Korkunun üzerinde hiçbir şey yaşamaz!
Henüz sabahın ışıkları yaşadığım yere vurmamıştı ama
sokakları ve şehrin karanlık noktalarını Bizans zamanın makamı çoktan
kuşatmıştı. Erguvan ağaçlarının çiçeklerinin rengini alan boğaz artık anılarda
kalan bir fotoğraf parçası, ayakta kalmış sütunların yanında gökyüzüne
bırakılan bir renk konumuna düşmüştü. Ağacın gölgesi yaşadığımız zaman
diliminde İstanbul boğazına ulaşamıyordu, denize çakılan kazıkların üzerine
oturtulan yaya ve kara yolu ağacı denizden koparmıştı…
Sabah kalabalığı sokakları kuşatmadan sokakların hakimi olan
köpekler grup olarak gezmeyi bırakıp her biri kendi bölgesine bireysel olarak
dağılmak üzerine birbirine en son seremonilerini yapıyorlardı. İlk insan
kalabalığı karanlıkta hareket etmeden ayrılmaları ve çöplerin kenarında olan
yiyecek paketlerini koklamaya başlamamışlardı... Karanlık dağılmamıştı, aksine
karanlık daha fazla kendisini hissettirirken doğudan başlayan bir aydınlanma
yeryüzüne gelmekte olanı muştuluyordu...
Bizans makamı ses yok olmuştu... Zaten ortada ne yedi tepeli
şehir kalmıştı, ne de onlardan kalan mahzenler...
Yeraltında var olduğu söylenen tüm değerler metro çalışması
adı altında çoktan beton içinde ya kalmış ya da tarihi belge olmaması için
çöplerde un ufak edilmiş, değerli gibi gözükenler de çoktan yurt dışında antik
borsasının parçası olmuştu bile... Alan ve alıcısının belli olmadığı
müzayedeler İstanbul’un yeraltından çıkanları ile daha da zenginleşmiş...
İstanbul’un geçmiş sesi müzayedelerde bir başka topraklara ve sahiplerine doğru
taşınmaktadır...
Sadece İstanbul’un yeraltı zenginliği mi, geçmişe ait yakın
uzak ne varsa hepsi çöl kumu üzerinde ki gibi savruluyor ve çöl kumunun
boşalttığı alanları beton kaplamıştır. Bütün değerler bir bir erozyona uğruyor
yok oluyordu. Yeni gelenler geçmişi tanımadıkları için ayakları yere basmadan
sanki havada uçar gibi geleceğe doğru uzanmaya çalışıyor ama ayaklarının
altında zemin olmadıkları için gelen rüzgarın gücü ile her şeyi tüketmeye devam
ediyorlar…
Tüketim çılgınlığının hakim olduğu yerlerde eğitim sadece yapılması
gereken bir zorunluluk olma dışında eğitim de bir sermayedir… Ürünün
pazarlanması için devlet eli ile öğrenci yaratılır ve orada eğitimden geçenler
neyi daha iyi tüketeceklerini hem eğitim kurumu hem de mahalle baskısı ile
öğrenirler…
Eğitimin para etmediği, küçümsendiği toplumlarda eğitimsiz
olanların para hırsı ile yaratılmış tüm değerleri yok sayarak " yalnızca
ben yalnızca ben" diyerek hiç bir ölçü tanımadan toplumun bir enayi,
kendisinin dahi olduğuna inanır...
Gelecek korkuların üzerine yükselmez...
Korku içinde koruyu büyütür ve yeni bir korku yaratarak
süreklilik sağlar... Bugün yaşadığımız korkular aslında ilk atalarımızın
yarattığı korkunun büyütülmüş halini yaşarız...
Bir diktatör sadece insanlığın değil aynı zamanda bulunduğu
ülkenin de düşmanıdır...
Yol kenarında yatar cansız vücutlar, yanlarından geçen hızlı
araçlar. Her birinin acelesi var ama çürüyenin acelesi yoktur, zaman onu
bildiği gibi yok edecektir ama artık ona da müsaade etmez arabalardan çıkan
egzoz... Yol kenarında cansız bedenler, yanlarından hızla geçen zaman ve neden
öldüğünü hiç bir zaman anlayamayacak ruhlar... Ölmüş bir köpeğin başında gözü
yaşlı başka bir köpek çaresiz içinde nefessiz yatana bakar. Çaresizdir,
gözünden yaş akmaktadır. Gece karanlığında birbirine destek olan köpeklerden
biri artık yoktur ve çürümeye başlamıştır…
Savaşın yaşadığı ülkede yaşayanlar, neden savaşıldığını
anlayamadan mülteci konumuna düşenler her biri yarınlarının çalındığının
farkına bile varamadan olayların ve bombaların bıraktığı rüzgarda savrulmaya
devam ediyorlar... Zamanın ruhu şarapnel parçasında havaya savrulmaktır... Yol
kenarında yanlarından hızla geçen araçlarının rüzgarından kendilerini koruyarak
daha güvenli buldukları yerlere doğru yol almaya devam ediyorlar… Gözlerinde
korku, tam kavrayamadıkları gerçekler arasında kafalarında oluşmuş korkudan
kaçarken onlar karanlığı aydınlatan farların korkunç görüntüsü altında
belirsizliğe doğru yürüyorlar…
Korkunun üzerinde hiçbir şey yaşamaz!
Korkular üzerinde gelecek inşaat edilemiyor…
Korkular üzerinden özgür düşünce varlığını koruyamaz…
Korkuların hakim olduğu yerlerde ve zamanlarda sağlık denen
kavram bir sermaye yatırımından başka şey değildir…
Korkunun hakim olduğu yerde çaresizlik vardır…
Korku yol kenarında araçların bıraktığı bir rüzgardır belki
de…
İsmail Cem Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.