Galata Gazete


26 Mayıs 2026 Salı

Dünün Sessizliği, Bugünün Krizi

Dünün Sessizliği, Bugünün Krizi

Ülke sathında uzun yıllardır kontrollü bir protesto düzeni kuruluyor. İktidarın çıkarına uymayan her protesto; gaz bombası, plastik mermi ve polisin orantısız gücü ile karşılaşırken, iktidarın göz yumduğu etkinlikler ise protestodan çok kontrollü itiraz alanlarına dönüştü. Her yapı; değişik renklerde dövizleri, flamaları, kırlangıçları ile etkinliklerde yerini alırken, muhalif bir liderin TOMA üzerine çıkmasına dahi göz yumulabiliyor. Kısaca, yukarıdan emir gelmedikçe ne gaz sıkılıyor ne de ilaçlı su kullanılıyor.

Bugünlerde CHP Genel Merkezi’nin zor ile ele geçirilip, seçilmiş liderlik kadrosunun elinden mahkeme kararı ile partinin alınmasını yaşıyoruz...

Demokratik mi?

Elbette değil...

Etik mi?

Elbette değil...

Geleneklere uyuyor mu?

Elbette değil...

Ülke tarihinde daha önce görülmeyen bir durum söz konusu. Yeni bir yol açılıyor ve bu yolun sonunda nereye varılacağı belli değil...

Peki, bizde daha önce antidemokratik uygulamalar olmadı mı?

Meclis kapısından vekilliği düşürülerek gözaltına alınan vekiller...

O vekillerin dokunulmazlığı kaldırıldığı gün, aslında bugünlerin altyapısı da kurulmuş oldu. O dönemde Kürt vekiller hapishane koridorlarına, hücrelere atılırken; bugün kendi içinde kriz yaşayan partinin Meclis’teki tavrı ne olmuştu?

O dönemde vekillerin Meclis kapısının önünden alınması etik miydi?

Elbette değil...

Geleneklere uyuyor muydu?

Elbette değil...

Peki, iktidar böyle bir adım attığında muhalefet “Hayır, yapamazsın” demek yerine ne yaptı?

Sessizce izledi...

O sessizlik, bugün gaz bombaları arasında bir siyasi partinin genel merkezinin el değiştirmesine kadar uzanan sürece şahitlik etti...

Vekiller cezaevine götürülürken; o dönemde bayraklar, flamalar ile sokaklarda, şehir şehir, ilçe ilçe protestolar oldu mu?

Ülke sessizce yaşananları izledi...

O gün suç diye ortaya konan nedenlerin bir kısmı bugün artık suç olmaktan çıktı...

Bugün bir vekil kürsüden Kürtçe konuşabiliyor; kayıtlara bazen Kürtçe olarak geçiyor, bazen de Meclis oturumunu yöneten kişinin tercihine göre “bilinmeyen dil” olarak yazılıyor...

Kişisel tercihler hukuk sistemini belirler hale geldi...

Yasalar ya eşittir ya değildir ama kişilere göre ayrılıyor...

Toplumun kademelerine göre değişiyor...

Coğrafyaya göre değişebiliyorsa, o ülkede hukuk artık sözde kalmaya başlamış; yasalar ise yukarıdan gelen niyete göre yorumlanıyor demektir...

Bugün CHP içinde yaşanan kriz ve onun yarattığı tablo iktidarı asla rahatsız etmiyor. Rahatsız eden şey, daha çok Özgür Özel’in iktidar başına yönelik sert eleştirileri gibi görünüyor. Buna rağmen sokaklarda isteyenin istediği gibi bağırmasına izin veriliyor...

“Hain” diye bağırandan, nefret söyleminin en uç noktasına kadar giden sözler ve afişler rahatlıkla meydanları doldurmaya devam ediyor...

CHP krizi yönetemedi...

Sokaklarda demokrasi aranıyor...

Zamanında verilmeyen tepkiler, zaten sınırlı olan demokratik alanın da yavaş yavaş ortadan kalkmasına neden olmuyor mu?

Gün geçtikçe daha sert bir otokratik yönetime doğru gidiyoruz...

“Daha kötünün daha kötüsü olabilir mi?” tartışmasını bile geride bıraktık; süreç artık doludizgin ilerliyor...

Peki, bunu durduracak bir sol politika neden yaratılamıyor?

Zamanında verilmeyen her tepki, bugün yaşanan krizin biraz daha büyümesine neden oldu. Çünkü bir ülkede demokrasi bir anda kaybolmaz; önce insanlar sessizleşir. Ve sağ, sonunda yine sağın sınırları içinde kaldığında, o sessizlik daha da derinleşir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.