Dünün Sessizliği, Bugünün Krizi
Ülke sathında uzun yıllardır kontrollü bir protesto düzeni
kuruluyor. İktidarın çıkarına uymayan her protesto; gaz bombası, plastik mermi
ve polisin orantısız gücü ile karşılaşırken, iktidarın göz yumduğu etkinlikler
ise protestodan çok kontrollü itiraz alanlarına dönüştü. Her yapı; değişik
renklerde dövizleri, flamaları, kırlangıçları ile etkinliklerde yerini alırken,
muhalif bir liderin TOMA üzerine çıkmasına dahi göz yumulabiliyor. Kısaca,
yukarıdan emir gelmedikçe ne gaz sıkılıyor ne de ilaçlı su kullanılıyor.
Bugünlerde CHP Genel Merkezi’nin zor ile ele geçirilip,
seçilmiş liderlik kadrosunun elinden mahkeme kararı ile partinin alınmasını
yaşıyoruz...
Demokratik mi?
Elbette değil...
Etik mi?
Elbette değil...
Geleneklere uyuyor mu?
Elbette değil...
Ülke tarihinde daha önce görülmeyen bir durum söz konusu.
Yeni bir yol açılıyor ve bu yolun sonunda nereye varılacağı belli değil...
Peki, bizde daha önce antidemokratik uygulamalar olmadı mı?
Meclis kapısından vekilliği düşürülerek gözaltına alınan
vekiller...
O vekillerin dokunulmazlığı kaldırıldığı gün, aslında
bugünlerin altyapısı da kurulmuş oldu. O dönemde Kürt vekiller hapishane
koridorlarına, hücrelere atılırken; bugün kendi içinde kriz yaşayan partinin
Meclis’teki tavrı ne olmuştu?
O dönemde vekillerin Meclis kapısının önünden alınması etik
miydi?
Elbette değil...
Geleneklere uyuyor muydu?
Elbette değil...
Peki, iktidar böyle bir adım attığında muhalefet “Hayır,
yapamazsın” demek yerine ne yaptı?
Sessizce izledi...
O sessizlik, bugün gaz bombaları arasında bir siyasi
partinin genel merkezinin el değiştirmesine kadar uzanan sürece şahitlik
etti...
Vekiller cezaevine götürülürken; o dönemde bayraklar,
flamalar ile sokaklarda, şehir şehir, ilçe ilçe protestolar oldu mu?
Ülke sessizce yaşananları izledi...
O gün suç diye ortaya konan nedenlerin bir kısmı bugün artık
suç olmaktan çıktı...
Bugün bir vekil kürsüden Kürtçe konuşabiliyor; kayıtlara
bazen Kürtçe olarak geçiyor, bazen de Meclis oturumunu yöneten kişinin
tercihine göre “bilinmeyen dil” olarak yazılıyor...
Kişisel tercihler hukuk sistemini belirler hale geldi...
Yasalar ya eşittir ya değildir ama kişilere göre
ayrılıyor...
Toplumun kademelerine göre değişiyor...
Coğrafyaya göre değişebiliyorsa, o ülkede hukuk artık sözde
kalmaya başlamış; yasalar ise yukarıdan gelen niyete göre yorumlanıyor
demektir...
Bugün CHP içinde yaşanan kriz ve onun yarattığı tablo
iktidarı asla rahatsız etmiyor. Rahatsız eden şey, daha çok Özgür Özel’in
iktidar başına yönelik sert eleştirileri gibi görünüyor. Buna rağmen sokaklarda
isteyenin istediği gibi bağırmasına izin veriliyor...
“Hain” diye bağırandan, nefret söyleminin en uç noktasına
kadar giden sözler ve afişler rahatlıkla meydanları doldurmaya devam ediyor...
CHP krizi yönetemedi...
Sokaklarda demokrasi aranıyor...
Zamanında verilmeyen tepkiler, zaten sınırlı olan demokratik
alanın da yavaş yavaş ortadan kalkmasına neden olmuyor mu?
Gün geçtikçe daha sert bir otokratik yönetime doğru
gidiyoruz...
“Daha kötünün daha kötüsü olabilir mi?” tartışmasını bile
geride bıraktık; süreç artık doludizgin ilerliyor...
Peki, bunu durduracak bir sol politika neden yaratılamıyor?
Zamanında verilmeyen her tepki, bugün yaşanan krizin biraz
daha büyümesine neden oldu. Çünkü bir ülkede demokrasi bir anda kaybolmaz; önce
insanlar sessizleşir. Ve sağ, sonunda yine sağın sınırları içinde kaldığında, o
sessizlik daha da derinleşir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.