne kadar boş olduğunu ispat etmek için uğraşmayacağım. Çünkü bu slogan dışında fikir üretmeyenlerin ne kadar ciddi olduğunu toplum içindeki karşılığında görmek bile önemli değildir; bu durum, tarih bilgisinin ne kadar eksik olduğunu gösterir. Görünen ile kavga etmek dışında kavga edemeyenlerin zaferi olmaz.

Siyonist devlet İsrail’de senin içinde bulunduğun devletin siyonist politikası yok mu? Elbette var. Her devletin benzer politikası vardır; çünkü ulus devlet olmanın koşullarından biridir.

İran işgali olarak nitelenen bu saldırının doğusunda gerçekleşen başka bir savaş, dumanların arasında yok oluyor. Pakistan–Afganistan savaşı birden unutuldu ve Pakistan’daki Amerikan Konsolosluğu’na saldırı öne çıkarıldı. Tüm İslam devletlerinde Amerikan konsoloslukları önünde protestolar olacaktır; çünkü bu, güdülenmiş bir davranıştır. Bu kaçınılmazdır. Bunu Amerika da bilir, o ülkelerin idarecileri de bilir.

İran Devrimi olarak adlandırılan, Şah’ın kovulması ve Humeyni’nin iktidara gelişi sürecinde Amerikan Konsolosluğu’nun işgali bir senaryoydu. Ölenlerin pek önemi yoktur; önemli olan etkisidir. Yeşil Kuşak politikasının uygulanması için bir iki kişi kurban verildi. Irak’ın İran’a saldırması, Tudeh’in tasfiye edilmesi ve idamlar için fırsat oldu; mollalar iktidara oturdu. O savaş olmasaydı, mollalar iktidara tek başına oturamayacak, kaos sürecekti.

Bunun senaryosu emperyalist devletlerin masalarında yazılır; çoğu da gerçek olur. Güdülerle oynarlar, algıları yönetirler; tarih bilinci zayıf olan siyasi hareketlerin bir bölümünü Don Kişot gibi yel değirmenlerine saldırtırlar. Sancho Panza’lara da tarih yazdırırlar.

Sonuç olarak, Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar yalnızca silahların veya orduların işi değildir; bu savaşlar, emperyalist güçlerin masalarında yazılan senaryoların birer yansımasıdır. Halklar, tıpkı Faust’un trajedisinde olduğu gibi, kendi kaderlerini bilmeden oyunlara sürüklenir; masumlar trajediyi yaşar, suçlular ise güçlerini sürdürebilmek için birbirini tüketir. Savaşın gerçek kahramanı veya düşmanı yoktur; sadece planlanan ve uygulanan güç oyunlarının gölgesinde kalan insanlar vardır. Eğer bu oyunların arkasındaki güçler çözülmez, algılar yönetilmeye devam ederse, bizler hep aynı trajediyi, farklı zamanlarda tekrar tekrar yaşayacağız. Bu nedenle, yalnızca ölenlerin değil, düzeni ve güç ilişkilerini görebilenlerin bilinçlenmesi yetmez; tarihin aynı hatalarını tekrar etmemesi için, bilinçli olanların örgütlenip değiştirenler hâline gelmesi gerekir, işte o zaman bir umut doğar.

 

İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.