Galata Gazete


14 Ağustos 2026 Cuma

Cennetin Bedeli: Kadın, Tarikat ve Yol

Cennetin Bedeli: Kadın, Tarikat ve Yol

Tarikatların büyüklüğü, serveti, açtığı Kur’an kursları, öğrenci yurtları, kontrol ettikleri camiler hep konuşulur. Peki, bu servet nereden geliyor?

Tarikatlar servetlerini kadınlar üzerinden topluyor; çünkü tarikat üyesi erkeklerin yakışıklı, bakımlı olmak gibi niyetleri yok. Tek tip kıyafet içinde, bu dünyada bütçesine göre kadın, öteki dünyada ise sonsuz kadın, huri ve bitmeyen seks hayaliyle tarikata varlığını, mirasını veriyor. Çünkü tarikat sayesinde bir cemaatin içinde oluyor ve hepsi kendisi gibi düşündüğü için cennete gidişini engelleyecek hiçbir şeyle karşılaşmıyor. Kısaca, cennet için tarikata giriyorlar.

Peki, bu durumda kadınlar neden girer?

Sadece erkeğine biat ettiği için mi?

Cemaat ilişkisi onlara konforlu bir yaşam sunuyor. Gerçi birçok özgürlük alanları yok; çünkü inançları, bu özgürlüklere ulaşmalarını zaten yasaklıyor. Bu inanç içinde olan bir kadın için erkeğini mutlu etmek, onun için saçını açmak, diğer erkeklerden saçını saklamak ve elini uzatmamak birer ritüel olmanın ötesinde, inancın değişmez kuralları olarak görülüyor. Sonuçta kadın da cennete gitmek ister.

Peki, sizde tarikat denilince neden hep Sünni inançtaki tarikatlar gelir? Başka inanç ve mezheplerin tarikatı yok mu? Onların şatafatlı yaşamı diğerlerinde yok mu? Tarikat şeyhi, dedesi, babası, papazı, hahamı benzer şekilde yaşamıyor mu? Yönetici olanların bir ellerinin parada, bir ellerinin kadınlarda olması tesadüfi mi? Din, insanlara benzer vaatlerde bulunmuyor mu?

Sonuçta din, insanları öteki dünyaya bu dünyadan hazırlamak değil midir? Bundan dolayı dinler, ölüm üzerine varlıklarını inşa etmezler mi? Onlar için bu dünyada yaşamdan daha önemli bir şey vardır: öteki dünya ve vaat edilen cennet.

Kadınlar dinde hep ikinci sınıf değil midir?

Sonuçta Tanrı cinsiyetsiz değil midir? Batı dillerinde cinsiyet özellikle vurgulanır; bizim gibi dillerde cinsiyet ortada kalır. Ama dinî anlatılarda Tanrı çoğu zaman eril bir dille tarif edilir. Sonuçta Meryem'den bir erkek çocuk elde etmiştir...

Erkeğin kaburgasından kadın yaratılır; ilk kadın Lilith ise hep itiraz eder. Ama o da artık şeytandır! O gelmesin diye maviye boyanır çerçeveler; evlerde hâlâ yaşar bu gelenek.

Erkeklerin oluşturduğu toplumda feministler bir anlamda Lilith'tir. İtiraz ederler.

Ama kadın hakları, dinin hâkim olduğu ülkelerde, seküler yaşamın olmadığı coğrafyalarda ne durumdadır? Kadın köledir; kafes arkasında yaşayan, tek başına erkeksiz sokağa çıkamayan ve erkek istediği için cinsel ilişkiye giren, hiç tanımadığı yaşlı dedesiyle evlenip ona “kocam” diyen bir düzendir.

Şimdi seküler yaşamı ve laikliği oturtmuş toplumlarda kadınların hakları vardır. Orada da sorunlar devam eder; çünkü dinin toplum içindeki egemenliği devam ettiği için kadın cinayetleri de dinî duyguları ağır olan, laik ya da tarikat üyesi olup Tanrı korkusu taşıyanlar arasında görülebilir.

Peki, neden “Tanrı korkusu” olarak tarif edilen şey, Tanrı korkusundan daha çok cennete ya da vaat edilen yere gidememe korkusu olmasın?

Çünkü sonuçta yaratandan korkmak, babadan korkmak gibidir. Babanın maddi gücü ve otoritesi hâkimken, o ayrıcalıktan yararlanamaktan korkan bireyin babasına karşı duyduğu zorunlu saygı, zaman içinde korkuya da dönüşür. Fakat babalar, otoritenin ve erkeğin temsilcisi olmasının ötesinde; istikrarlı, düzenli yaşamın, ekonomik refahın ve konforlu hayatın da sembolüdür.

Bugün otobüse dahi binerken Allah'ın ismini zikredenlerin korkusunun kaynağı nedir?

Sonuçta ölüm, inanan kişi için Tanrı ile buluşmaksa, ondan korkmamak gerekmez mi? Onun kurallarını çiğnemediği sürece onun adını sürekli anması neden gereklidir?

Ama tarikatlar ona öyle bir görev vermiş ki: “Zikredeceksin.” Unutur belki diye kadınlar ellerinde sayaçlarla günde kaç defa Allah'ın isimlerinden birini söylediğini kafasına not eder, sürekli mırıldanır.

Ya unutursa?

Çünkü kadının aklı erkeğe göre zayıftır!

Bundan dolayı kadınlara görevler verilir. Erkek çocuklar daha özgürdür. Onların elinde hiç sayaç gördünüz mü?

Belki de mesele tam burada düğümleniyor: Bu dünyadaki cinsellik ile öteki dünyadaki cennet vaadi, ölümle birbirine bağlanıyor. Erkek için bu dünyada parasına göre kadın, öteki dünyada ise sonsuz kadın ve seks hayali; kadın için ise itaat, aile, cemaat ve cennet umudu...

Tarikatın “yolu” da tam burada ortaya çıkıyor.

İnsan cennet için bu dünyada neyi vermeye razı?

Parasını mı, mirasını mı, özgürlüğünü mü, bedenini mi, iradesini mi?

Ve bu bedeli en çok kim ödüyor?

Cennetin bedeli nedir? Kadın, tarikat ve yol dediğimiz şey aslında neyin karşılığıdır?

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.