Galata Gazete


12 Nisan 2026 Pazar

Kemalizm ile Marksizm: Zoraki Yakınlaşmanın Sınırları

Kemalizm ile Marksizm: Zoraki Yakınlaşmanın Sınırları

Marksizm ile Kemalizmi yan yana getirme çabası, çoğu zaman bu iki ideolojinin sınıfsal ve tarihsel farklarını görmezden gelen bir yaklaşımı ifade eder. Oysa biri burjuva siyasetini, diğeri işçi sınıfının siyasetini temsil eder. Bu nedenle aralarındaki ilişki, kardeşlikten çok bir gerilim ve karşıtlık ilişkisi olarak şekillenir. Nitekim Kemalizm, kuruluşu itibarıyla anti-komünist karakterini açıkça ortaya koymuş bir harekettir.

Bu tarihsel gerçek ortadayken, Kemalistlerle sosyalistleri yan yana getirme çabası nasıl açıklanabilir? Bu durum, büyük ölçüde siyasal ittifak arayışlarıyla ilgilidir. Kendine toplumsal dayanak arayan Kemalist çizgi, zaman zaman en yakın seçenek olarak sol-sosyalist kesimlere yönelmektedir.

“Ortanın solu” söylemi bu bağlamda önemlidir. Bülent Ecevit ile birlikte öne çıkan bu yaklaşım, bir yandan daha geniş kitlelere ulaşma iddiası taşırken, diğer yandan dönemin siyasal dengeleri içinde sağdan merkeze doğru bir kayışı ifade eder. Bu yönelim, kimi yorumlara göre ideolojik bir dönüşümden ziyade, konjonktürel bir konumlanmadır.

Türkiye’de siyasal eksenin yeniden şekillendiği 12 Eylül Darbesi sonrasında ise bu kayış farklı bir yöne evrilmiş; siyaset genel olarak sağa doğru çekilmiştir. Bu süreçte CHP’nin farklı liderlik dönemlerinde izlediği çizgi de sıkça tartışma konusu olmuştur.

Bugün Kemalizm ile sol arasında bağ kurmaya çalışan yaklaşımlar, çoğunlukla kitleselleşme ve siyasal etki yaratma arayışına dayanmaktadır. Ancak bu çabalar, çoğu zaman bağımsız bir sol siyaset üretmek yerine mevcut sağ siyaset içinde konumlanma sonucunu doğurmaktadır.

Bu noktada ortaya çıkan tablo şudur: Kemalist çizginin komünistlere yapısal bir ihtiyacı yoktur. Buna karşılık, bazı sol çevreler kendi varlıklarını sürdürebilmek adına Kemalist söylemle temas kurma ihtiyacı hissetmektedir. Oysa iki ideoloji arasındaki mesafe açıktır; bu yakınlaşma daha çok pragmatik ve oportünist bir zeminde gerçekleşmektedir.

Bu durum, zamanla çelişkili bir siyasal hat üretir. Kendi bağımsız politikalarını geliştiremeyen yapılar, Kemalizmi yeniden üretirken; bunu “sol” bir dil içinde sunmaya çalışır. Böylece ortaya, devletçi, ulusalcı ve yer yer dışlayıcı bir çizgi çıkar. Bu çizgi, semboller üzerinden siyaset üretirken, sınıfsal çelişkileri geri plana iter.

Bu yaklaşım, toplumsal farklılıklarla birlikte yaşama fikrini güçlendirmek yerine; “benim gibi ol ya da dışlan” anlayışını besleyebilir. Açıkça ifade edilmese bile, farklı olanı potansiyel tehdit olarak gören bir siyasal dilin oluşmasına zemin hazırlar.

Güncel siyasal tablo da bu parçalanmışlığı göstermektedir. İktidar karşısında muhalefetin ortak ve tutarlı bir duruş sergileyememesi, farklı ideolojik hatların birbirine yaklaşmak yerine dağınık kalmasıyla ilgilidir. Bu durum, iktidarın gücünü pekiştirirken muhalefetin etkisini sınırlamaktadır.

Seçim sonuçları ve meclis dengeleri de bu tabloyu yansıtır niteliktedir. Geniş bir toplumsal memnuniyetsizlik olmasına rağmen, bu memnuniyetsizlik ortak bir siyasal güce dönüşememektedir. Böylece siyasal alanda çoğunluk hissi oluşsa da, karar mekanizmalarında bunun karşılığı zayıf kalmaktadır.

Bu ortamda geliştirilen siyaset, çoğu zaman günü kurtarmaya yöneliktir. Kalıcı ve dönüştürücü politikalar üretmek yerine, geçici ittifaklar ve anlık tepkiler öne çıkmaktadır. Bu da gerçek anlamda bir muhalefet hattının oluşmasını zorlaştırmaktadır.

Sonuç olarak, CHP geniş kitlelere ulaşabilen bir parti olarak varlığını sürdürürken; sol seçmenin bir bölümünü elde tutmak adına farklı söylemleri bünyesinde barındırmaktadır. Ancak bu durum, bağımsız ve güçlü bir sol siyasetin gelişmesini teşvik etmekten çok, onu gölgeleyen bir etki yaratmaktadır.

İşçi sınıfını temsil iddiasındaki yapılar ise çoğu zaman kendi siyasal hatlarını kurmakta zorlanmakta; aktif bir temsil üretmek yerine destek ve dayanışma düzeyinde kalmaktadır. Bu da sol siyasetin etkisini sınırlayan temel sorunlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.