Fethedilecek Bir Meydan mı, Hatırlanacak Bir Tarih mi?
Taksim yasağı, 1 Mayıs’a haftalar kala başlamış. Taksim
metrosuna açılan duraklarda trenler durmadan geçecek!
“Demir ağlarla ördük” diyecek yine polis, valilik emriyle...
Taksim, bu anlayışla fethedilmesi gereken bir kaleye dönüştürüldü. “Polis asla”
derken, devrimci yapılar “hedef tek” diyor... Bu bilek güreşinin kazananı;
biber gazı satan şirketler, demir barikatları ören şirketler ve saraylarında,
gaz yiyenleri izlemekten haz duyan küçük bir azınlık...
Orada polisi birer kalkana dönüştüren, insan olmaktan
çıkarıp sadece emir-komuta makinesine indirgeyen bir anlayış; sınıf
mücadelesini dar bir alana sıkıştırıyor. Kurtuluş Parkı’nın bir Gezi Parkı
olması için çaba sarf etmeyen bir anlayışı hâkim kılıyor...
Bu kadar dar ve kısır bir döngü içinde mücadele sığar mı?
Kazancı Yokuşu’nda insanlar sıkışarak öldü, ezildi... Ezen
zihniyet bugün hâlâ iktidarda... Ezilenler ise o dönemin hesabını soramadı,
yüzleşilemedi... Ölenlerin tam listesi bile bugün farklı; tarih yazıcıları
kendilerine göre değişken rakamlar veriyor...
Yıllar geçti; katliamın boyutu hâlâ tam olarak ortaya konmuş
değil! O süreç sonrası oluşan devrimci mücadele, anti-faşist mücadeleye
indirgendi... 12 Eylül yenilgisinin temeli, işte bu Kazancı Yokuşu’nun
ezilmişliğinde atıldı...
Devrimciler, sermayenin belirlediği alanlarda kavgayı kabul
ettiler ve onların kuralları içinde mücadele ettiler; hayatlarını kaybettiler,
yaralandılar, travmalar yaşadılar ve bunların tedavisini yapamadılar... Oysa
tedavi, gerçek anlamda yüzleşmek ve net bir tarih söylemi kurmaktır...
Solun net bir tarih söylemi yok; aksine destanlaştırılmış ve
abartılmış bir tarih vurgusu var... Kısacası, kendi içinde bir “resmî tarih”
mevcut...
Kazancı Yokuşu’nda hiç toplu anma olmadı. Her yapı, her
sendika kendi takvimine göre oraya gidip karanfil bırakıyor ve ayrılıyor...
Polis keyfî gözaltı yapıyor...
Kazancı Yokuşu sadece bir yokuş değil. Başlangıç noktasında
bir banka var; küresel bir bankanın şubesi orada duruyor...
O ezilmişliğin, tarihin sembolü bile orada durmuyor...
İsmail Cem Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.