Galata Gazete


29 Nisan 2026 Çarşamba

Zafer Değil, Ertelenmiş Yenilgi

Zafer Değil, Ertelenmiş Yenilgi


Madenciler maaşlarını alma mücadelesini kazandı. Ama daha sonrası? Çünkü çoğu işsiz kalacak. Yeni iş arayacaklar. Bankaların alacaklarını faizle aldıklarında, şirketten gelen paranın havada—pardon, havale sırasında—eridiğini görecekler...

Kazanmak güzel ama zafer değildir. Bir işçinin çocuğunun geleceği düşünüldüğünde, ne yazık ki kazanımlar çok kısa sürede eriyor...

Netaş grevi olmuştu. İlk büyük grev; Ankara ve İstanbul merkezliydi. Bağımsız Otomobil-İş Sendikası liderliğinde... Ben de o grevin bir parçası oldum. Ankara'da "Dayanışma" adında bir sergi açtım. AST Sahnesi'nde "Bu Zamlar Bana Karşı" adlı Yılmaz Onay oyunu oynandı... İşçilerle birlikte sahnede yerimi aldım. Her gün büroda neler yaşandığına şahitlik ettim.

Grev son dakikada başarıyla bitti. Elbette büyük bir başarı elde etmiştik. Sonuçta ölü toprağı öyle bir atıldı ki toprağa düşen filiz verdi ve diğer grevlerin, Büyük Madenci Yürüyüşü'nün ve TEKEL direnişinin yolunu açtı...

Peki, greve giden işçilere ne oldu?

Çoğu işsiz oldu; işten atıldılar... Birçoğu yaşamın içinde esen sert rüzgârlarla ailelerini kaybetti... Tek başlarına, çaresizce, ölümün soğuk toprağı onları bekledi...

Bazıları bu zaferi kendi kariyer basamaklarına dönüştürdü; kitaplar yazdı, söyleşiler verdi. Ama o grevin omurgasını oluşturan, geçmişin TKP üyesi maden işçilerinin neferleri?

Dostum, arkadaşımın ölüm ilanını tesadüfen gördüm. Cesedini tıp fakültesine bağışlayarak bu dünyadan göçüp gitmiş...

Grevin bir yüzü vardır, bir de diğer yüzleri... Önemli olan, o başarıdan sonra olanlardır... Zafer, tüm işçilerin işyerlerinde işbaşı yapmasıdır. Aksi hâlde kısa süreli başarı, uzun süreli sefaletin de kapısını aralar...

Kriz anı, gerçek pozisyonları açığa çıkarır.

Kurtuluş Parkı direnişi bir kırılma noktasıydı... İşçilerle birlikte olanlar ve onlara seyirci kalanlar...

Meydanda onlarla birlikte açlık grevi yapan liderler; meydanın dışında kırlangıç sallayanlar... Gaz yerken işçilere destek verenler; o sırada başka toplantılarda, proje parası almak için poz verenler...

Sonuçta işçinin dostlarıyla dostmuş gibi görünenlerin ayrışmasını yaşadık...

Sınıfın temsilcisi partilerin liderleri, işçiler gaz yerken nerede duruyordu? Polis ve devletin nerede durduğu ortadayken, 1 Mayıs için meydana çağıranlar nerede duruyordu?

Şehir şehir, ülke sathında bu direnişi genişletmek yerine Kurtuluş Parkı'na hapseden bir anlayışın siyasi zafer kazanması mümkün mü? Elbette değil. Ama eldeki güç ancak bu kadarını yapardı. Sonuçta direniş; para, dayanışma ve arkasında duran sağlam bir irade demektir...

Kurtuluş Parkı'ndaki direnişte sağlam bir irade ve işçi birliğini gördük. Ama onları ayakta tutacak dayanışma?

Dışarıdan bir-iki kırlangıç sallamakla dayanışma olmadığını gördük... Göstermelik şube başkanlarını göndermekle olmuyor...

Hak-İş, Bursa'da İskender yemek için yandaşını 1 Mayıs alanına çağırmış; diğer yanda Kurtuluş Parkı'nda açlık!

Sol, bu direnişi neden ülke sathında ve her iş yerinde öremediğini sorgulamak gerekmez mi?

Ve eğer işçi ertesi gün işsizse, o grev kazanılmış sayılmaz. Sadece yenilgi biraz geciktirilmiştir.

 

İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.