Galata Gazete


26 Eylül 2026 Cumartesi

Birlik Beraberlik İçin Son Bir Şarkı

Birlik Beraberlik İçin Son Bir Şarkı

İstanbul’da kabare işi yapan Agop, Türkiye’deki gelişmeler üzerine yaşayamaz hâle gelince, kabaresini oyuncuları Anita, Azize ve Nefise ile birlikte “zorunlu göç” ile Lefkoşa’ya taşımıştır. Orada açılan kabareye başkaları da katılacaktır. Georgina, ışıkçısı da Lefkoşeli Türk’tür.

Lefkoşa o süreçte İngiliz yönetimi içindedir. Olaylar henüz toplumlar arasında çatışmaya dönüşmemiştir. 1957 yılı, bir yol ayrımının görünür olmaya başladığı yıl gibidir.

O tarihlerde Ortadoğu ateş topudur. Halklar birbirine girmiş, ateş içinde savaşmaktadır. Kıbrıs’ın geleceği de bu çatışmaların gelişimi ile bağlantılıdır; çünkü İngiliz çıkarları, adanın nasıl bir yol izleyeceğini belirleyecektir.

Siyasi olaylar, toplumun çözülmesi ve yeniden oluşturulma sürecinde Agop’un deyimiyle “kabare dünya içinde bir dünyadır. Mutlulukta uzlaştığın” ayrı bir dünyadadır.

Seyircisinin özellikle her kesimden olmasına özen gösterirken alışverişlerini de çeşitlendirmiş, her kesimden alışveriş yapmaya dikkat etmektedir. Kısaca, o taraf değildir. Dışarıda ne olursa olsun, bu kabare içinde birlikte mutlu olmak, aynı zamanda ortak eğlenebilmektir.

Kabare sadece eğlence değildir elbette; eğlendirirken mesajlar da vermektedir. O, birlikten ve ortak yaşamdan taraftır. Ayrım yapmadan tüm seyirciler karışık oturmaktadır. İngiliz sömürgecilere karşı direnen Rumlar, Türkler, İngilizler ve diğer halklar, hepsi o kabare çatısı altında eşittir.

Fakat dışarıdaki dünya değişmektedir.

Lefkoşa Belediye Meclisi’ndeki 12 azadan 8’i Rum, 4’ü Türk’tür. Olaylar öyle bir gelişir ki Türkler ve Rumların yaşam alanları arasında dikenli teller çekilir, adanın taksimi için adımlar atılır.

Bu gelişmeler üzerine Agop’un sesi duyulur:

“Farklılıklar güzeldir. Engel değildir beraber olmaya. Ama ne vakit ki bir farklılığın altını çizerler, misal o Türk’tür, bu Rum’dur, bu Ermeni’dir derler, işler değişir. Ne vakit ki bir farklılığın altını çizerler, o vakit bir ihtimalin de üstünü çizerler; beraber olma ihtimalinin.”

Korkusunu dillendirmekte, Rumları ve Türkleri kabaresinde birlikte eğlenmeleri için davet etmeye devam etmektedir.

İşin ilginç yanı, o dönemde kabare altın çağını yaşamaktadır. Kargaşanın ortasında altın zamanını yaşayan kabare!

Kargaşadan kaçmışlar, yeni yaşam alanlarını bulmuşlar ama kaderleri belki onları izlemektedir. Ülke, İstanbul’daki Eylül Olayları’nda olduğu gibi yağmaya, talana, öldürmeye doğru ilerlemektedir. Rumlar Rum dükkânlarından, Türkler Türklerden alışveriş yapmakta, parası olanlar ise İngiliz dükkânlarına gitmektedir. Elbette Rumlar gidenler tarafında değildir, çünkü silahlı bir mücadeleye girişmişlerdir. Ayrışma, “birlik” kelimesinin içinde olgunlaşmaktadır.

Kabarede çalışanlar, yaşayanlar ise bu çatışmada taraf değildir; aradadır.

Bu konuda Agop şöyle der:

“Hasbelkader içine doğduğumuz bu yerde, yerimizi arar dururuz. Bazılarımız diğerlerinden daha fazla. Yerini bulamayanlar köklerini salamazlar… Arada kalanların kökleri nereye doğru uzar?”

Yeni yaşam alanında kök salamayacaklarını hissetmektedir ama umut taşımaktadır. Bir ihtimal!

O ihtimal onları ayakta, bir arada tutmaktadır. En azından toplumdaki ayrışma kabare içinde olmayacaktır. Bir arada, birlikte çalışmaya, birbirine karşı hoşgörü geliştirmeye çalışarak kriz anlarını yönetebilmektedirler.

Farklı kültürden gelen insanların ortak kaderidir kabare. Farklı kültürlerin mozaiğidir. Her dilden şarkılar söylenir. Her dilden kelimeler sıkışır cümlelerin arasına.

Bir çatı altında bir umudu yeşertmek ve kök salması için uğraşan Agop’un hesaba katmadığı gelişmeler ise artık onun dünyasının kapısını çalmaya başlamıştır.

Çatışmaların en yoğun yaşandığı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti kurulması fikri ortaya atılır ve kısa zamanda iki toplumlu bir cumhuriyet doğar. Ayrılık, birden birlikte cumhuriyet çatısı altında yaşamaya dönüşmüştür…

Yeni umutlar, yeni gelecek hayalleri…

Agop şaşkındır, inanamaz.

İnanılması güç olan gerçekleşmiştir. Dikenli teller ortadan kaldırılmış, cumhuriyet oluşturulmuştur.

Türk ve Rum toplumlarına devlet yönetiminde belirli oranlarda temsil hakkı verilir. Ama azınlık olanlara, yani Rum ve Türkler dışında kalanlara iki seçenek sunulacaktır: Kimin yanında olarak anılacaklardır?

Ermeni Agop’a ya Rum olacaksın ya da Türk dayatması yapılır.

Seçimlerde gizli oy kullanılmasına rağmen kime ne kadar oy çıktığı sorgulanmakta, nerede oy kullandığına bağlı olarak Türklere ya da Rumlara ne kadar oy atıldığı ve kimler tarafından atıldığı araştırılmaktadır. Her iki toplum, kendi lehine gelmeyen oyu ajanlıkla, hainlikle suçlayacak söylemler geliştirmektedir. Kısaca, nefret söylemi tohumları toplumlar arasında, azınlıklara yönelik de işlemektedir.

Dışarıda yeniden çatlaklar oluşurken kabarede hayat devam etmektedir.

1964 yılını karşılamak için Agop hazırlıklar yaparken Rum ve Türkler arasında silahlı çatışmalar başlar. Silahlı çatışma Anita’yı İstanbul’daki Eylül Olayları’na alıp götürür; travması gün yüzüne çıkar.

Onu yatıştırmaya çalışırken ışıkçı Mustafa soluk soluğa kabareye gelir. Mahallelerinin ateş altında olduğunu belirtir ve ailesini görmek için geri gideceğini söyler.

Agop da onu izler ve geri dönemez.

Agop, İstanbul’dan sürgün edilen Ermeniler ile aynı kaderi paylaşır…

Oyun eğlencelidir; trajedinin içinde eğlenceyi, yaşanmış hikâyelerin yeniden kurgulanarak ortaya çıkarıldığı bir müzikal olarak karşımıza çıkar. Hem eğlenirken hem de tarihe doğru uzanan bir yolculuktur.

Sahnede Ermeni, Rum, İngiliz ve İstanbul’dan gelen Türk kendi şiveleri ile Türkçe konuşurken, Lefkoşalı olan ışıkçı Mustafa’nın İstanbul Türkçesi konuşması beni şaşırttı. Ben ondan Kıbrıs şivesi ile oyuna katılmasını beklerdim.

Onun dışında oyunu çok başarılı buldum. Her oyuncu üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirmiştir. Dansçıların oyuna katkıları da küçümsenmez. Onlar sessizdir ama dansları ile oyuna derinlik katmışlardır.

Öncelikle oyunu yazan ve yöneten Aliye Ummanel’in tarihi derinlemesine araştırması, onu bir müzikal içine damıtması, oyuncuları zamanın olaylarını slogan atmadan, içten içe incelikle işleyerek seyirciye ulaştırması açısından çok değerli.

Kıbrıs tiyatrosunun temel taşını atmış olduğunu düşündüm.

Gerçi Kıbrıs tiyatrosu hakkında çok bilgim yok ama ileride Kıbrıs kültürünün daha görünür ve bizler tarafından izlenir hâle gelmesinde bu oyunun önemli bir yer tutacağını düşünüyorum.

Oyuncular hakkında yazmadan önce özellikle dekoru, ışığı, müzisyenlerin konumu ve canlı performansları hakkında da birkaç söz etmek gerekiyor. Çünkü bunların her biri oyunun dünyasını kuruyor.

Hem oyunun seyrinin seyirciye aktarılmasını hem de oyunun anlaşılır kılınmasını sağlamışlar. Eksik bir ışık hâli yoktur. Oyunda boşluklar ve sessizlik, karanlık anın derinliği, sahnede karanlıkta ya da gri hâlde kalan alanların kullanımı dikkat çekicidir.

Dekor sade ve gerektiği kadar var. Ne fazla ne de eksiktir.

Müzisyenlerin canlı performansı ise oyunun içinden geçiyor. Her nota, her ezgi oyuncudan aldığı nefesi seyirciye taşıyor.

Bu oyunda mikrofonun nerede ve nasıl kullanılacağını da çok güzel gerçekleştirmişler. Son zamanlarda her oyunda alakasız şekilde mikrofon kullanarak oyuncuyu sahnede kaybeden yönetmenlerden değildir. Mikrofonun varlığı oyuncunun önüne geçmiyor; sahnenin içinde kalıyor. Çok başarılı bulduğum anlardır…

Oyunculara gelince, diyeceksiniz, hep Agop’tan bahsettin.

Elbette Agop oyunun başoyuncusudur. Onun anlatımı etrafında oyun kurgulanmıştır. Fakat onun yanında yer alan oyuncular ve roller olmasaydı oyun ortada olmazdı. Agop’un başarısı diğerlerinin başarısıdır.

Diğerlerinin başarısı, Osman Ateş’in oyunu içselleştirmesini de ortaya çıkarmıştır. Şivesini kullanımı, mimikleri ve vücut dili ile usta oyuncu olduğunu ortaya koymaktadır.

Anita rolünde Özgür Oktay, Georgina rolünde Hatice Tezcan, Azize rolünde Döndü Özata, Nefise rolünde Gülsefa Dede, Mustafa rolünde Altekin Erginel, Charis rolünde Barış Refikoğlu, Mr. Filanca rolünde Ali Moda; oyuna, bu esere verdikleri emek her türlü övgüyü hak ediyor.

Her biri şivelerini, trajediyi ve yaşanmış acıları anlatırken mimikleri, sesleri, duruşları ve yönetmenlerinin onlara yüklediği görevleri ustalıkla yerine getirmişler.

Ersen Sururi’nin müziği zamanın ruhunu bugüne taşımış…

Muhteşem…

Elbette canlı müzik yapanların emeklerine sağlık. Onlarsız bu oyun ortada olmazdı.

Emeği geçenlere canı gönülden teşekkür ederim.

 

İsmail Cem Özkan

 

Bir İhtimal Kabare

Yazan & Yöneten: Aliye Ummanel

Dekor Tasarım: Özlem Yetkili

Özgün Müzik: Ersen Sururi

Koreografi: Osman Ateş

Müzik Orkestrasyon: Cahit Kutrafalı

Işık Tasarım: Salih Kanatlı

Işık Uygulama: Fırat Çelik

Efekt Uygulama: Mehmet Eseri

Sahne Amiri: Naciye Arsel

Dekor Asistanı: Ali Moda

Orkestra: Ali Suyolcu, Ercüment Şeker, Ebru Pendakomolu, Ozan Sezikli

Oyuncular: Osman Ateş, Döndü Özata, Özgür Oktay, Hatice Tezcan, Barış Refikoğlu, Gülsefa Dede, Altekin Erginel

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.