Sahnedeki Şatafat, Metindeki Sessizlik
Bilginin sınırlarını zorlayan bir adamın, ruhunu karanlıkla
pazarlık edecek kadar derinleşen arayışı… Bu arayış, simyacı-doktor Johann
Georg Faust’a dayanır. Çok başarılı ama hayattan memnun olmayan bir âlimdir. O,
insanlık felsefesi tarihi ile ilgilenir, kendi kendine sorular sorar ve
yanıtlar arar. Yanıtların kitaplar arasında kaybolması onu bunaltmıştır.
İntihar edecek ve hayattan kopacak kadar derin bir varoluş sorunu çeker. Bu
memnuniyetsizlik, onu bulunduğu ortamdan bir çıkış kapısı aramaya yöneltir.
Sokaklarda onu görmek ve selamlamak için bekleyen bir halk vardır; itibarı
yerli yerindedir, sözü değerlidir, kıymetlidir. Ama o, bu ilgiden bıkmıştır.
Kutsal kitabın ilk sözünü ele alır: “Başlangıçta kelam vardı!” Söz… Ama söz
yeterli değildir; hareket, ışık… Sorular onu içinden çıkamayacağı bir girdaba
sürükler. Bu kara düşünceler arasında birden odasında beliren şeytanın
önerisiyle yeni bir kapının aralanmasına tanık olur.
Şeytan, ona gençliğinin tekrar verileceğini ve yaşadığı
ortamın dışında çok farklı bir hayatı olacağını söyler. Ama ruhunu ister. Faust
sözle anlaşır; şeytan ise kan ile imzalanan anlaşmanın değerli olduğunu
hatırlatır. Kanıyla imzalanan bu anlaşma, ruhunu sınırsız ilim ve dünyevî
zevkler karşılığında değiş tokuş etmesine yol açar.
Faust, genç bir delikanlı olarak kaderini Şeytan
Méphistophélès’nin ellerine bırakır.
Yolculukları sırasında aniden bir hayal belirir: güzel
Marguerite. Ona âşık olur. Onunla birlikte olabilmek için her yolu dener;
değerli mücevherlerle onu baştan çıkarmaya çalışır. Ancak Marguerite, kilisenin
korumasındaki saflığı temsil eder. Bir anlamda o, kilisenin Bakire Meryem’i
gibidir. Verilen tüm hediyeler kiliseye bağışlanır. Olaylar öyle gelişir ki
Marguerite, Faust tarafından hamile bırakılır; kardeşi de Faust tarafından
öldürülür. Günahsızlar, sevdiklerinin katil olduğunu bilmeden acı çeker.
Sahneleme, metinden çok görselliğe yaslanmış. Sahnenin
derinliği sonuna kadar kullanılmış; adeta bir dekor geçidi izledik. Genellikle
tiyatroda ekonomik ve işlevsel tasarımlar tercih edilir; önemli olan, dekorun
değil, oyunun ruhunun seyirciye geçmesidir. Burada ise her bölümde farklı
dekorlar, sürekli değişen sahneler dikkat çekiyor.
Demirden iki platform —biri önde, diğeri arka— oyunculara
iniş çıkış alanı sağlıyor. Arka bölüm zaman zaman projeksiyon perdesine
dönüşüyor; açılan kapılar derinliği artırıyor. LED ve lazer ışık kullanımı
güçlü bir atmosfer yaratıyor. Işık tasarımı titizlikle planlanmış; sahneye
yayılan duman ve sis, bizi adeta masal dünyasına taşıyor. Hareket düzeni de
aynı özeni taşıyor. Ancak bu yoğun görsellik içinde gölgelerin ve karanlığın
daha baskın olduğunu düşündüm. Derinlik vardı; ama bu derinlik metinsel bir
karşılık buluyor muydu, emin değilim.
Görselliğin ötesinde bazı sorular beliriyor. Oyunun dili,
zaman algısı, video yansımaları ve ışık oyunları arasında net bir dramaturjik
hat kurmakta zorlandım. Sahneye gelen market arabası, cenazenin taşınması
—bunlar bugüne dair bir gönderme miydi? Eğer öyleyse, bağ yeterince kurulmadı.
Başlangıçta kilise atmosferini çağrıştıran ses ve görüntü
düzeni, Orta Çağ kostümleriyle birleşiyor. Tanıtım metinlerinde ima edilen
güncel göndermeler sahnede belirginleşmiyor. Oysa bu eser, bugüne taşınmaya
fazlasıyla müsait. Savaşların, ekonomik krizlerin ve derinleşen eşitsizliklerin
yaşandığı bir çağdayız. Enflasyon yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin
yapıyor; Faust’un ruhunu satışı, bu bağlamda çok daha çarpıcı olabilirdi.
Metafizik bir metin için zaman sınırı yoktur. Faust, hem
Orta Çağ’a hem bugüne aynı anda seslenebilir. Bu cesur sıçrama yapılabilirdi.
Emre Başar, Faust rolünde güçlü bir performans sergiliyor.
Şeytan rolündeki Sükûn Işıtan’ın fiziksel temposu dikkat çekici. Sahnenin en
üstünden arkasına uzanan koşturmacası, gerçekten yorucu bir performans
gerektiriyor. Müziğin altında kalan bazı replikler duyulmasa da fiziksel
enerjisi etkileyiciydi. Profesyonel oyuncuların ustalıkları konusunda söz
söylemek bana düşmez; ben oyun içinde bana yansıttıklarına bakarak cümlelerimi
kuruyorum. Oyunu biçimlendiren, akışını belirleyen yönetmendir. Oyuncular
görevlerini eksiksiz yerine getirmiş; danslarda ve sahne hareketlerinde
uyumları dikkat çekiciydi. Tasarımcıların düşüncelerini oyunculara göre
şekillendirdiği anlaşılıyor.
Yine de bütün bu çabaya rağmen sahnelemenin görsel ağırlığı,
metnin felsefi derinliğinin önüne geçmiş görünüyor. İki oyuncuyu öne çıkaran
düzenleme dışında oyun, düşünsel olarak yeterince temas etmedi.
Bu kadar imkân ve bütçeyle Faust, daha sarsıcı bir yorumla
karşımıza çıkabilirdi.
Ankara Devlet Tiyatrosu
Yazan: Johann Wolfgang von Goethe
Çeviren: Zehra Aksu Yılmazer
Uyarlayan: Ali Berktay
Rejisör: Ayşe Emel Mesci
Dekor Tasarımı: Murat Gülmez
Kostüm Tasarımı: Funda Çebi
Işık Tasarımı: Akın Yılmaz
Koreografi: Ayşe Emel Mesci
Görüntü Tasarımı: Can Akyürek
Makyaj Tasarımı: Yeşim Baltacıoğlu
Mapping Tasarımı: Can Akyürek
Dramaturg: Ali Berktay
Yönetmen Yardımcıları: Cem Baza, Meltem Keskin Bayur
Asistanlar: Bulut Uzun, Nazlı İnan
Koreografi Asistanı: Nazlı İnan
Ses Çalıştırıcısı: Şafak Ayyıldız
Kostüm Tasarımı Asistanı: Kardelen Şule Ergün
Sahne Amiri: Ali Ekrem Kahraman
Kondüvit: Tayfun Gültutan, Dursun Çağdaş Topcal
Işık Kumanda: Korhan Boduroğlu
Suflöz: K. Burcu Göksu
Dekor Sorumlusu: Sıddık Atay
Aksesuar Sorumlusu: Serdar Erpençe
Kadın Terzi: Rabia İpek
Erkek Terzi: Murat Hallaçlıoğlu
Perukacı: Ahmet Ermiş
Sinevizyon Sorumlusu: Deniz Çağlar Yakar
Oyuncular:
Nihat Hakan Güney, Emre Başar, Aleyna Güreli, Eray Eserol,
Sükûn Işıtan, Sebilay Yoldaş Algın, Alpay Kemal Atalan, Anıl Çetinkaya, Aykan
Kumru, Behice Şafak Ermiş, Demet Kızılay, Emir Ali Tercan, İlayda Şallı Vural,
Yunus Emre Doğan, Barbaros Efe Türkay, Berivan Dilan Şen, Berfin Batır, Berk Baykut,
Ceren Altundaşar Akyüz, Elif Demir, Nazlı İnan, Sevtap Aktekin, Seda Oksal
Elsaid, Meltem Keskin Bayur, Nazlı Demir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.