Işığın Unuttukları
Karanlık zamanlarda karanlık güçler izler. Kaçak yaşamak zorunda kalır
insanların bir bölümü. Karanlık zamanlarda, birilerinin karanlığı bir
başkasının aydınlığı ve en mutlu olduğu zamanlardır. Birinin karanlığının
olduğu yerde, ötekinin neşesi vardır...
Karanlık zamanlarda kaçak yaşayanların yaşadığı zorlukları ancak yaşayanlar
bilir. Çünkü bu, hayallerin artık olmadığı ve gerçeklerle çarpıştığı andır.
Örgütlü ve güçlü hissettikleri o gri zamanlardan geriye sadece anılar ve güzel
dostluklar kalmıştır. O dostluklar, yoldaşlıklar, gece yarısı ani baskınları
önlemek için tutulan nöbetler, korsan gösteriler... Hepsi geçmişte, silinmesi
zor ama unutulması imkânsız zamanlar olarak kalmıştır...
Ele geçirilme ve arkadaşlarını ele verme korkusu zaman içinde işleyen bir damla
gibidir. Beynin bir yanında akan zamanın bendi gibi... Her geçen gün, beynin
içine damlayan her damla onarılmaz yaralara, geri dönülmez travmalara yol
açarken; kaçak yaşamak, birinin hücresine kadar işleyen belirsizliğin ve
korkunun toplamı hâline gelmiştir...
Karanlık zamanlarda aranan örgütlerin hepsi yok olmuş gibidir. Örgütünü
arayanların kime, nasıl başvuracağı bile önceden belirlenmemiştir. Çünkü
beklenen ama beklenmeyen gelecek gelmiştir. Şaşkınlık içinde ne yapacaklarını
bilemeyen ve ilk defa karanlıkta yaşamaya zorlananların bilinci, gözlerinin
karanlığa alışma süresi kadar kısa kalmıştır. Bir an önce hazırlanılmalıydı...
Ve bu hazırlık, küçümsenen feodal ilişkiler içinde olacaktı. En yakınları sahip
çıkacaktı karanlık zamanların kaçaklarına...
Feodal ilişkileri parçalamak isteyenler, feodal ilişkilerin içinde yardıma
muhtaç hâle gelmişti. Ancak onları kurtaracak olan da yine akrabalık ilişkileri
olacaktı...
Yakalananlar rahatlamıştı. Beklenen işkenceden geçmiş, başarılı ya da başarısız
sınavlarını vermişlerdi. Ceza almak için mahkeme zamanını ve iddianamelerini
beklerken, karanlıkta yaşamak artık dışarıdaki kaçaklara kalmıştı. Özgürlük
dışarıda olanların hissettiği bir şeydi; ancak görünmez duvarlar çoktan
örülmüştü. Her biri sürek avının kurbanıydı...
Karanlıkta yaşam ağırlaşırken, aydınlıkta yaşayan çoğunluk hiçbir şeyden
habersizdi. Haber bültenlerinde devletin bekası için yapılan operasyonları
izliyor, devletin gücünü alkışlıyorlardı. Bayraklı sokaklarda gururlu başarılar
ve geçmişle övünen, resmî tarihin biçimlendirdiği bireylerdi ve hepsi mutluydu.
Ölüm korkusu azalmıştı; ancak ekonomik sorunlar devam ediyordu. Aç
kalınabilirdi ama ölüm korkusu olmadan...
Karanlık zamanlarda geçmişin kahramanları sessizce sokaklardan geçip gittiler
ve onların gittiğinden kimsenin haberi olmadı. Oysa onlar, o karanlık
zamanlardan önceki gri dönemlerde barikatlarda nöbet tutan, belinde silahıyla
her türlü saldırıya karşı duran, bedenini siper eden birilerinin
kahramanlarıydı. Zaman karanlığa dönüştüğünde ise bu kahramanlar birer tehdit
olarak görülmüş ve hızla unutulmuşlardı...
İçeride olanlar görece rahattı. İşkence görenlerden çoğunluğun haberi yoktu.
Aydınlığın güvenlik güçleri ise her operasyondan başarıyla çıkıyor, aldıkları
ikramiyelerle çocuklarının geleceğine yatırım yapıyordu...
Karanlık zamanlarda sokaklar sessizleşti.
Ve ışık, kendi unuttuklarının üzerinden yürümeye devam etti...
Üstelik kimse, o ışığın aslında neyin üstünde parladığını sormadı.
İsmail Cem Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.