Galata Gazete


26 Mayıs 2026 Salı

Sistemin Değişmeyen Muhalefeti Olmak

Sistemin Değişmeyen Muhalefeti Olmak

“Mutlak butlan” kavramı gündeme geldikten sonra CHP içindeki hizip kavgaları aklıma gelmişti. 12 Eylül öncesindeki İnönü–Ecevit çekişmesi, arkasından Ecevit–Deniz Baykal çekişmesi ve Deniz Baykal ekibinin CHP içinde bir hizip oluşturması…

Bülent Ecevit, 12 Eylül sürecinde partisi kapandıktan sonra kendisini hiçbir zaman CHP genel başkanı olarak algılamadı. Kendisi, “Demokratik Sol” adı altında yeni bir yola girdi ve buna göre yeni ittifaklar kurdu. CHP yeniden açılana kadar Deniz Baykal ise kendi ekibiyle ayrılmadan uzun süre partide kaldı. CHP açıldığında Baykal hizbi geldi ve CHP hizipsiz bir sürece doğru yöneldi.

Yani Ecevit gidince CHP sahipsiz kalmadı; Baykal, yeni CHP’nin sahibi oldu.

Ancak CHP’de yaşanan bu değişim yalnızca bir liderlik dönüşümü değildi. Aynı zamanda 12 Eylül sonrasında şekillenen yeni siyasal düzenin muhalefet anlayışına uyum süreciydi.

12 Eylül darbesinin temel iddiası, “ılımlı İslam”ın hâkim olduğu bir iktidar kurulması ve İslam’ın toplumu bir arada tutacak en önemli araç olarak kabul edilmesiydi.

Baykal, bu yeni dönemde CHP’yi yeniden şekillendiren en önemli isimlerden biri oldu. CHP’nin sistem içindeki konumunu yeniden tanımlayan bu süreçte, parti sert devletçi reflekslerini korurken aynı zamanda iktidarın önünü tamamen kapatmayan bir muhalefet çizgisine yöneldi.

Bugün “tek adam” olarak görülen Erdoğan’ın yükseliş sürecinde de bu dönüşümün etkileri görüldü. Erdoğan’ın uzun süreli iktidarı yalnızca AK Parti’nin başarısıyla değil, aynı zamanda muhalefetin kurduğu siyasal dil ve sınırlarla da mümkün hâle geldi. Baykal ve sonrasında CHP’nin başına geçen isimler, 12 Eylül sonrası oluşan siyasal çerçevenin dışına çıkmakta zorlandı. Türkiye tarihinde en uzun süre iktidarda kalan liderin Erdoğan olması da bu siyasal dengenin sonucu olarak görülebilir.

Bu süreç, İslam’ın ülke gündemine, siyasetine ve günlük yaşama tamamen yerleşmesi açısından uzun bir zaman dilimidir. Erdoğan ise, 12 Eylül darbesi için “Bizim çocuklar başardı” denilen Amerikan siyasetiyle uyumlu bir çizgide hareket ettiğini açık biçimde göstermiştir.

Türkiye’de siyasal yönelimler çoğu zaman yalnızca iç dinamiklerle değil, uluslararası sistemin beklentileriyle de şekillenmiştir. NATO’ya giriş süreci ve sonrasında kurulan güvenlik düzeni, Türkiye siyasetinin yönünü uzun yıllar belirledi. Ecevit’in Kıbrıs konusunda gösterdiği direnç sonrasında Türkiye’nin Amerikan ambargosuyla karşılaşması da bunun önemli örneklerinden biridir. O dönem Türkiye yalnızca ekonomik olarak değil, siyasal yönelim açısından da Avrupa’dan uzaklaşan bir hatta sürüklendi.

Bugün CHP içinde iki grup, ya da görünüş itibarıyla iki ayrı parti görüntüsü oluşmuş durumdadır.

Geçmişte hizip vardı; bugün ise kayyum tartışmalarıyla delegelerin seçtiği yönetim arasında yeni bir ayrışma dikkat çekmektedir.

CHP yeni bir siyasi rotaya mı geçiyor? Ülkemizin geleceği üzerine yeni bir yol mu çiziliyor? MHP bu yeni çizgiye uyum sağladıysa, CHP bu yeni düzende nasıl bir rol üstlenecek?

Sonuçta bizim ülkemizin iç işleri de dış ilişkileri gibidir. Güçlünün beklentisi ve oluşturduğu atmosfer, bizi olduğumuz yerde bile yön değiştirmeye zorlayabilir.

Belki de Türkiye siyasetinde asıl değişmeyen şey iktidarlar değil, sistemin ihtiyaç duyduğu muhalefet biçimidir. İsimler, kadrolar ve söylemler değişse de düzenin sınırlarını aşmayan bir muhalefet anlayışı varlığını sürdürmektedir. CHP’de bugün yaşanan tartışma da yalnızca bir liderlik mücadelesi değil, Türkiye’de muhalefetin sistem içindeki sınırlarının yeniden çizilme sürecidir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.