Galata Gazete


2 Mart 2026 Pazartesi

Sahnedeki Şatafat, Metindeki Sessizlik

Sahnedeki Şatafat, Metindeki Sessizlik

Bilginin sınırlarını zorlayan bir adamın, ruhunu karanlıkla pazarlık edecek kadar derinleşen arayışı… Bu arayış, simyacı-doktor Johann Georg Faust’a dayanır. Çok başarılı ama hayattan memnun olmayan bir âlimdir. O, insanlık felsefesi tarihi ile ilgilenir, kendi kendine sorular sorar ve yanıtlar arar. Yanıtların kitaplar arasında kaybolması onu bunaltmıştır. İntihar edecek ve hayattan kopacak kadar derin bir varoluş sorunu çeker. Bu memnuniyetsizlik, onu bulunduğu ortamdan bir çıkış kapısı aramaya yöneltir. Sokaklarda onu görmek ve selamlamak için bekleyen bir halk vardır; itibarı yerli yerindedir, sözü değerlidir, kıymetlidir. Ama o, bu ilgiden bıkmıştır. Kutsal kitabın ilk sözünü ele alır: “Başlangıçta kelam vardı!” Söz… Ama söz yeterli değildir; hareket, ışık… Sorular onu içinden çıkamayacağı bir girdaba sürükler. Bu kara düşünceler arasında birden odasında beliren şeytanın önerisiyle yeni bir kapının aralanmasına tanık olur.

Şeytan, ona gençliğinin tekrar verileceğini ve yaşadığı ortamın dışında çok farklı bir hayatı olacağını söyler. Ama ruhunu ister. Faust sözle anlaşır; şeytan ise kan ile imzalanan anlaşmanın değerli olduğunu hatırlatır. Kanıyla imzalanan bu anlaşma, ruhunu sınırsız ilim ve dünyevî zevkler karşılığında değiş tokuş etmesine yol açar.

Faust, genç bir delikanlı olarak kaderini Şeytan Méphistophélès’nin ellerine bırakır.

Yolculukları sırasında aniden bir hayal belirir: güzel Marguerite. Ona âşık olur. Onunla birlikte olabilmek için her yolu dener; değerli mücevherlerle onu baştan çıkarmaya çalışır. Ancak Marguerite, kilisenin korumasındaki saflığı temsil eder. Bir anlamda o, kilisenin Bakire Meryem’i gibidir. Verilen tüm hediyeler kiliseye bağışlanır. Olaylar öyle gelişir ki Marguerite, Faust tarafından hamile bırakılır; kardeşi de Faust tarafından öldürülür. Günahsızlar, sevdiklerinin katil olduğunu bilmeden acı çeker.

Sahneleme, metinden çok görselliğe yaslanmış. Sahnenin derinliği sonuna kadar kullanılmış; adeta bir dekor geçidi izledik. Genellikle tiyatroda ekonomik ve işlevsel tasarımlar tercih edilir; önemli olan, dekorun değil, oyunun ruhunun seyirciye geçmesidir. Burada ise her bölümde farklı dekorlar, sürekli değişen sahneler dikkat çekiyor.

Demirden iki platform —biri önde, diğeri arka— oyunculara iniş çıkış alanı sağlıyor. Arka bölüm zaman zaman projeksiyon perdesine dönüşüyor; açılan kapılar derinliği artırıyor. LED ve lazer ışık kullanımı güçlü bir atmosfer yaratıyor. Işık tasarımı titizlikle planlanmış; sahneye yayılan duman ve sis, bizi adeta masal dünyasına taşıyor. Hareket düzeni de aynı özeni taşıyor. Ancak bu yoğun görsellik içinde gölgelerin ve karanlığın daha baskın olduğunu düşündüm. Derinlik vardı; ama bu derinlik metinsel bir karşılık buluyor muydu, emin değilim.

Görselliğin ötesinde bazı sorular beliriyor. Oyunun dili, zaman algısı, video yansımaları ve ışık oyunları arasında net bir dramaturjik hat kurmakta zorlandım. Sahneye gelen market arabası, cenazenin taşınması —bunlar bugüne dair bir gönderme miydi? Eğer öyleyse, bağ yeterince kurulmadı.

Başlangıçta kilise atmosferini çağrıştıran ses ve görüntü düzeni, Orta Çağ kostümleriyle birleşiyor. Tanıtım metinlerinde ima edilen güncel göndermeler sahnede belirginleşmiyor. Oysa bu eser, bugüne taşınmaya fazlasıyla müsait. Savaşların, ekonomik krizlerin ve derinleşen eşitsizliklerin yaşandığı bir çağdayız. Enflasyon yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapıyor; Faust’un ruhunu satışı, bu bağlamda çok daha çarpıcı olabilirdi.

Metafizik bir metin için zaman sınırı yoktur. Faust, hem Orta Çağ’a hem bugüne aynı anda seslenebilir. Bu cesur sıçrama yapılabilirdi.

Emre Başar, Faust rolünde güçlü bir performans sergiliyor. Şeytan rolündeki Sükûn Işıtan’ın fiziksel temposu dikkat çekici. Sahnenin en üstünden arkasına uzanan koşturmacası, gerçekten yorucu bir performans gerektiriyor. Müziğin altında kalan bazı replikler duyulmasa da fiziksel enerjisi etkileyiciydi. Profesyonel oyuncuların ustalıkları konusunda söz söylemek bana düşmez; ben oyun içinde bana yansıttıklarına bakarak cümlelerimi kuruyorum. Oyunu biçimlendiren, akışını belirleyen yönetmendir. Oyuncular görevlerini eksiksiz yerine getirmiş; danslarda ve sahne hareketlerinde uyumları dikkat çekiciydi. Tasarımcıların düşüncelerini oyunculara göre şekillendirdiği anlaşılıyor.

Yine de bütün bu çabaya rağmen sahnelemenin görsel ağırlığı, metnin felsefi derinliğinin önüne geçmiş görünüyor. İki oyuncuyu öne çıkaran düzenleme dışında oyun, düşünsel olarak yeterince temas etmedi.

Bu kadar imkân ve bütçeyle Faust, daha sarsıcı bir yorumla karşımıza çıkabilirdi.

 

 

Ankara Devlet Tiyatrosu

Yazan: Johann Wolfgang von Goethe

Çeviren: Zehra Aksu Yılmazer

Uyarlayan: Ali Berktay

Rejisör: Ayşe Emel Mesci

Dekor Tasarımı: Murat Gülmez

Kostüm Tasarımı: Funda Çebi

Işık Tasarımı: Akın Yılmaz

Koreografi: Ayşe Emel Mesci

Görüntü Tasarımı: Can Akyürek

Makyaj Tasarımı: Yeşim Baltacıoğlu

Mapping Tasarımı: Can Akyürek

Dramaturg: Ali Berktay

Yönetmen Yardımcıları: Cem Baza, Meltem Keskin Bayur

Asistanlar: Bulut Uzun, Nazlı İnan

Koreografi Asistanı: Nazlı İnan

Ses Çalıştırıcısı: Şafak Ayyıldız

Kostüm Tasarımı Asistanı: Kardelen Şule Ergün

Sahne Amiri: Ali Ekrem Kahraman

Kondüvit: Tayfun Gültutan, Dursun Çağdaş Topcal

Işık Kumanda: Korhan Boduroğlu

Suflöz: K. Burcu Göksu

Dekor Sorumlusu: Sıddık Atay

Aksesuar Sorumlusu: Serdar Erpençe

Kadın Terzi: Rabia İpek

Erkek Terzi: Murat Hallaçlıoğlu

Perukacı: Ahmet Ermiş

Sinevizyon Sorumlusu: Deniz Çağlar Yakar

Oyuncular:

Nihat Hakan Güney, Emre Başar, Aleyna Güreli, Eray Eserol, Sükûn Işıtan, Sebilay Yoldaş Algın, Alpay Kemal Atalan, Anıl Çetinkaya, Aykan Kumru, Behice Şafak Ermiş, Demet Kızılay, Emir Ali Tercan, İlayda Şallı Vural, Yunus Emre Doğan, Barbaros Efe Türkay, Berivan Dilan Şen, Berfin Batır, Berk Baykut, Ceren Altundaşar Akyüz, Elif Demir, Nazlı İnan, Sevtap Aktekin, Seda Oksal Elsaid, Meltem Keskin Bayur, Nazlı Demir.

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.