Galata Gazete


25 Mayıs 2026 Pazartesi

Mahir CHP’li Olsaydı Ölmezdi

Mahir CHP’li Olsaydı Ölmezdi

CHP liderlerinin tamamı siyasal olarak sağ çizgide durmaktadır. “Ortanın solu” söylemi dahi, özellikle “Hayata Dönüş” operasyonu gibi süreçlerde gerçek niteliğini açık biçimde ortaya koymuştur. CHP tarihsel olarak hiçbir zaman solcu bir parti olmamıştır; aksine, belirli dönemlerde otoriter ve devletçi karakteri ağır basan bir yapı olmuştur. Tek parti döneminde demokratik bir siyaset anlayışı değil, İstiklal Mahkemeleri eliyle muhaliflerini bastıran, korku iklimi yaratan bir yönetim anlayışı hâkimdi. Sansaryan Han gibi mekanlar da bu baskıcı geleneğin sembollerinden biri olarak hafızalarda yer etmiştir.

CHP’nin Türkiye’de “sol” olarak görülmesinin temel nedeni, kendi konumundan çok, ülkedeki siyasal merkezin aşırı sağa kaymış olmasıdır. Merkezin sağında duran partilerin siyasal alanı belirlediği bir ülkede, doğal olarak merkez sağ bir parti bile “sol” gibi algılanabilmektedir.

Oysa bugün Türkiye’de CHP’nin solunda duran siyasal yapılar vardır. Bunların bir kısmı merkez sol çizgide, bir kısmı ise daha açık sosyalist ya da devrimci bir hatta durmaktadır. Popüler siyaset yapan bazı yapılar ise sol söylem kullanmalarına rağmen örgütsel ve siyasal karakter olarak sağcıdır.

Bugün Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel/İmamoğlu çevresi arasında yaşanan mücadele de esasen bir koltuk kavgasıdır. Erdoğan’ın müdahaleleriyle bu süreç “demokrasi mücadelesi” gibi sunulmaktadır; ancak hangi taraf kazanırsa kazansın ortaya çıkacak çizgi yine sağ siyaset olacaktır. Bu nedenle CHP içindeki iktidar mücadelesinin benim açımdan siyasal bir anlamı yoktur.

Daha ilginç olan ise, bugün CHP içinde muhalefete düşen kesimlerin Kılıçdaroğlu’na karşı devrimci jargon kullanmasıdır. “Yolumuz Mahirlerin, Denizlerin yoludur” diyerek CHP içi hizip savaşına tarihsel devrimci figürleri dahil etmeye çalışıyorlar. Oysa Mahir Çayan’ın da, Deniz Gezmiş’in de siyasal çizgisi CHP ile aynı zeminde değildi.

Mahir Çayan’ın ayrı bir devrimci örgüt kurmuş olması bile CHP ile arasındaki ideolojik mesafeyi göstermeye yeterlidir. Aynı durum Deniz Gezmiş ve THKO için de geçerlidir. Eğer CHP gerçekten devrimci bir adres olsaydı, bu insanlar ayrı örgütler kurup ölüm pahasına başka yollar açmaya çalışmazdı.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları önce TİP içinde mücadele yürüttü, ardından kendi devrimci çizgilerini oluşturdular. CHP ile organik ya da ideolojik bir bağ kurmadılar. Çünkü CHP’nin temsil ettiği devletçi ve merkez sağ çizgi ile onların devrim anlayışı arasında temel farklılıklar vardı.

Üstelik Deniz Gezmiş’in idam sürecinde CHP’li vekillerin rolü de unutulmamalıdır. Bugün Denizleri sahiplenmeye çalışanların, tarihle bu kadar seçmeci bir ilişki kurması ciddi bir çelişkidir.

Özgür Özel gibi siyasetçileri “devrimci” ya da “solcu” ilan etmek de aynı derecede gerçeklikten kopuktur. Kürt siyasetçilerin tutuklanmasının önünü açan yasal düzenlemelerde CHP’nin Mecliste verdiği destek ortadadır. Aynı şekilde Ekmeleddin İhsanoğlu adaylığında da, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığında da parti içindeki bugünkü “muhalif” kesimler ortak bir çizgide hareket etmiştir. Bu nedenle bugün ortaya konan ayrışmanın ideolojik değil, büyük ölçüde güç ve pozisyon kavgası olduğu açıktır.

CHP’nin tarihsel mirasına romantik anlamlar yüklemek de gerçekçi değildir. “Kuruluş ayarlarına dönmek” söylemi çoğu zaman otoriter devlet geleneğini yeniden kutsamak anlamına geliyor. Çünkü kuruluş süreci yalnızca ilerleme ve modernleşmeden ibaret değildir; aynı zamanda baskıların, yasakların ve kanlı kırılmaların da tarihidir.

Üstelik CHP, iktidarda büyük sorun yaşamadığı 1930’lu yıllarda da Alevileri ve Kürtleri yok sayan bir siyasal anlayışın temsilcisiydi. Bugün özgürlük, demokrasi ve devrim söylemi üretenlerin bu tarihsel mirası görmezden gelmesi ciddi bir tutarsızlıktır.

Kadın hareketi açısından da benzer bir tarihsel çarpıtma yapılmaktadır. Kadınların örgütlü mücadelesi Cumhuriyet’ten önce de vardı. Meşrutiyet dönemi kadınların kamusal alana çıkışını ve örgütlenmesini önemli ölçüde hızlandırdı. Cumhuriyet bu süreci sıfırdan yaratmadı; devraldı ve kendi ideolojik çerçevesine göre yeniden şekillendirdi.

Aynı şekilde Meşrutiyet Anayasası’nın taşıdığı görece özgürlükçü ruhun dahi tam anlamıyla aşılabildiği söylenemez. Türkiye hâlâ gerçek anlamda özgürlükçü ve demokratik bir anayasal düzen kurabilmiş değildir.

Bu nedenle ne Deniz Gezmiş ne Mahir Çayan CHP iç kavgasının tarafı haline getirilebilir. Onlar farklı bir dünya görüşünün temsilcileriydi. CHP ile ne örgütsel ne ideolojik olarak ortak bir yol yürüdüler. Devrimciler, CHP gibi kurucu devlet partisinin ne neferiydi ne de onun siyasal hattının devamıydı.

Devrimcileri CHP’nin iç iktidar savaşına dahil etmeyin.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.