Galata Gazete


27 Nisan 2026 Pazartesi

Fethedilecek Bir Meydan mı, Hatırlanacak Bir Tarih mi?

Fethedilecek Bir Meydan mı, Hatırlanacak Bir Tarih mi?

Taksim yasağı, 1 Mayıs’a haftalar kala başlamış. Taksim metrosuna açılan duraklarda trenler durmadan geçecek!

“Demir ağlarla ördük” diyecek yine polis, valilik emriyle... Taksim, bu anlayışla fethedilmesi gereken bir kaleye dönüştürüldü. “Polis asla” derken, devrimci yapılar “hedef tek” diyor... Bu bilek güreşinin kazananı; biber gazı satan şirketler, demir barikatları ören şirketler ve saraylarında, gaz yiyenleri izlemekten haz duyan küçük bir azınlık...

Orada polisi birer kalkana dönüştüren, insan olmaktan çıkarıp sadece emir-komuta makinesine indirgeyen bir anlayış; sınıf mücadelesini dar bir alana sıkıştırıyor. Kurtuluş Parkı’nın bir Gezi Parkı olması için çaba sarf etmeyen bir anlayışı hâkim kılıyor...

Bu kadar dar ve kısır bir döngü içinde mücadele sığar mı?

Kazancı Yokuşu’nda insanlar sıkışarak öldü, ezildi... Ezen zihniyet bugün hâlâ iktidarda... Ezilenler ise o dönemin hesabını soramadı, yüzleşilemedi... Ölenlerin tam listesi bile bugün farklı; tarih yazıcıları kendilerine göre değişken rakamlar veriyor...

Yıllar geçti; katliamın boyutu hâlâ tam olarak ortaya konmuş değil! O süreç sonrası oluşan devrimci mücadele, anti-faşist mücadeleye indirgendi... 12 Eylül yenilgisinin temeli, işte bu Kazancı Yokuşu’nun ezilmişliğinde atıldı...

Devrimciler, sermayenin belirlediği alanlarda kavgayı kabul ettiler ve onların kuralları içinde mücadele ettiler; hayatlarını kaybettiler, yaralandılar, travmalar yaşadılar ve bunların tedavisini yapamadılar... Oysa tedavi, gerçek anlamda yüzleşmek ve net bir tarih söylemi kurmaktır...

Solun net bir tarih söylemi yok; aksine destanlaştırılmış ve abartılmış bir tarih vurgusu var... Kısacası, kendi içinde bir “resmî tarih” mevcut...

Kazancı Yokuşu’nda hiç toplu anma olmadı. Her yapı, her sendika kendi takvimine göre oraya gidip karanfil bırakıyor ve ayrılıyor...

Polis keyfî gözaltı yapıyor...

Kazancı Yokuşu sadece bir yokuş değil. Başlangıç noktasında bir banka var; küresel bir bankanın şubesi orada duruyor...

O ezilmişliğin, tarihin sembolü bile orada durmuyor...

İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.